İSTİHBARAT VE BİLGİ TELAKKİSİ

İSTİHBARAT VE BİLGİ TELAKKİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Ham bilgi farklı disiplinler tarafından ele alınır ve kendi ölçüleriyle yoğrularak kendi mülkiyetine geçirilir. Her ilim dalı veya bilgi alanı (ilim haline gelmemiş bilgi alanı), muhatap olduğu bilgiyi önce teşhis eder, sonra tavsif eder, daha sonra da kendi ölçüleriyle tahlil ve terkibe tabi tutar. Temelde bilgi aynıdır, aynı bilgiyi (mesela ham bilgiyi) farklı bir sahaya taşınıp orada yoğrulduğunda ortaya başka bir bilgi çeşidi çıkar.
İstihbarat bakış ve anlayışı farklı bilgi alanlarından birisidir. İstihbarat ile bilgi telakkisini bir başlık altında tetkik etmemizin esas sebebi, istihbaratın bilgi üzerinde ağır etkiler yapan bir usul kullanıyor olmasıdır. İstihbaratın bilgi üzerindeki tesiri o kadar derindir ki, bilginin tabiatını (genetiğini) bozacak kadar ileri noktalara ulaşır. Bu çok ciddi bir meseledir ve çağımızın istihbarat çağı olduğu veya öyle zannedildiği için de çok önemli bir konudur. İstihbarat servisleri bir alana girmişlerse, artık orada sıhhatli bilgi aramak beyhudedir.
*

Batı, reform ve Rönesans’la başlayan kendi karanlığından çıkıp kendini aydınlatmaya başladığında, dünyada çok sayıda kültür vardı ve her birinin kuvvetli veya zayıf, küçük veya büyük hacimli, derin veya sığ bilgi telakkileri mevcuttu. Fakat bunların içinde bir tanesinin bilgi telakkisi çok muhkemdi, çok hacimliydi ve nihayeti görülemeyen derinliğe sahipti, o İslam’dı ve muhteşem de bir medeniyeti mevcuttu. Batıya karşı her kültür ve medeniyet havzası direnmişti ama derin ve muhkem bilgi telakkisi ile İslam (Osmanlı) medeniyeti çok sağlam duruyordu.
Batı bir taraftan kendi bilgi telakkisini inşa ediyor diğer taraftan dünyadaki farklı kültür ve medeniyetlerin bilgi telakkilerine saldırıyordu. İkisini birden yapması şarttı, kendi bilgi telakkisini inşa etmesi yalnız başına kafi değildi, diğer kültür havzalarının sahip olduğu bilgi ve ilim telakkilerinin imha edilmesi gerekiyordu.
Oryantalist taarruz, batının epistemolojik işgalinin öncü hareketiydi. Oryantalist taarruz karşısında direnemeyen doğu, çareyi batının bilgi telakkisine teslim olmakta, onu batıdan daha fazla savunmakta buldu. Tam olarak tecavüzcüsüne (veya baba katiline) aşık olan insan misaliydi yaşanan. Oryantalist taarruzun ardından epistemolojik işgal geldi ve dünyayı ruhundan teslim aldı.
*
Oryantalist taarruz ile paralel epistemolojik işgalin başarıya ulaştığı on dokuzuncu asırda batı, bilgi üzerindeki üçüncü harekatını başlattı, istihbarat operasyonları… İstihbarat operasyonlarının en önemlisi ve en az fark edileni, bilgi üzerindeki operasyonlardı. Bilgi üzerindeki operasyonlarla zihinler işgal edildi, doğudaki tüm kültür havzalarının bilgi telakkileri yıkıldı. Mesela Osmanlıdaki İngiliz ajanlarının ciddi bir kısmı “din adamı” kisvesi giymişti ve dini anlayışı hurafelerle doldurmuştu. On dokuzuncu asır istihbarat operasyonlarının ciddi bir kısmı, “haber almak” için değil, “bilgi vermek” için yapılmış, İslam cemiyetlerinin zihni altyapıları çökertilmiş, dini inanışları çarpıtılmış, epistemolojik işgalin altyapısı hazırlanmıştı. Oryantalist müktesebat hala üniversitelerde “kaynak” vazifesini görmeye devam ediyor ama şu anda esas operasyonlar istihbarat servisleri üzerinden yürütülüyor. Fethullah Gülen Örgütünün ana misyonuna bu açıdan bakmak aydınlatıcı olsa gerek.
Neticede, epistemolojik işgal, oryantalist taarruz, istihbarat dezenformasyonuyla kurulan sacayağı, kendinden beklenen faydayı batı hanesine kar olarak yazdı. Bir iki asırdan beri İslam dünyası tam bir kaos yaşıyor, kaosun temeli ise bilgi telakkisi ile ilgilidir. Doğrudan söylemek gerekirse, İslam dünyası birkaç asırdan beri bilgi kaosu yaşıyor.
*
Bilgi üzerindeki istihbarat operasyonlarının birçok çeşidi ve maksadı var. Bunlardan önemli birisi, “sıhhatli düşünmeyi” imkansızlaştırmaya, böylece düşüncede derinleşmeyi önlemeye ve nihayet oryantalist taarruz ile epistemolojik işgalin fark edilmesini engellemeye dönüktür. Fethullah Gülen ve Mustafa İslamoğlu misallerinde görüldüğü üzere, dinin tahrifine yönelik hamleler Müslümanlardan gelmekte, “alim” sıfatlı kişilerin teşebbüslerine karşı ümmetin savunma bariyerleri zorlanmaktadır.
Bilgi üzerindeki istihbarat operasyonları, bir taraftan “ne düşünmemiz” gerektiğini dikte ederken, bunu sağlayamadığı şahıs ve meselelerde de bilginin genetiği ile oynayarak itimat edilebilir bilgiyi imha etmektedir. Bu operasyonların bir kısmını Müslüman ve alim sıfatlı kişiler eliyle yaptığı için, “itibar” ve “itimat” merkezlerimizi de vurmakta, böylece bilginin hem kendisi hem de kaynaklarından birisi imha edilmektedir. Fethullah Gülen ve Mustafa İslamoğlu üzerinden yürütülen bilgi operasyonları, önce dini “alim” sıfatlı kişilerin eliyle tahrif etmekte, bu adamlar deşifre olduktan sonra da “alim” sıfatlı kişilerin dini tahrif edebildiği kanaati yayılarak, silsile geriye doğru işletilmekte ve mesela İmam-ı Azam Hazretlerine kadar ulaşan itimatsızlık ve itibarsızlık altyapısı oluşturulmaktadır.
Bilgi ve bilgi kaynakları üzerindeki operasyonlar o kadar ince planlanıyor ki, operasyonlar mutlaka hedefine ulaşıyor. Fethullah Gülen ve Mustafa İslamoğlu, kendilerine inananlar nezdinde dini tahrif ediyor, kendilerine inanmayanlar nezdinde de “alimler” hakkında suizana sebep oluyor. Yani batı, her iki ihtimalde de karlı çıkıyor.
Bilgi üzerindeki istihbarat operasyonları, bilgiyi kirlettiği ve bilgi kaynaklarını bulandırdığı için, Müslümanların zihni dünyalarında bir kaos üretiyor. Mesela batının her şeye hakim olduğu gibi kanaatler, her şeyin sahibi ve maliki olan Allah Celle Celaluhu’ya inanan Müslümanların zihinlerinde karşılık bulabiliyor. Hem her şeye kadir olan Allah’a inanacaksınız hem de mesela ABD’nin dünyada her şeye hakim olduğuna, ondan habersiz bir iş yapılamayacağına inanacaksınız. Böyle bir zihni kaostan sıhhatli bir fikir, fikriyat, medeniyet çıkar mı?
*
Çok zor ve girift meselelerden bahsediyoruz. Bunların her birini çözmek için başlı başına seferberlik gerekir. Oysa ümmetin ne o kadar zamanı var ne de o kadar kaynağı… Sürekli medeniyet tasavvuru, bilgi telakkisi, ilimlerin tasnifi gibi temel meselelerden bahsetmemizin sebebi de zaten bu. Ya “büyük terkip” inşa edilir ya da kuzgun leşe… Fikirteknesi kadrolarının bu istikamete yönelmesi, entelektüel bir meşgale değil, bilakis zamanın ihtiyacıdır. Büyük Terkip gerçekleştirildiğinde, saymakla bitmeyecek problemlerin kahir ekseriyeti zaten halledilmiş olacaktır. Öyleyse başkalarının ne yaptığından ziyade, bizim ne yapmamız gerektiği ile ilgilenmek daha doğrudur.
AHMET SELÇUKİ

İSTİHBARAT VE BİLGİ TELAKKİSİ” hakkında 1 yorum

  1. Selamün Aleyküm. Sizleri ilk defa bu gece tanıdım. Daha önce nasip değilmiş diyelim. Yazılarınız ilginç. Komplo teorisi desem değil değişik fikirlerin olduğu sanki beynimden geçen fakat dile dökülemeyen cinsten. Sadece bu makale ile ilgili bahsetmiyorum. Sizden yazılarınızın ve fikirlerinizin paylaşımı için izin mahiyetinde yazı yazmak istedim. Saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir