İSYAN GÜNLÜKLERİ (01.11.2011)

İSYAN GÜNLÜKLERİ (01.11.2011)
Arap baharındaki gelişmeleri takip ediyoruz. Devrimlerin tamamlandığı ve inşa süreçlerinin başladığı safhaya giren ülkeleri hususen takip ediyoruz. Bu cümleden olarak Tunus, hem isyan dalgasını ilk başlatan ülke hem de seçimleri de ilk yapan ülke oldu. Seçim neticeleri ortaya çıktı.
Seçimlerden açık arayla galip çıkan “En Nahda” hareketi oldu. İslamcı olduğu düşünülen hareketin kurucu ve manevi lideri olan Raşit Gannuşi’nin yaptığı açıklamalarda iki husus dikkati çekiyor. Birincisi, İslam’ı merkeze alan bir siyasi sistem kurmak istedikleri, ikincisi, Akparti tecrübesinden faydalanacakları hususuydu. Bu beyanların anlam kodlarını çözmeye çalışalım.
Öncelikle Erdoğan’ın laiklik tavsiyesini Arap coğrafyasında dinleyen yok. Mısır, Tunus ve Libya’daki geçici iktidarları elinde bulunduran veya ilk seçimde iktidar olması beklenen ana muhalefet hareketlerinin tamamı, İslam’ı merkeze alan (meşhur tabiriyle İslam’ı referans alan) bir siyasi sistem kurmaktan bahsediyorlar. Türkiye’deki İslamcı çevrelerin Erdoğan’ın laiklik tavsiyesi ile ilgili (haklı) endişeleri, Arap coğrafyasında kabul görmedi, aksine ciddi bir direniş oluştu. Bu harikulade bir gelişme… Buradan çıkarılacak birkaç ders var.
Birincisi Erdoğan’ın çıkarması gereken ders; Popülerliğinin, karizmasının ve tesirinin bir sınırı var. Her istediğini insanlar sorgulamadan kabul etmiyorlar. İnsanların (özellikle organize olmuş siyasi hareketlerin, muhalefetlerin) dünya görüşleri var. Erdoğan’ı sevmelerinin sebebi, dünya görüşlerine olan yakınlığıdır. Bu yakınlık ortadan kalktığında veya böyle bir intiba oluştuğunda veya dünya görüşlerine aykırı beyanlarda bulunduğunda Erdoğan’dan uzaklaşıyorlar. En azından ilgili konuda Erdoğan’a direniyorlar. Bu düşünce ve tavır, sağlıklı bir durumdur.
İkincisi, dünyanın Arap coğrafyasını istediği gibi etkileme ve şekillendirme imkanının olmadığıdır. Erdoğan’ın bile etkileyemediği muhalif hareketler, batıdan herhalde etkilenmeyeceklerdir. Öyleyse Arap baharındaki isyan tohumlarını atanlar batılı güçler değil, muhteva olarak İslam’dır. Batılı güçler ne kadar burunlarını sokmak ve etkilemek isteseler de mahalli güçler kendi dünya görüşlerinin peşinde gideceklerdir. Bu durum Arap isyanlarını batının başlattığı ve yönettiği istikametindeki düşünceleri temelden çürütmektedir. Suriye’nin hala gündemde olması ve İran etkisiyle beraber isyancı güçlerin batı tarafından organize edildiği kanaati, ciddi bir şekilde sarsılmış olmalıdır. Türkiye’deki İslamcı çevrelerin Arap ülkelerindeki isyanlara tam destek vermeleri hem nazari hem de stratejik olarak doğru ve gereklidir.
Üçüncüsü, batı dünyasının çıkaracağı derstir. Batı, yirminci asırda yaptığı gibi Arap ülkelerindeki siyasi rejimleri ve iktidar sahiplerini istedikleri gibi tayin edemeyecekler, istedikleri gibi etkileyemeyeceklerdir. Batının bunu anlamaması tabii ki sözkonusu değil. Öyleyse bize bir görev daha düşüyor. Batının Arap ve İslam coğrafyasındaki isyan ve ihtilal dalgasına karşı bundan sonra bir strateji değişikliği yapıp yapmayacağı… Batı serbest seçimlere giden her ülkede İslamcıların kazanacağı gerçeği karşısında nasıl bir tavır alacaktır? İçinde bulunduğumuz sürecin en önemli sorularından birisi budur. Batının bu süreçte çok acımasız tedbirler almak isteyeceği düşünülebilir ama Allah, batıyı, kendi krizleri ile meşgul olmak zorunda bıraktı. Konjonktür o kadar müsait ki, bu şartlar manzumesi ancak Allah tarafından hazırlanabilir. Her şeye rağmen batının bu konuda geliştireceği stratejiyi dikkatle takip etmek gerekiyor. Çünkü doğum sancıları çeken İslam coğrafyası, batının silah gücü üstünlüğü dikkate alınırsa, ciddi bir darbeden sakınmalıdır.
Netice olarak anlaşıldı ki, Arap coğrafyasındaki gelişmeler, kendi asil ve asıl mecrasına dökülecektir. Haki beyin baştan beri işlediği bu husus, gerçekleşmeye başladı. Ne ala… Hamdetmek ve çalışmaktan başka yapacağımız bir şey yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir