KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI

KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI

Bir sahanın teşkilatını anlatmak veya inşa etmek için ilk lazım olan mevzuu, “ana şemadır”. Teşkilatın tüm unsurları en başta tespit edilen ana şema üzerinde işaretlenir, bu yolla nizami bir inşa faaliyeti gerçekleştirilebilir.

Büyük Doğu Devlet Mefkuresinde kaza teşkilatının ana şeması şöyle olmalıdır; zirvede “İçtihat Şurası”, onun altında “Temyiz Mahkemesi”, aşağıda mahalli mahkemeler. Bu mecranın haricinde bir de ahlak mecrası mevcuttur, aşağıdan yukarıya doğru şöyle bir silsile ve nizam ifade eder; hakem mercileri, istinaf mahkemeleri, Nakibü’l Eşraf Riyaseti…

***
Dünyanın birçok yerinde ve mevcut Türkiye hukuk ve yargı sisteminde olduğu gibi, kaza yolları (farklı mahkeme sahaları-yargı yolları), Büyük Doğu devlet tasavvurunun kaza teşkilatında yoktur. Adli mahkemeler, İdari mahkemeler, Askeri mahkemeler gibi farklı hukuk ve kaza (yarı) sahaları ihdas edilmez. Mevzua bu şekilde bakılmasının ve farklı yargı sahaları ihdas edilmesinin esas sebebi, hukuk fikrinin ve hukuk devletinin olmamasıdır. Hukuk Devleti anlayışını batıdan ithal eden Türkiye ve dünya devletleri, batıdan gelenin aynen alınması gibi bir nazari teslimiyet içindedirler. Batıdan geldiği için de, doğru olduğunu ve başka şekilde olamayacağını düşünüyorlar.

Hukukta mevzuu tasnif ve tertibi yapılabilir muhakkak lakin asla birbirinden farklı ve müstakil (bağımsız) “hukuk sahaları” oluşturulamaz. İhtisas mahkemeleri ihdas edilmesinin ihtiyaç olduğu vakadır ama bu ihtiyacı farklı hukuk sahaları noktasına kadar götürmek, hukuk vahdetini imha eder. Bir devletin en mühim mevzuu hukuktur, hukukun en mühim mevzularından birisi ise “hukuk vahdetidir”. Türkiye’de tedrisatın tevhidinden bahsederler (o da Atatürk’ün kanunu olduğu için yoksa ne manaya geldiğini de bilmezler) ama hukukun tevhidinden bahsetmezler.

Farklı hukuk sahaları kabul ve teşkil olunduğunda hukukun vahdeti bozulur, vahdet iptal edildiğinde “kaynak tekliği” kaybedilir. Hukukun birden çok kaynağı olmaz, kaynak vahdeti kaybedildiğinde hukuk yok olur onun yerine “kanun” ikame edilir.

Hukukun kaynağının tekliği, bütünlüğü zaviyesindendir, bütünlük içinde birden çok kaynak olabilir, bu halde kaynak çeşitliliğinden bahsedilmez. Mesela hukukun kaynağı akıl olarak alındığında akıl; sosyoloji, psikoloji, iktisat, siyaset vesaire sahalarından devşirdiği bilgi, ilim ve tecrübelerle kanun yapabilir ve hukuk oluşturabilir. Bu halde hukukun kaynağı tektir. Mesela hukukun kaynağı olarak İslam alındığında, Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye, İcma-ı Ümmet, Kıyas-ı Fukaha silsilesi, farklı hukuk kaynakları değil, aynı kaynağın derece derece aşağıya doğru inen örgüsüdür. La teşbih, Anayasa, kanun, tüzük, yönetmelikte olduğu gibi…

***
Hukuk telakkisi (batıda hukuk felsefesi) olmayanların, her kaynaktan bir tutam kanun almaları mukadder hale gelir. Kaynaklar arasındaki tenakuzun zuhur etmesi ise tatbikatta ciddi zaman dilimleri alır. Hukuk, ihtilafları halledecek kaideler manzumesidir, farklı kaynaklardan toparlanmış olan kanun demetleri, tatbikatta uzun süre kaldığında, ihtilafları çözmez aksine ihtilafları derinleştirir. Derinleştiğinde ihtilafların tezahürü kuvvetlenir ama artık kangrenleşmiştir ve çözülemez hale gelmiştir.

Cumhuriyet Türkiye’sinde siyaset tatbikatı kadar veya daha fazla hukuk tatbikatı ihtilaf üretmiştir. Hukuk, ihtilaf çözme maharetini kaybettiği andan itibaren, yeryüzünün en derin ve en şiddetli ihtilaflarını doğurma istidadına sahiptir. Cumhuriyet dönemi Türkiye’si, tatbik ettiği hukukla asla ihtilaf çözememiş, baştan sonra ihtilaf üretmiştir. Hukukun ürettiği ihtilafları çözecek bir mercii yoktur, bir şekilde çözülmek istenirse bedeli çok ağır olur.

***
Hukuk birliği, nazari sahada olduğu kadar tatbikat sahasında da zedelenmekte ve bozulmaktadır. Bidayetinde hukuk birliği olmasına rağmen, tatbikatta yavaş yavaş farklı kaza alanları teşkil edilmeye başlanır. Farklı kaza alanları, bir müddet sonra tatbikat farklılıklarından ibaret kalmaz, önce mevzuat farklılaşmaya başlar akabinde de kaynak…

Askeri yargı, idari yargı, adli yargı gibi tatbikat taksimatının mevzuat ve kaynak çeşitlenmesine sebep olduğunu artık biliyoruz. Mevzuu ile biraz alakadar olanlar, dünya tecrübesi bir tarafa, sadece Türkiye tecrübesinden bile bu neticeyi çıkarabilirler. Ülkemizdeki münakaşaların “yargı birliği” merkezinde cereyan etmesi ve “hukuk birliği” mevzuuna ulaşamaması ise hukuk telakkisine sahip olamamanın ucuzluğu ile ilgilidir. Oysa hukuk birliği, kaza birliğinden çok daha mühimdir, hukuk birliği teşkil ve tahkim edilmedikten sonra kaza birliğinin bir manası yoktur, zaten de kurulamaz.

***
İslam bütünüyle, hukuk kaynağıdır. Hal böyle olunca İslam’dan hareketle hukuk inşa edilmelidir. Bunun yolu, İslami İlimlerde zapt altına alınmış, dairesi tespit, ilimleri inşa, usulü tayin edilmiştir. Ameli mezheplerin evvel emirdeki manası, hukuk inşasıdır, İslam hukuku o yolla oluşturulmuştur. İslam Hukukunun mezhepler tarafından inşa edilmesiyle birlikte dairesi ve mecrası tayin edilmiş, o mecradan günümüze kadar akmış, her gün biraz daha zenginleşmiştir. Mezhepler (İslam hukuku) inşa edildiğine göre, artık yapılacak iş, ihtiyaca mebni olmak üzere içtihattır.

İçtihat Şurası, içtihat merciidir lakin hukukun inşası değil, inkişafı ile meşguldür. Bir nevi hukuk yapma işiyle meşgul olduğu için, ilim sahasında teşkil olunması iktiza eder. Meşguliyetinin ilmi saha olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur fakat maksadı tatbikattır. Hukukun tamamının maksadı tatbikattır ama içtihat acil ihtiyaçtır. Bu sebeple içtihat şurası, ilmi saha ile tatbikat (kaza) sahası arasında bulunur, her ikisinin içine yerleştirilmesi de yanlış olmaz.

İçtihat Şurası zaten daimi bir müessese olmayıp, ihtiyaç üzere teşkil olunacaktır. Bu zaviyeden bakıldığında, ilmiye teşkilatı veya kaza teşkilatı içinde bulunmasına da ihtiyaç yok. Şuranın teşkil edilerek faaliyete geçirilmesi için ihtiyaç, kaza teşkilatında zuhur edeceği, taleplerin ekseriyeti ve acil olanları oradan geleceği için, içtihat şurası kaza teşkilatının zirvesinde bulunmak durumdadır.

***
Temyiz mahkemesi, mahalli mahkemelerin kararlarının hukuka (Şeriat’a) muvafık olup olmadığını takip eder. Şeriat’ın tatbikatta ihlal edilip edilmediğini, hakimlerin hukuku ve hadiseyi doğru anlayıp anlamadığını tarassut altında tutar. Vazifesi, tatbikatın iki ucu olan mevzuat ile hadise (ihtilaf) arasındaki münasebetin doğru kurulduğunu, tatbikatın doğru yapıldığını tespit ve teyit, yanlış yapıldığında tashih etmektir.

***
Mahalli mahkemeler, insanların ihtilaflarını çözmek için müracaat edecekleri ilk derece mahkemeleridir.

***
Kaza teşkilatı içinde olmayıp, Nikabet Teşkilatı içinde ihdas edilen Asalet Yüksek Mercii ve Hakem müesseseleri mevcuttur.

Asalet Yüksek Mercileri, bölgelerde kurulan ve mahallindeki hakem mercilerinin verdiği kararları tetkik eden yüksek ahlak mahkemeleridir. Hakem kararlarına karşı temyiz mahkemesi yolu kapalıdır, bunlar bölge Asalet Yüksek Mercilerine gönderilir, Asalet Yüksek Mercilerinin kararları ise temyiz mahkemesine gönderilmez, temyiz edilmez.

Asalet Yüksek Mercilerinin esas vazifesi, hukuk anlayışının ve adalet duygusunun halka nüfuz etmesine refakat etmektir. Hakem mercilerinde tatbik edilecek kaideler ahlak esaslarıdır. Ahlak esasları tatbik edilirken, hukuk ihlal edilmemeli, hukuka atıf yapılmalıdır. İhtiyaç halinde Hukuk ile ahlak birlikte tatbik edilmeli, bu ikisinin toplamından İslam cemiyetinin inşa edildiği fikri unutulmamalı, hakem mercileri ve Asalet Yüksek Mercileri bu hususu gözetmelidir. Hukuk ile ahlakı birlikte tatbik ettiği için hakem mercilerine müracaat mecburi değil iradidir. İnsanlar hakem merciine müracaat ettiklerinde bilirler ki, hukuk ve ahlak mezcedilmiş halde tatbik edilecektir.

Hukuk ve ahlakın imtizaç etmiş hali olan hakem mercilerinin tatbikatı, ihtilafların hukuk ve mahkemeye intikal etmeden hal edilmesi müessesesidir. Bu şekilde hal edilen ihtilaflar, halk arasında husumet sebebi olmaktan çıkar. Hakem mercileri ve istinaf mahkemeleri, insan topluluğunu cemiyet haline getirecek harcı karar.

Asalet Yüksek Mercilerinin kararları, Nikabet Teşkilatına, “ahlak içtihadı” talebiyle gönderilir. Nikabet teşkilatında bu talebi takip eden, karara bağlayan mercii, meşayıh niyabetidir.

***
Hakem müesseseleri, ihtilafları ahlak esaslarıyla halleder. Ahlak esaslarının tatbikatı, karşılıklı rızaya dayalıdır, bu sebeple hakem mercileri mecburi değil, rızai müracaat merkezleridir.

Hakemler, ihtilafları hallederken, hukukun ne dediğini, hukuki çözümün ne olduğunu gösterir, bunun yanında da ahlaki çözümü tatbik eder.

Hakem mercilerinin kararı, Asalet Yüksek Mercilerine, izah ve tashih için gönderilir.

Hakem mercilerinin kararında taraflardan birisi amme ise, Asalet Yüksek Mercilerine “teyit” veya “tekzip” için gönderilir. Asalet Yüksek Mercilerinin bu tür kararları, vatandaş lehine ise icra edilir, devlet lehine ise tatbik edilmez, emsal olarak muhafaza edilir.

Amme müesseseleri vatandaşlarla ihtilaflarını mahkemeye götüremez, hakem mercilerine götürür. Devlet müesseseleri ise vatandaşla ihtilaflarını ilk derece mahkemesi sıfatıyla i Asalet Yüksek Mercilerine götürür.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir