İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

(15.04.2014)

Müslüman gurupların birbiriyle mücadele etmesi çok marazi bir meseledir. Ne kadar hassas davranılsa, ne kadar dikkat edilse de mutlaka kalıcı hasarlar verme istidadı var. Kaçınamayacağımız zararlarına maruz kaldığımız böyle bir hadiseyi, azami dikkat ve hassasiyet göstererek asgari seviyede tutma çabasından olmalıyız.

Müslüman guruplar arasındaki mücadelede kullanılacak fikri malzemenin İslam’ın ölçülerinden istihraç edileceği malum. Hiçbir Müslüman gurup, başka bir Müslüman gurubu, komünizmin fikri gerekçeleriyle tenkit etmez, öyleyse birbirine yöneltecekleri tenkit, tabii ve zaruri olarak İslami ölçülere dayanacaktır. Bu çaba, özü itibariyle doğrudur da, Müslüman, ancak İslam’a nispetle tenkit edilebilir.

Müslümanın Müslümanı İslam’a nispetle tenkit etmesi, tenkit edilenin fikir ve fiillerinin İslam ile kurduğu irtibat ile ilgilidir. Özet olarak İslam’ı doğru anlayıp anlamadığı, doğru tatbik edip etmediği meselesidir. Tenkit edilen, anlayış ve tavırlarında ısrar etmeye başladığı andan itibaren mesele “doğru-yanlış” olmaktan çıkar ve farklı İslami anlayışların tartışması haline gelir. Müslümanların farklı İslami anlayış üretme iştiyaklarının zirve yaptığı bir dönemde, bunu da “akıllarını kiraya vermemek” şeklinde anladıkları bir vasatta İslam’ın müşterek anlayışı veya ana mecrası veya temel çerçevesi kayboluyor.

Ana mecra (Ehl-i Sünnet) kaybolur, temel çerçeve kırılırsa, mesele, Müslümanların, fikri veya fiili olarak haddi aşan bir Müslüman gurupla mücadele etmesinden çıkar ve İslam ile kurdukları münasebetin tabiatı bozulmaya başlar. Haddi aşan misalin tarihteki en meşhur olanı Şiilerdir, Şia haddi o kadar aşmıştır ki ana mecradan hızla uzaklaşan merkez kaç kuvvet olarak başka bir din telakkisine savrulmuştur. Fakat ana mecra (Ehl-i Sünnet) tarih boyunca Şiilerle mücadele etmek için, Şiilerin yaptığı gibi dini tahrif etmemiş, Şiilere benzememiş, muvazeneyi muhafaza etmiştir. Böylece tüm aşırılıklar Şia’da cem olmuş, Şiiler kurtarılamamış belki ama İslam’ın ana mecrası ve Müslümanların kahir ekseriyeti kurtarılmıştır.

Tabii ki Fethullah Gülen’in başında bulunduğu “İhanet örgütü” tarihteki Şia hareketi kadar büyük bir tehlike değildir. Fakat unutulmamalıdır ki, Şia hareketi başladığı dönemde Müslümanlar devasa isimlere sahiptiler ve İslam’ın ana mecrasını, temel anlayışını muhkem bir çerçeveye aldılar ve muhafaza ettiler. Şimdi o imkanlardan ve büyük idrak sahibi şahsiyetlerden mahrum olan ümmet, ihanet örgütüne karşı yürüteceği mücadelede uykularını kaçıracak kadar dikkatli olmak zorundadır.

*

İhanet örgütünün zannedildiği kadar güçlü olmadığı bilinmelidir. Takiyye ile maskelenen örgütün, olduğundan daha güçlü görünmek gibi bir strateji takip ettiğini biliyoruz. İhanet örgütünün gücü ile ilgili efsunlu mübalağalara düşmekten kurtulmalıyız muhakkak fakat İslami anlayış meselesinde pireyi deve yapan bir hassasiyete sahip olmamız gerektiği hususu açıktır. İslami anlayış hususundaki haddi aşan noktalar, “Nun” harfinin noktasına dünyayı assalar aşağı indirip “be” harfi yapamazlar hassasiyetine muhataptır. İslami anlayış noktasındaki bu hassasiyetimiz ise, maddi güce yönelik mücadelede kullanılacak bir vasıta (araç) haline getirilemez.

“Konjonktürel verimlilik” başlıklı yazımızda izah etmeye çalıştığımız üzere, İslam’ın temel meseleleri, maddi güce yönelik mücadelede, konjonktürel kontenjanların inisiyatifine terkedilemez. İhanet örgütü ile ilgili olsa bile, temel çerçevemize giren bahisler, mesela Sevilay Yükselir tarafından dile getirilemez, kullanılamaz, gündem edilemez, tenkit mevzu yapılamaz.

İhanet örgütünün, Müslümanlara karşı İsrail, ABD, AB ve ulaşabildiği tüm İslam düşmanlarıyla ittifak yapmış olması, bizim de onlara benzememizi gerektirmez. Zaten bizim ihanet örgütüne karşı olmamızın sebebi, onların, Müslümanlara karşı İslam düşmanlarıyla ittifak yapmış olmasıdır, aynı şeyi biz de yaptığımızda, onlarla mücadele etmemize gerek kalmaz.

Konjonktürel kontenjanlar, asrın haini olan Fethullah Gülen ile mücadele ederken bile, İslami meselelerde söz söyleyemez. Konjonktürel kontenjanların yazılarından Fethullah Gülen (ve ona ait örgüt isimleri) çıkarılarak okunduğunda İslami hassasiyetimize dokunuyorsa, o yazı ihanet örgütünü çökertecek kadar etkili olsa bile bizim için yanlıştır zira bize de aynı şekilde zarar veriyordur. Konjonktürel öfkenin aklımızı ve idrakimizi esir almasına müsaade edemeyiz, ihanet örgütünü çökerteceğiz diye kendi “kıymet ölçülerimizi” ayak altına alamayız. Ümmet Şia’ya karşı kendini ve dinini muhafaza edebilmeyi başarmıştı, ihanet örgütüne karşı da aynı başarıyı göstermelidir.

Konjonktürel verimlilik meselesinin çerçevesi doğru ve sağlam şekilde tespit edilmeli, konjonktürel kontenjanlar bu çerçeve içinde zapt edilmelidir. İstiklal cephesindeki bazı konjonktürel kontenjanların yazılarını okuduğumuzda, ihanet örgütüyle mi yoksa bizimle mi mücadele ettiklerini karıştırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir