KALBİM DAYANMIYOR

KALBİM DAYANMIYOR

Gazze’de parçalanan çocuk ve bebek bedenlerine kalbim dayanmıyor, bakamıyordum. Çin denen cüsseli domuz Şarki Türkistan’da katliama başladı, kalb mi dayanıyor buna. Daha önce Suriye’deki katliama dayanamamıştı fakat Suriyeli mültecilere birazcık olsun yardım yapmak ruhi mukavemetimi artırmış gibiydi. Mukavemetim artmış gibi olduğu esnada Suriyeli mültecilere karşı ülkedeki bir avuç serserinin saldırıları başladı, kalb nasıl dayansın ki. Öyle ya da böyle dayanacak ama bitmiyor ki, kah Mısır’dan haber geliyor, kah Irak’tan, kah Somali’den, kah Arakan’dan… Hangisine dayanacaksın, nasıl dayanacaksın…

Katliamlardan daha dayanılmaz olan varmış, onu gördük birkaç yıldır, ihanet… Önce Şia isimli büyük fitnenin ihanetini gördük, Suriye’de katlettiği birkaç yüz bin masum ve mazlumdan daha ağır bir duyguydu ihanet etmiş olması. Utanıyorum bunu yazmaktan, ihanetin yüz binlik katliamlardan daha dayanılmaz olduğunu söylemekten. Ama bana öyle geldi, arkasından Fethullah Gülen terör örgütünün ihaneti ortaya çıkınca, ihanetin katliamdan daha ağır ve daha dayanılmaz olduğuna kanaat getirdim.

Suriye’ye, Irak’a, Filistin’e, Arakan’a, Somali’ye yetişmeye çalışan sadece Türkiye halkı ve sadece Akparti hükümeti. İhanet karargahları olan Şia ve Fethullah Gülen, Türkiye ve Erdoğan’ın önünü kesmek için canhıraş bir mücadele veriyor. Dünyada Müslümanların ve mazlumların sesini duyan tek kişiye karşı, İslam’ın büyük fitnesi olan Şia ile küçük fitnesi olan Fethullah Gülen terör örgütü, birbirine düşman olmasına rağmen beraber savaşıyor. İttifak yaptıklarını söylemiyorum, gizli mahfillerde ittifak yapıp yapmadıklarını da bilmiyorum, ama her iki mevzi de yan yana duruyor ve birbirine tek kurşun atmadan Türkiye’yi ateş altına alıyorlar. Dünyadaki Müslümanların tek hamisine karşı en azılı düşmanların bile gizli veya açık ittifak yapmış olmasına, bunların da Müslüman kisvesiyle ortalıkta gezinmesine kalbim dayanmıyor.

Bilmem ne çocuklarının, yani Şiilerin ve Fethullahçıların, deşifre olanlarının Akparti ve Erdoğan’a karşı en şiddetli savaşı yürütmelerine, buna karşılık takiyye yapan her ikisinin de deşifre olmayanlarının Erdoğan’ın en yakınına kadar sokulmak için tüm fahişelikleri yapmalarına kalbim dayanmıyor.

Kalbim dayanmıyor… Bazı samimi Müslümanların, “Filistin kadar Doğu Türkistan ile neden ilgilenmiyor, bunlar Arapçı” gibi lafları karşısında kalb krizi geçirecek kadar ağırlaşıyorum. Hainlere bile alışıyormuş insan ama dostun gül atmasına kalb dayanmıyor.

Bir Şii’nin, Suriye’de binlerce Müslümanı katlederken içinde olduğu ruhi itminan, benim o hainin ihaneti karşısındaki şaşkınlığımla mukayese edilebilir mi? Oysa adam İslam’ın fitnesi ve haini, bunu yapması beklenmeli, ne var ki ihanet karşısında kalbim sıkışıyor, dayanamıyorum. Müslüman olduğunu söyleyen bir adamın ihanet etmesini anlamıyor, anlayamıyor ve çileden çıkıyorum. Bir haşhaşinin, Fethullah şakirdinin, dünyadaki Müslümanların dertlerine yetişmeye çalışan başka bir Müslümanı kelepçeleyip dünyaya emsal olsun diye rezil etme düşüncesi karşısında çileden çıkıyorum. Haşhaşilerin yazılarını okuyor, tavırlarına bakıyor, rezilliklerini görüyorum da, kanalizasyon çukuru içindeki nefs emniyeti ve kurtulmuşluk psikolojisi karşısında sükunetimi kaybediyorum.

Anlamıyorum, ihaneti kişilik haline getiren insanın ruh halini anlamıyorum. Müslüman olduğunu iddia eden bir insanın, başka bir Müslümana karşı takiyye yapmasını ölene kadar anlamayacağımdan eminim. Kalbim, ihaneti, takiyyeyi, Müslümana karşı alenen savaş açan Müslüman kisveli insanları anlamak için hiçbir veriye ve altyapıya sahip değil. Dolayısıyla kalbim sıkışıyor, daralıyor, arkasından zincirleme nükleer reaksiyonlar başlıyor.

Erdoğan’ın istikametinin isabetinin ve yürüttüğü mücadelenin büyüklüğünün hiçbir delili yoksa bile benim için kalbimin yaşadıkları kafi… Erdoğan’a düşman oldukları için değil kalbimin sıkışması, Şii hainlerin Suriye’deki katliamları, haşhaşi hainlerin tüm Müslümanlara karşı tavır alması ve İsrail’in yanında durması, kalbimin sıkışması için fazla bile geliyor. Sonra da, Müslümanların tek hamisi haline gelen Erdoğan’a, kendi melun hedeflerine ulaşamadıkları için düşmanlık yapıyor olmaları karşısında, imanımın refleksiyle kendimi Erdoğan’ın yanında buluyorum.

Piyasadaki bilgi kirliliği, dezenformasyon, kara propagandalar bir tarafa, kalbimin yaşadıkları meseleyi anlamam için yetiyor. Tayyip Erdoğan’ın on iki yıllık iktidarında on iki kuruşluk menfaati olmayan birisi olarak kalbimdeki ıstırabın gösterdiği istikametten başka nereye dönebilirim ki? Akparti’ye üye bile olmadığım halde, mahalli kadrolarındaki serseriliklerin bir çoğuna şahit olmama rağmen, ülkenin genelinde ve dünyada nelerle uğraştığını, kimlerle mücadele ettiğini gördüğüm için kalbim Erdoğan’ın yanında duruyor. Zaten kalbimin dayanabiliyor olması, Erdoğan’ın dimdik durmasından, o da olmasaydı… Sadece Suriye’de şimdiye kadar bir milyondan fazla insan katledilmişti, değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir