KALBE KİM CİLA ÇEKER?

Kalbe kim cilâ çeker?

Dinimin icaplarını yapıyorum, kalbim temiz, demek ahmaklığın âlâsıdır. Bu kirli çağda bir himmet ehliyle ahbaplığınız, ülfetiniz yoksa kalbiniz paslanır. Paslanan, gaflete dalan ve perdelenen kalp Allah’a ve din-i mübine karşı körleşmeye başlar. Kalbin körlüğü veya kör kalpli olmak fenâ bir vaziyettir ki, hz. İnsan olmaktan çıkmaktır…

Bu yüzden modern zihniyetle malûl olanların kalbi cilâsızdır ve mânevî değerlerden beslenmez. Yeteri kadar inanmadıkları veya bir ehl-i kâmile ihtiyaç duymadıkları için Allah’ın nazarından mahrumdurlar. Kalpleri maddî haz ve menfaat arzusuyla çalışır.

PASLI KALBE ALLAH NAZAR ETMEZ

Her şeyin bir cilâsı var. Kalbin cilâsı da din-i mübinin emrettikleriyle vasıflanmak. Kalbinizin paslandığını ve parlatmak zamanının geldiğini inanarak söylüyorsanız, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak “ kitabına müracaat ederek, “Kalbe Saykal Vurmak” yazısını tâlim ediniz. Kalbe saykal vurmanın, yâni cilâlamanın vecibeleri hülâsa ifadeyle şöyle:

“Kalbini tevbe ile jeng-i günahdan pâk et / Sildirir, doğru yürüsün diyen âdem saat? (Refî). [Saatinin doğru işlemesini isteyen kişi (nasıl ki onu bir saatçiye) sildirip temizletirse, (sen de tıpkı bunun gibi) kalbini tevbe ile günah pasından temizle.]”

“Saatin vakti haber vererek bize vazifelerimizi hatırlatması gibi, kalbimiz de hatt u hareketimizi doğru bir şekilde tayine, akletmemize, kulluğumuzun icaplarını ihlâsla yerine getirmemize vesiledir. Vakti doğru göstermesi için nasıl ara ara saati sildirip temizletmek gerekiyorsa, kalbi de sık sık tevbe istiğfar ile günah pasından kurtarmak gerekiyor. Aksi halde günahlardan hâsıl olan lekeler kalbi kaplayacak, kalpteki fıtrî nuru kapatıp yolumuzun aydınlanmasını engelleyecek, basiretimizi köreltecektir. Kararmış, paslanmış bir kalp, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, hayır ile şerri tayin etmek üzere kendisine danışılacak emin bir kalp değildir artık. Üzeri tozlanmış bir ayna gibi, ilâhi tecellileri hakkıyla müşahedeye imkân vermediği için, günahlarla kirlenmiş kalbin kelime-i şahadeti tasdiki de kati değildir. Tasdikinde eksiklik ve şüphe bulunan imanı zayıf bir kalp, doğru işlemeyen, geri kalan saate benzer; sahibini yanıltır. Şüpheli hususlarda doğru ile yanlışı ayırt edememesi bir tarafa, insana kulluğunu unutturur, ibadetlerini savsaklatır, dünyaya meyli artırıp ahireti hafife aldırır.”
Yazının bize söylediği şu: Vakti doğru göstermesi için silinip temizlenen saat gibi kalbi de günah pasından arındırarak, ayna gibi ulvî güzellikleri göstermesine ve sırat-ı müstakim üzere olmamıza gayret etmek gerekiyor.
Kalp aynası saflaşıp paslardan temizlenince kendimize, benzerlerimize ve dünyaya mâna âleminin penceresinden bakabilme gözümüz açılmış oluyor. Bundandır ki kalbin mazhar olabileceği en büyük ihsan Allah’ın nazargâhı olması, yâni Allah’ın bir kalbe nazar buyurmasıdır. Nazar edilen bir kalp ki, bir insanı-i kâmil eliyle cilâ vurulmuştur. Böyle bir kalbe sahip olmayı kim istemez?

“BİR USTAYA KOŞUP KALBE SAYKAL VURDURMALI”

Bu âli vazifenin önemini, yapılmazsa şayet o kalbin başına neler gelebileceğini yine yazıdan hülâsa ettiğimiz satırlardan öğreniyoruz:

“Mutaffifîn suresinin 14. ayetinde, işledikleri günahlar sebebiyle kâfirlerin kalplerinin paslandığı haber verilir. Ayette geçen pasın ne olduğu, nasıl meydana geldiği sadedinde bir hadis-i şerifte şu izahat vardır: Kul bir günah işlediği vakit kalbinde (nokta gibi) siyah bir leke oluşur. Eğer tevbe edip günahtan vazgeçerse kalbi cilâlanarak (o leke silinir). Günah işlemeye devam ederse siyah lekeler çoğalır; hatta bir zaman gelir kalbi tamamen kaplayıp (karartır). Bütün bunlar kalbin kararmaya başladığının, saatin doğru çalışmadığının işareti henüz. Günahta ısrar edilmesi hâlinde kalbin tamamen paslanması ve mühürlenerek bir daha asla iş göremez hâle gelmesi gibi kâfirlere mahsus bir felakete düçar olmak da var. Onun için bu alâmetlerden herhangi biri belirir belirmez, halden ve vakitten anlayan bir ustaya koşup tevbe ile kalbe saykal vurdurmanın çâresine bakmalı.”

Yazının bu kısmından anladığımız şu ki, bir insan-ı kâmilin himmetine tâlib olmadan kendi başımıza kalbe saykal vurmak zor. Himmet ehlinden dersimizi aldıktan sonra kendi başımıza kalbimizi cilalamak için vakti ve taati ulvi hüzünle eda etmek, tasavvuf şiirlerinden bestelenmiş türkü ve ilâhiler dinlemek, ehl-i dil olan dostlarla sohbet etmek gerek.

Kalbi Allah’la, din-i mübin ile, Efendimiz s.a.v.’den sâdır olanlarla cilâlamak ne güzel! Kalbi paslı, yâni mühürlü olmak ne kötü!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir