KARŞI HAMLE…

KARŞI HAMLE…
Akparti, taksim hadiselerinin “halk hareketi” olarak okunmasını, ülkede ve dünyada halk isyanının başladığı şeklinde değerlendirilmesini istemiyor. On gün kadar süren eylemler, katılanların sayısından ziyade, direnebilme gücünü göstermesi bakımından içeride ve dışarıda halk hareketi şeklinde anlaşılma ihtimalini ortaya çıkardı. Bu nokta tehlikelidir.
Taksim veya diğer şehirlerdeki göstericiler bir şekilde halledilebilirdi, nitekim halledildi. Öyle ya da böyle bu gösteriler Türkiye’de bir halk direnişinin olduğunu, bu gün bastırılsa bile daha sonra yine patlayabileceğini, tekrar patlaması halinde hangi büyüklükte olacağının kestirilemeyeceğini gösterdi. Tabii ki hükümet bu konuda çalışmalar yapıyor, tabii ki yeni tedbirler geliştiriyor, tabii ki yeni düşünceler üretiyor.
Eylemler, Akparti, Erdoğan ve hükümetin itibarı üzerinde menfi tesirler icra etti. Bu tesirlerin derecesi tartışılabilir mutlaka ama dünyanın dört bir tarafına barış mesajları vermeye çalışan Erdoğan’ın, kendi ülkesinde gösteriler ve çatışmalar olması, ciddi bir imaj kaybına sebep oldu. Eski itibarını tekrar sağlamanın yolu, göstericilerle anlaşmak veya onları zor kullanarak dağıtmak değil. Erdoğan eski itibarını göstericilere karşı herhangi bir davranış şekliyle kazanamaz, bunun başka bir yolu aranmalı ve bulunmalıydı.
Akparti’nin miting hamlesi tam olarak bu ihtiyacı karşılamak için düşünülmüş bir proje. Bu proje aynı zamanda seçim programının başlangıcı olarak düşünülebilir tabii ki ama öncelikle eski itibarın iktisabı içindir.
*
Beş-on beş bin kişilik gösteriler için milyonluk mitingler yapmak ne manaya geliyor? Bu hal, yumurtayı balyozla kırmak gibi bir gariplik oluşturmaz mı? Rakamları yan yana yazınca böyle bir tuhaflık göze çarpar tabii ama meselenin dışarıdan görünmeyen bir cephesi var ki, oradaki savaş çok başka.
Tayyip Erdoğan, meselenin basit bir çevreci gösteri olmadığını biliyor, zaten böyle olmadığı da herkes tarafından ifade ediliyor. Hal böyle olunca, meselenin ülke içinde ve dışında oluşan bir ittifak şebekesi tarafından tertip edildiği kanaati üzerine strateji tespit ediyor.
*
Güçlenme istikametinde yol alanlara, hala zayıf olsa da “güçlü” muamelesi, zayıflama istikametinde yuvarlananlara ise, hala güçlü olsa da “zayıf” muamelesi yapılır. Çünkü hesapların yüzde doksanı, geleceğe aittir, gelecek tasavvuru üzerine bina edilir. Akparti her ne kadar bir önceki seçimde yüzde elli oy almış olsa da, merak edilen konu “gerileme” sürecine girip girmediğidir. Eğer gerileme, zayıflama, çökme sürecine girdiği kabul edilirse, “zayıf” muamelesi yapılmaya başlanır. Şu anda bölge siyasetinin merkezinde bulunan Türkiye, zayıflama sürecine girdiği intibaını veremez, böyle anlaşılması halinde mevcut siyasetlerinin yüzde doksanını yürütemez. Bu manada taksimde başlayan hadise silsilesi, maddi güç dengelerinden ziyade, algı üzerindeki tesirleri bakımından mühimdir. Türkiye ve Akparti güçlenmeye devam ediyor olsa bile, dünyada zayıflama sürecine girdiği kabul edilirse, gelecekteki gücünü kullanmak bir tarafa, bu günkü gücünü bile kullanma imkanını kaybeder. Malumdur ki bazı şeylerin “şüyuu, vukuundan beterdir”.
*
Yakın gelecekte seçim olmasına rağmen, seçimde yüksek oy alacağı anketlerde görülmesine rağmen, sandıkta bu meseleyi halledebilme imkanına rağmen büyük miting projesini başlatmasının sebebi, seçime kadar ki on aylık sürede meydana gelecek olan zararların telafisidir. Bu proje aynı zamanda, zayıflık algısının oluşması sürecinde, bu olgunun oluşup yerleşmesinden önce acil müdahale teşebbüsüdür. On aylık süre içinde oluşacak zayıflık algısı, hem on ayın kaybedilmesine hem de seçimde alınan yüksek oy oranının üzerinde şaibe gölgelerinin oluşmasına sebep olur. Yara açılır açılmaz tedavi edilmeli, kangrenleşmesi engellenmeli, “öldürmeyen darbenin güçlendireceği” kuralı hatırlatılmalıdır.
Akparti’nin miting kararları doğru ama muhtevasını tam bilmediğimiz için teferruatlı değerlendirme yapamıyoruz. Teferruata giremeyeceğimiz için, sitemiz yazarlarından İbrahim Sancak’ın teklifini tekrarlamakla iktifa edelim. Yazarımız, “Gösteriler Uzarsa Yapılacak İş Şu…” başlıklı yazısının sonunda şu teklifi yapıyor;
“Bu noktada ne yapılabilir?
Bu hadiseler büyük bir fırsat olabilir veya büyük bir fırsata çevrilebilir. Mesela dünyanın ve bölgenin içinde bulunduğu siyasi konjonktüre göre hedefler seçilir ve İslam alemini ve dünyayı etkileyecek büyük nümayişlerin ateşi yakılabilir. Bu hedefler ABD olabilir, İsrail olabilir, İran olabilir ila ahir…
Taksimden başlayacak nümayişler tüm ülkeye yayılabilir, İslam aleminde benzerleri tetiklenir, dünyaya mesajlar gönderilir. İslam alemi ve dünyanın bazı yerlerinde makes bulması halinde (ki bu organize edilebilir), Türkiye’deki operasyonu yapanlara büyük bir gözdağı verilmiş, üzerimizde, basit hesaplarla büyük operasyonlar yapılamayacağı gösterilmiş olur. İstediğimizde koca bir bölgeyi ayağa kaldırabileceğimiz, bunu yapmaktan çekinmeyeceğimiz gösterilir. Operasyonun Türkiye ayağındaki ahmaklara da, “bir daha böyle bir işe kalkışırsanız daha büyük ve daha şiddetli bir dalgayı başlatacağımız” hatırlatılır.
Evet… Büyük bir fırsata çevrilebilir, manevra kabiliyeti olan kadrolar varsa eğer Akparti’de, bulunmaz bir imkanla karşı karşıyalar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir