İTİKADI BOZUK ZÜMRELERİN HEZEYAN DOLU GÖRÜŞLERİNE CEVABLAR

KADER MESELESİ

 Kadere İman Şarttır.

Kader: Kader kelimesi Kur’anı Kerim’de defalarca zikredilmiştir.

Kader ile alakalı bazı ayetler

O’nun katında her şey, bir “mikdâr” a (ölçüye) göredir. (Ra’d: 13/8)

Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir “kader” ile indiririz. (Hicr: 15/21)

Biz, her şeyi bir kadere göre yarattık. (Kamer: 54/49)

Bütün bu ayetlerden çıkan sonuç şudur: Kader’den maksat; Allah’ın, bu alem için ortaya koyduğu sağlam düzen, umumi kanunlar ve sebebleri müsebbeplere bağlayan ilahi kanunlardır. Bu hayat esbabı âlemdir. Yani sebebler alemi. Sebebler kader, kader Allahın takdirindedir.

Kader inkarcılarının büyük dayanağı olan kadere imanın insanı tembelliğe sevk ettiği hezeyanı, olsa olsa alt zeka mamülü insanların itimat edeceği birşeydir. Kader, hiç bir şekilde tembelliğin sebebi, günah işlemenin vesilesi ve sözü zorla söylettirmenin yolu olamaz. Bilakis kader, büyük işlerin ardında büyük gayelerin gerçekleştirilmesi için bir yol kabul edilmesi gerekir.

Meydana gelecek şeyleri Allah’ın bilmesi ve bilmeye göre o şeylerin meydana gelmesi insan üzerinde hiç bir tesiri yoktur. Zira bilmek, etkinin sıfatı değil, bilinmeyen şeyleri açığa çıkarmanın sıfatıdır. Misalen; bu; kişilerin, oğlunun zeki olduğunu, derslerine çalıştığını, bütün konuları kavrayıp ezberlediğini bilmesi ile bunları yapması için çocuğu zorlaması arasındaki fark gibidir. Bunları bilmenin, çocuğun başarısı üzerinde hiçbir tesiri olmadığı açıktır.

Şüphesiz kader, kaderle önlenir.

Misalen, açlık kaderse yemek yemekte kaderdir, susuzluk kaderse su içmekde kaderdir. Hastalık kaderse (bundan kurtulmak için) tedavi ve sağlıklı olmakta kaderdir,

Anlatıldığına göre,  Ebu Ubeyde ibnu’l- Cerrah, veba hastalığından kaçan Hazreti Ömer (r.a)’a: ‘Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?’ diye sormuştu. Hazreti Ömer’de: ‘Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyorum’ diye cevab vermişti. Yani Hazreti Ömer, burada, “hastalık ve veba kaderinden sağlık ve afiyet kaderine kaçıyorum cevabını vermiştir.

Daha sonra Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah’a, çorak arazi ile verimli arazi arasındaki farkı örnek verip develerinin otlaması için çorak araziden verimli araziye geçmek suretiyle bir kaderden diğer kadere geçtiklerini ifade etti. (Buhârî, Tıp 29; Müslim, Selam 98 (2219) Muvatta, Cami’ 22)

Resulullah (s.a.v) ve ashabı, başarısızlığa boğulanların mazaret gösterdiği yanlış anlamayı kendilerine kanıt yapacak azimsiz zayıf kişilerin karaktersizliği gibi gevşek ve çabasız davranabilirdi. Fakat Allah Resulü, gerçeği, açığa çıkarmak için gelmiştir. Gevşemedi, zayıflamadı ve Allah’ın kullarına vadettiği yardım kanununa sarılarak büyük risaletini gerçekleştirmek için kaderi desteğine aldı.

 

İnsanın, Anne Karnında Yaratılmasının Mahiyeti

 

Abdullah İbn Mes’ûd (r.a)’tan rivayet edilmiştir:

“Doğru olan ve doğruluğu (Allah tarafından) tasdik edilmiş olan Resulullah (s.a.v) bize şöyle buyurmaktadır:

Sizden birisinin yaratılış (maddesi) annesinin karnında kırk günde tamamlanır. Sonra (yaratılış maddesi olan sperm yine) (bu şekilde bu kırk günlük müddet içerisinde) kan pıhtısı haline gelir. Sonra (yine) bu şekilde bir çiğnem (et) haline gelir. (Bu kırkar günlük üç merhaleden) sonra Allah, anne karnındakine dört kelime (yazması için) bir melek gönderir. Bunun üzerine melek, (bu çocuğun;) rızkını, ecelini, amelini, bedbahtmı, bahtiyar mı olacağını yazar. Sonra ona ruh üfürür.

Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, şüphesiz ki sizden birisi cennet ehline ait emeller işler, o kadar ki cennet ile kendi arasında sadece bir arşın kadar (bir mesafe) kalır. Fakat (hakkındaki) yazgı önüne geçer de cehennem ehlinin amelini işler ve cehenneme girer.

Bu hadisin bu şekildeki metnini; Buhâri, Müslim, Ebu Dâvud ile Tirmizi rivayet etmiştir.

Konu ile alakalı olaran Rezîn’in naklettiği rivayet ise şu şekildedir;

Nutfe (= sperm) rahme düştüğü zaman, nutfe, rahimde kırk gün uçuşur. Sonra (bu sperm, sonraki) kırk günlük müddet içerisinde kan pıhtısı halini alır. Sonra bu kan pıhtısı kırk günlük müddet içerisinde bir çiğdem (et) haline gelir. Bu kırkar günlük üç merhaleden sonra yaratılma işlemi tamamlandığında, Allah (ona) bir melek gönderip onu şekillendirir. Melek, iki parmağı arasında bir toprak getirip onu bir çiğdem (etle) karıştırır, sonra onu hamur haline getirir, sonra da emrolunduğu gibi (onu) şekillendirir. Sonra bu melek, Allah’ın huzuruna gelip ona:

  • Erkek mi olsun, yoksa dişi mi? Bedbaht mı olsun, yoksa bahtiyar mı? Ömrü ne kadar olsun? Rızkı ne kadar olsun? Emaresi ne olsun? Uğrayacağı musibetler neler olsun? der.

 

Yüce Allah’da ona gereken şeyleri söyler. Melek de, Allah’ın söylediği bu şeyleri yazar. Zamanı geldiğinde bu ceset öldüğü zaman, toprağının alındığı yere gömülür.

 

KADERİ İMAN EDEN İKİ MÜPTEZEL

MUSTAFA İSLAMOĞU VE HÜSEYİN ATAY

Biri Kaderin iman şartlarından olmadığını ispat etmeye çalışırken diğeri kaderin hiç olmadığını savunuyor.

“Allah’a ahret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanmak. Bu beş madde bir fazlasıyla Cibril Hadisi diye meşhur olan hadiste yer alır. Sonraki ilmihallere, imanın şartı olarak geçen tartışmalı fazlalık, kadere iman meselesidir.” (Mustafa İslamoğlu, İman Bilinci, s.17)

“Kadere iman var demek, insanın özgür iradesi yok demektir. Bu, Allah’a iftiradır…”(Hüseyin Atay, Kur’an’da İman Esasları)

 

İSLAMÎ HAYATIN GERİSİNDE KALMIŞLAR

 

Birincisi bu konu Mustafa İslamoğlu’nun dediği gibi tartışılan bir konu değil. Geçmişte kimse “kader var mı yok mu” diye tartışmamış. Kaderin ne olduğu konusunda tartışmıştır. Bunun neticesinde kimisi ileri giderek “kul mesul değildir, günah da olsa herşeyi yaptıran Allah’tır” demiştir kimisi de “kul kendi fiilini yaratır”demiştir. Yani burada ifrat tefrit meselesi vardır.

Peygamberimiz ve Eshabının inancını benimseyen Ehli Sünnet ise her şeyde olduğu gibi bu konuda da haktan ayrılmamıştır.

 

ÖNCE DELİLLERE BAKALIM

 

“Bu önce geçenlerde Allah’ın geçerli kıldığı sünneti (işidir-adeti) dir. Allah’ın emri mutlaka yerini bulan bir kaderdir.”(Ahzab 38)

“Çünkü biz herşeyi bir takdir ile yarattık.”(Kamer 49)

“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadid 22)

Ebu Yâ’la, Ebu Hureyre (Radıyallahu anh)den şöyle rivayet ediyor: “Kader, Allah’ın sırrıdır. Kadere, hayrına ve şerrine iman etmeyenden ben beriyim” Ubade ibn es Samit (Radıyallahu anh)den rivayetle Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kim bunun gayrı (dışında) bir inanç üzere ölürse, benden değildir.” (Ebu Davud, 4700 n. Hadis)

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse kadere, hayrı ve şerri ile Allah’tan geldiğine iman etmedikçe, kendisine gelip isabet eden bir şeyin gelip çatmamasının imkânsız olduğunu ve kendisini gelip bulmayan bir şeyin kendisine isabet etmesinin de imkânsız olduğunu kesinlikle bilmedikçe hiç bir kul iman etmiş olamaz.” (Sahihu Sünen’i-Tirmizi)

Ubade İbnu’s-Samit (radıyallahu anh) oğluna ölümü sırasında demiştir ki: “Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imanın hakikatının tadını asla bulamazsın. Zîra ben, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim:
“Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: “Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!” dedi.

“Oğulcuğum, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan şunu da işittim:
“Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir.” [Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizî, Kader 17, (2156).]

Bu, vukua gelen her şeyin Cenab-ı Hakk tarafından önceden bilindiğini ve bu bilginin yazılmış olduğunu ifade eder. Nitekim bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası başımıza gelmez. Bizim dostumuz ve gözeticimiz O’dur. Öyleyse mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler” (Tevbe 51)

 

KADERİ İNKAR EDEN KUR’AN-I KERİMİ İNKAR EDER

 

Kaderi inkar edenler, insanın hür iradesinin olduğunu, her şeyin bu doğrultuda başına geldiğini, Allah’ın insanlar için bir şey öngörmediğini savunurlar. Böylelikle Allah’ın iradesini yok sayarlar…

Yani insan çalışırsa kazanır, çalışmazsa aç kalır.

Peki, Allah vermez ise insanın çalışması ona fayda sağlar mı?

Bakınız Mevla Teala ne buyuruyor:
“Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.” (Bakara/155)

Şayet Hüseyin Atay’ın dediği gibi kadere iman insanın özgür iradesini yok saymak ise, hayatımıza Rabbimizin bir müdahalesi olmuyor ise, her şeyi biz kendi elimizle belirliyorsak bu ayet-i kerimeyi nereye koyacağız?

Depremin gelmesiyle evi yıkılan bir insanın “mallardan eksiltme” imtihanı ile karşı karşıya kalması o insanın özgür iradesi ile mi olmuştur? Hayır… O insanın özgür iradesi bu imtihanı Rabinin zırasına uygun bir şekilde geçmek için vardır.

Rabbin seni imtihan edecektir ve bu sebeple bazen çalışman fayda vermez, bazen biriktirdiğin mal elinden uçar, bazen çalışmazsın ama mal sahibi olursun. İşte bunların hepsi birer takdirdir. Yani kaderdir.

Müslümanın inancı işte bu doğrultuda olmalıdır.

Rabbimiz, yaratılmışların yapacağı her şeyi, onlara vereceği imtihanları vs. bilmiştir ve yazmıştır. Bunların hepsinin yazılmış olmasına kader diyoruz.

Kader bize yazılan şeyin zorla yaptırılması değil, verilecek imtihanların, yapacağımız şeylerin, yazılmış olmasıdır.

Kul kaderinin ne olduğunu bilmez. Bu İlahi bir sırdır.  Dolayısıyla kul kendisine verilen iradesini hayra yöneltmek ile emrolunmuştur. Vazifemiz budur. Rabbimiz bizim elimizde olmayan, tamamen seçimimiz dışında imtihanlar da verecektir. Başımıza gelen her işin bir imtihan olduğu şuuru ile o işte Rabbimizin rızasını nasıl kazanıp, kulluk vazifemizi nasıl yapacağımıza bakmalıyız.

Bu sebeple kimse “kul sorumlu değil, Allah zaten yazmış” diyemez.

Bu sebeple kimse “kul her şeyi kendi yapar, zamanı gelince ortaya çıkar, Allah yazmamıştır” diyemez.

 

 

 

 

 

SONUÇ

 

Bazıları insanın hür iradesini ön plana çıkartmak uğruna Rabbimizin iradesini yok saymaktadırlar. Kaderi inkarın arkasında bu vardır.

Kur’an-ı Kerimde, Peygamberimizin ve eshabının inancında kader inancı vardır. Kim bu inançta tereddüt eder, inkar eder, ifrat ve tefrite kaçarsa hak yoldan sapmış olur.

Yazımızı vahyin muhatabı, Kur’an-ı Kerimin canlı uygulayıcısı olan kendisine tabi olmamız emredilen Peygamberimizin hadisi ile bitirelim:

Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Her ümmetin Mecusileri vardır. Bu ümmetin Mecusileri “kader yoktur!” diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal’e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır.” [Ebu Davud, Sünnet 17, (4692)

www.ihvanlar.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir