KARZ-I HASEN MÜESSESE MODELİ-E-KİTAP-HAKİ DEMİR, ADNAN KÖKSÖKEN

TAKDİM

Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak, onun şahsiyetini rencide etmemek… Istılahta bu ve benzeri şekillerde tarif ve ifade ediliyor. Kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her iki kaynakta zikredilen, tavsiye ve teklif olarak beyan edilen bir ibadettir.

Kuşatıcı (üst) mefhumlardan biri olan “İnfak” çeşitlerinden biridir. Günümüzde unutulmuş görünen infak türüdür. Günümüzde infak mefhumu sadece karşılıksız yardımlar şekinde anlaşılır hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.

İnfakın çeşitlerinden biri olan “karşılıksız yardım” mahiyeti taşıyan sadaka, mağdur insanlar için sözkonusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir mizaç hususiyetidir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan sadaka ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve en kötü şekilde anlamaktır. İslam’ı en çirkin şekilde anlamanın misali, İslami ölçülerle, İslam’ın maksadına muhalif neticeler elde etmektir.

Günümüzdeki sadaka (karşılıksız infak) müesseselerinin çokluğu ve yaygınlığı, İslam’ın doğru anlaşılmadığını gösteriyor. Fakat aynı zamanda müslümanların samimiyetini ve İslam’a riayet hassasiyetini de gösteriyor. Müslüman fikir ve ilim adamlarının İslami müesseseleri inşa etmekteki tefekkür zafiyeti, müslümanları İslam’ı hayata nasıl tatbik edeceğini bilemez hale getiriyor. Öyleyse yapılması gereken iş, müslüman fikir ve ilim adamlarının, İslam’ın müesseselerinin tatbik edilebilir modellemesini yapmasıdır. Karz-ı Hasen müessese modeli çalışmamız, bu maksada matuf bir gayrettir.

*

Karz-ı Hasen, cemiyetin orta sınıfını ayakta tutacak bir müessesedir. Cemiyetin mağdurlarını ve fakirlerini ayakta tutmak için müesseseler kurmak Müslümanların tabi ki vazifesidir. Fakat orta sınıfı da ayakta tutmak mühim vazifelerinden biridir.

Orta sınıfını ayakta tutamayan cemiyetler varlıklarını devam ettiremezler. Orta sınıf, cemiyetin iskeletidir. Orta sınıf çöktüğünde ve yok olduğunda, cemiyet, zenginler ve fakirlerden meydana gelmeye başlar. Bir cemiyet, sadece zenginlerden ve fakirlerden müteşekkil hale gelirse, kesintisiz bir çatışma iklimi doğar.

Ülkede karşılıksız yardım olan infak için binlerce dernek ve vakıf kurulmuş olmasına rağmen, Karz-ı Hasen için tek bir müessesenin bile kurulmamış olması calib-i dikkattir. Mevcut vakıf ve dernekleri idare eden, oralarda gönüllü çalışan on binlerce insan, orta sınıfa mensuptur. Mağdurların yardımına koşan on binlerce orta sınıf insan, kendileri için bir şeyler yapamıyorlar. Bu durum, idrak zafiyetinden başka bir şeyle izah edilemez.

*

Karz (borç verme) ve karz-ı hasen (güzel borç verme) İslam tarafından mühim bir içtimai ve iktisadi müessese olarak kabul edilmiş ve şiddetle tavsiye edilmiştir. Faizin haram kılınması ile onun doldurduğu içtimai ve iktisadi hayat alanı, borç ve güzel borç ile tanzim edilmiştir. Paranın tedavülü faiz kanalına girmeden mümkün olmalıdır. Hususen orta sınıfın nakit ihtiyacı faizsiz borçlanma yoluyla gerçekleşebilmelidir. Kapitalist iktisadi sistemde borç, faizsiz olmaz. İslam’ın içtimai ve iktisadi hayatını inşa etmenin zorluklarından birisi, kapitalist iktisadi sistem içinde yaşıyor olmaktır. Bu sistem içinde, İslami hayata mecralar açmak, kapitalist kültürün ürettiği “faizli gerçeklikten” çıkarak başka bir gerçeklik (faizsiz gerçeklik) üretebilmek gerekiyor. Hem Müslümanları faiz illet ve haramından muhafaza etmek hem de İslami hayatın nezih misallerini insanlara göstermek şart. İslami hayata biraz daha yaklaşmak manasına gelecek olan bu durum, İslami hayatın topyekun inşa edilebilirliğine bir mecra açacaktır.

*

Müslümanların birbirine karz-ı hasen usulüyle borç vermeyecek kadar cimrileştiklerini veya paraya aşırı düşkünleştiklerini söylemek ucuz bir tespit olur. İnfak için tahsis edilen para miktarına bakınca, Müslümanların ne kadar cömert ve diğerkam oldukları açıkça ortaya çıkıyor. Öyleyse aksayan nedir?

Meselenin aksayan boyutu, müesseseleşmeyi bilmememiz. Başka bir ifadeyle “inşa fikrine” sahip değiliz. Diğer taraftan, “kurucu insan” kadrosu yetiştiremiyoruz. Aksayan noktayı daha derinlerde aramak gerekirse, “sistem çapında düşünememek” şeklinde teşhis edebiliriz.

Aklımız gözümüzde mi bizim? Birileri bir müessese inşa ettiğinde, herkes o müesseseyi tekrarlıyor. İnfak müesseseleri kurulup ciddi bir boşluğu doldurduğu görülünce, herkes o müesseseden kurmaya başlıyor. Kurmalarına itirazımız tabii ki yok. Lakin hayatın başka alanlarında da ihtiyaçlar ve problemler var. Hayattaki en küçük münasebeti bile müessese haline getirmeli değil miyiz? Hayatı kuşatacak, tüm alanlarına nüfuz edecek, her ihtiyacı karşılayacak sayısız müesseseye ihtiyacımız yok mu? Binlerce infak müessesesi kuruluyor ama bir tane karz-ı hasen müessesesi kurulmuyor. Bu durum karşısında ne düşünmeliyiz?

Sistem çapında tefekkür zafiyeti olduğunu söylemekten başka bir tercih imkanımız var mı? Parça fikirlerle iştigal etmek, İslami hayatı inşa etmeye kafi mi? Parça fikirler İslam’ın yekunu olmadığına göre, parça fikirlerin tatbikatı, İslam’ın topyekun tatbikatı olmayacaktır. Mevcut hayatın içinde bir “renk” olarak kalmaktan kurtulamayacak mıyız?

Sistem çapında düşünebilme maharetine kavuşmalıyız. İslam’ı sistem çapında anlamalı ve tatbik sistemini inşa etmeliyiz

Kendi aralarında küçük işlerini dahi beceremeyenlerin devlete talip olması komik değil mi?

*

İslam medeniyeti yirminci asırda tasfiye edilmişti. Şimdi batı medeniyeti de kendi kendine çöküyor. Dünya, yakın bir gelecekte medeniyetsiz kalacak. Son bir kaç asırdır batı medeniyeti dünyaya hakimdi fakat öyle dehşetengiz bir medeniyetti ki, yirminci asırda meydana gelen katliam, insanlık tarihinin toplam katliamına denktir. Bu katliam yekunu, kapitalistiyle, sosyalistiyle batı medeniyetinin eseridir. İslam medeniyetinin ve İslam hakimiyetinin olmadığı bir dünya, tam bir vahşet alanıdır. Beşeri düşünce merkezinde inşa edilmiş medeniyetler olsa da ürettikleri vahşetten başka bir şey değildir. Son birkaç asırlık batı medeniyeti gösterdi ki, beşeri medeniyet formları barışı temin etmiyor aksine geliştirdiği teknoloji ile katliamın çapını artırıyor. Öyleyse İslam medeniyeti sadece müslümanlar için değil, tüm dünya için bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı karşılamak mesuliyeti ise müslümanların sırtında…

Müslümanlar, insan ve hayata dair meseleleri, medeniyet çapında düşünmek mecburiyetindedir. Islam’ın kaynaklarından medeniyet yekununu oluşturacak sayısız müessese modelini geliştirmelidir. Baştan yeni bir İslam medeniyeti inşa etmenin eşiğindeyiz. Her Ayet-i Kerime, her Hadis-i Şerif’ten bir müessese istihsal etmeli, modelini geliştirmeli, tatbikini yapabilmelidir.

Yeni medeniyet inşasının eşiğinde olduğumuz bu gün, müslümanların en fazla ihtiyacı olan düşünce çeşidi, “inşa fikridir”. İnşa fikri olmadan medeniyet inşa etmeyi düşünmek veya konuşmak, gevezelikten öteye geçmez. İnşa fikrine sahip olabilmek için de, İSLAM MEDENİYET TASAVVURU olmalıdır. Topyekun bir medeniyet tasavvuru olmadan, hangi müesseseye ihtiyacımız olduğunu anlamayız. Ihtiyaç duyduğumuz müesseseyi, medeniyet anlayışı içinde mevzilendiremeyiz. İnşa etmeye çalıştığımız müessesenin salahiyetini, sınırlarını, işgal ettiği alanı vesaire bilemeyiz. Sadaka müessesesinin bu kadar yaygınlaşması misalindeki vahim durum anlaşıldığında, ne söylemeye çalıştığımızın farkına varılır. Bütün bunlar olmadığında ise, “inşa fikri” üretemeyiz. İnşa fikri olmayanların inşa faaliyetine başlaması, mezbahane mi hastahane mi yaptığını bilmeyen birinin inşaatın başına getirilmesi gibi acayip bir durumdur.

Kur’an-ı Kerimi (Ayet-i Kerimeleri) tekrar etmeyi İslam’ı anlamak zanneden bir akıl formu oluştu. Adam, Ayet-i Kerimeyi okuyor (veya yazıyor) ve altına bir sürü şey ekliyor ama o Ayet-i Kerimeyi anladığına dair hiçbir alamet yok. Hayatının mesela otuz yılını bu şekilde yaşamış ve bir tane müessese inşa etmeyi akletmemiş olan adam, İslam’ı anladığını, hem de en doğru şekilde anladığını iddia ediyor. Bir ölçüyü idrak edip etmediği, o ölçü ile bir müessese inşa edip etmemekle anlaşılır. Bir müessese inşa etmek bir tarafa, bir müessese fikrine bile sahip olamayan adamlar, İslam’ı kimsenin anlamadığını ve sadece kendisinin doğru anladığını iddia edecek kadar ahmaklaşıyor.

Başında bulunduğumuz yirmi birinci yüzyıl, Müslümanlar için inşa asrıdır. Öyleyse İslam’ı bu asırda anlamanın yolu, inşa fikridir. Inşa fikrine sahip olmayanların kenara çekilmesi ve araziyi boşaltması gerekiyor. Ki inşa fikrine sahip olan “kurucu şahsiyetler” rahat çalışabilsinler.

KARZ-I HASEN MÜESSESE MODELİ

KARZ-I HASEN MÜESSESE MODELİ-E-KİTAP-HAKİ DEMİR, ADNAN KÖKSÖKEN” hakkında 3 yorum

  1. dün yada önceki gün yorum yapmıştım
    burada görünmüyor

  2. Allah’ın selamı Rahmeti, Bereketi tüm müslimlarin ,muvahhidlerin, mazlum ve mahrumların üzerine olsun. Haki Demir ve Adnan Köksöken kardeşimizin hazırlamış olduğu ” KARZ-I HASEN” yazıyı okuyup incelemeye çalıştım. Genel olarak olumlu bulduğumu belirtmek isterim. Zira böyle bir müessese ihtiyacı, küfür sisteminin insanları bireysel bir yaşantıya sevkederk ve bunun yolalrını hazırlayarak bankalara kul köle etmelerinden dolayı Müslümanım diyen ve bu konularda ehil olan kardeşlerimiz tarafından acilen ortaya konmalıdır. Çünkü bu küfür sistemi içerisinden münferitleşen müslümanlara faizli bankalardan kredi kullanılabileceğine dair fetva veren Hayrettin Karaman gibi Mustafa İslamoğlu gibi çağdaş fıkıhçılar ortaya çıkmıştır. İnsanların en az 10 yılını ipotek altına alan ihtiyaç kredileri artık sıradan bir iş haline gelmiştir. Küfür sisteminin gayri adil ekonomik pastadan yapmış olduğu gelir dağılımı, insaları bu kanallara itmeye mecbur etmektedir.
    Dolayısıyla Tevhidi düşünce sahibi olan insanlarımız bile bu gibi yollara başvurmak duruunda kalmışlardır. Şahsen ben yıllar önce Tokat Sigara Fabrikasında çalıştığım yıllarda yani 2000 ila 2008 yılları arasında üç beş arkadaşla bu olayı başarı ile tatbik ettik. Kendi aramızda şifaen uygulamış olduğumuz bu uygulamabizleri çok ama çok rahatlatmıştı. Lakin fabrikanın satılması ve bizlerin de başka şehirlerde ve başka kurumlarda çalışmaya mecbur kalmamız bu güzel olayı devam ettirmeye ve daha ileri taşımaya imkan vermedi. Üç beş kişi olarak gerçekleştirmeye çalıştığımz bu olayın daha geniş sayıda kardeşlerimizle birlikte uygulama imkanı ouşturmak mutlaka ciddi sorunlarıda beraberinde getirecektir. Zira işin içine para girince hele de günümüzde işler sarpa sarmakta ve istenmeyen sonuçlara gidilebilmektedir. Tabi bu ve benzeri sorunlar olacak diyede bu gibi ciddi ve olması farz mucibinde olan böyle bir çalışmadan geri adım atılmaması icab etmektedir.
    Sonuç olarka diyebilirizki küfür sisteminin ömrünü uzatan faize dayalı ekonomik yapının yıkılabilmesi için bu ve benzeri müesseselerin varlığı olmazsa olmaz mesabesindedir. Böyle bir adım atıldığında ki bizim camiadan olması kaydıyla olumlu olarak değerlendireceğimi ve bu işe katkı vereceğimi taahhüt ederim.

  3. sitenize yazı gönderdim yayımlansın diye ama henüz göremedim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir