KEMALİST KALKIŞMA MÜMKÜN MÜ?

KEMALİST KALKIŞMA MÜMKÜN MÜ?
Bu günkü Türkiye, seksen yıllık Türkiye’den çok farklıdır, farklılaşma bitmiş de değildir, hızlı şekilde devam ediyor. Ülkenin Akparti hükümetleri tarafından yönetilmesi, değişimin sadece Akparti’den kaynaklandığı düşüncesini besliyor ama bu düşünce sağlıklı değil. Değişimi başlatan Akparti değil, aksine Akparti’yi kuran ve iktidarda tutan güçler, değişimin dinamikleridir. Yani Akparti değişimin sebebi değil neticesidir. Ne var ki değişimin neticesi olarak ortaya çıkan Akparti, değişimi gördü ve onu yönetmeye talip oldu, bu sebeple hem değişimin sonucu hem de sebebi haline geldi.
Eskimiş, çürümüş, posası çıkmış kemalizmin ayakta kalması mümkün değildi. Zaten baştan beri kemalizmin ömrü on yıllıktı, çünkü birinci ve ikinci cumhurbaşkanlarından (o koltuğa seçimsiz oturanlardan) sonra, on yıllık periyotlarla darbe yapılması veya muhtıra verilmesi, kemalizmin ömrünün on yıllık olduğunun tesciliydi. Her darbe ve muhtırada çürüme daha da arttı ve artık 28 Şubat darbesinden sonra on yıl da sürmedi. Süremezdi, sürmemeliydi, halk hiçbir zaman tasvip etmemişti, hiçbir zaman seçimle iktidar yapmamıştı, hiçbir zaman razı olmamıştı kemalistlere.
Halk razı olmamıştı, bu sebeple 1950 yılında sandıkta devrim yapmıştı ama DP, halkın sandıktaki devrimini, sahada gerçekleştiremedi, halkın devrimi Ankara’nın dehlizlerinde çalındı. 1965 yılında halk sandıkta yine devrim yapmıştı, bu defa da AP sandıktaki devrimi çaldı ve halkı aldattı. Sonra halk 1983 de yine sandıkta devrim yaptı, bu defa rahmetli Özal halkın devrimini çalmadı, çalmaya çalışmadı, sahaya taşımaya çalıştı, netice olarak o da akamete uğradı. Halk, her darbe ve muhtıra akabinde sandıkta devrim yaptı, Kemalist sivil ve askeri bürokrasi ise halkın devrimini her defasında çaldı, boşa çıkardı. Silahlı bürokrasi ile halk arasında sıraya konulmuş bir devrim silsilesi yaşadı bu ülke on yıllarca. Sanki aralarında gizli bir inatlaşma vardı, halk, “biz sisi sandığa gömeriz” diyordu, silahlı bürokrasi ve onların sivil yandaşları ise “biz sizi mezara gömeriz” diyordu. Her ikisi de on yıllarca dediğini yaptı ama bu inatlaşma ne kadar sürebilirdi ki.
Kimin pes edeceği, bilenlerce malumdu. Tarih, halkın direnmesi halinde hiçbir gücün ona galip gelemeyeceğini binlerce defa test etmişti. Halk direndi ve son darbe olan 28 Şubat hamlesinden sonra halk da son darbesini yaptı ama bu defa sağlam yaptı, çünkü sandıktaki darbe Akparti tarafından çalınmadı aksine o darbe sahaya taşındı, darbeci bürokrasi ciddi şekilde tasfiye edildi.
Halkın son darbesi uzun soluklu oldu, on yıldır devam ediyor. Önüne her sandık konulduğunda darbesinin şiddetini artırdı. Akparti sandıktan çıkan sonuca ne kadar sadık kaldıysa, halk da sandıktaki mesajının arkasına o kadar yoğun ve ciddi şekilde gitti. Böylece halkın kesintisiz devrim süreci başladı.
*
Kemalistlerin akıl sağlığı baştan itibaren bozuk olduğu için, her seçimde halkın Akparti’yi iktidardan indireceğini düşündüler, her seçim öncesi bunun hayalini kurdular, hayallerini gerçekmiş gibi propaganda ettiler. Halk sanki tarihte kendilerini seçmiş gibi bu tür hayallerle çok iddialı laflar ettiler. Ahmaklığın tarifi yok misali var, üç milletvekili seçimi, üç belediye seçimi, iki referandum yapıldı, her defasında seçim öncesi büyük lafları, seçim gecesi ağızlarına tıkandı ama bir türlü akıllanmadılar. Son zamanlarda artık ümitlerini kaybettikleri görülüyor, yine de sağlıksız akıl formları küçük belirtilerde yerinden zıplıyor. Akparti’nin oyları yüzde 53 den yüzde 50 ye indiğinde sevinçten çıldırıyorlar. Gerilemiş haliyle seçmenin oyunun yarısını aldığını umursamıyorlar, gerilemeye başlamış olmasını düğün-dernek karşılıyorlar. İlginç ve çelişik bir psikoloji, bir tarafta ümitlerini kaybettiler diğer taraftan ümitlenmek için yılana bile sarılıyorlar.
Bir gün bir miktar işçi yürüyüş yapıyor, o akşam rüyalarında halk hareketi, halk isyanı görüyorlar, sabah kalktıklarında duvara tosluyorlar. Başka bir gün bir miktar üniversite öğrencisi protesto gösterisi yapıyor, akşam yatıyorlar, rüyalarında devrim sürecini başlamış görüyorlar, sabah kalktıklarında bir şeylere tosluyorlar. Bir gün Esed’in direnebileceğine dair haberler geliyor, akşama kadar o haberi allayıp pullayıp piyasaya sürüyorlar, sanal bir muhalefet hareketi başlatıyorlar, akşam yatarken kendi yalanlarına inanmış halde uykuya dalıyorlar, rüyalarında Akparti’nin devrildiğini, ileri gelenlerinin ülkeden kaçtığını görüyorlar, sabah olduğunda kimse uyandıramıyor güzel rüyalarından çünkü bitsin istemiyorlar. Bir gün Silivri’de toplanıyorlar, küçük bir miktar kalabalığa bakıyorlar ve her şeyin değişmeye başladığını düşünüyor, inanıyor, iddia ediyorlar, ikinci gün kimse gelmeyince çıldırıyorlar, akşam yatağa yatamıyorlar bu defa çünkü kabus göreceklerini düşünüyorlar. Yahu bu hayata psikoloji mi dayanır?
*
Türkiye’de bir Kemalist kalkışma olur mu? Cumhuriyet kurulduğundan beri Kemalist kalkışma, ordu tarafından ve darbe şeklinde gerçekleşti. Seksen yıllık dönemde bir halk tabanı oluşturdukları doğru ama onun üst sınırı da yüzde otuzu bulmuyor. Yüzde yirmi-yirmi beşlik bir halk kesimi, şartlarını bulduğunda sokakları işgal edebilecek kadar büyük bir kütledir. Fakat Türkiye’deki Kemalist kesimin sayımı sandıkta yapılıyor, sandık dışında Kemalist sayım yapıldığında, siyasi kalkışma için sayının çok daha az olduğu görülecektir.
Siyasi kalkışma için sokakları işgal etmek, ciddi, kararlı, fedakar büyük bir kütle ister. Bakmayın siz bazı basın organlarındaki gürültüye, siyasi kalkışma yapacak Kemalist taban, yüzde beşi bulmaz. Kemalistler bu ülkede asla halk hareketi başlatamazlar, böyle bir teşebbüste bulunduklarında karşılarında bulacakları halk kitlesi, en azından onların beş katıdır. Karşılarındaki halk kalabalığının içinde kaybolacak kadar azdırlar.
Kemalist kalkışma ihtimalinden bahsedilecekse, hala silahlı bürokrasiden beklenmelidir. Silahlı bürokrasinin ciddi bir kısmı, askeri okulların müfredatı temelden değiştirilene kadar, askeri harcamalar kuruşuna kadar denetim altına alınana kadar, subayları askeri lojmanlardan çıkarıp halkın arasında oturmaya mecbur edene kadar darbe sevdasını kaybetmeyecektir. Kemalist halk tabanı, ancak askeri darbenin sivil ayağı olabilir, bu sebeple de önemlidir.
Kemalist kalkışma halk hareketi olarak gerçekleşmez, gerçekleşemez. Harekete geçirilecek bir Kemalist halk kitlesi yok. Gençlik hareketlerinin veya başka tür sivil gösterilerin halk hareketini tetiklemesi beklenmez. Namluda mermi yoksa, tetik işe yaramaz.
Öyleyse ODTÜ’deki gibi gençlik hareketlerine nasıl bakmalı, nasıl davranmalıyız?
Gençlik, işçi vesaire kesimlerin küçük miktarlı gösterilerine müdahale ederken, azami dikkat edilmesi gereken nokta, onların “tetik” haline gelmesine fırsat vermemektir. Küçük kalabalıkların gösteri yapmasında bir mahzur yok, halk hareketlerinin anatomisini bilenler tarafından mesele takip edilmeli ve tetik niteliğine gelmesi önlenmelidir. Küçük kalabalıkların “tetik” haline gelmesindeki en önemli nokta, onlara müdahalenin gayrimeşru şekilde yapılmasıdır. Gayrimeşru müdahale, başka bir ifadeyle aşırı şiddet kullanmak, küçük kalabalıkları büyük patlamaların tetiği haline getirebilir. Gençlerin protestolarının haksız olması önemli değil, haksız insanlara da müdahale ederken meşru sınırlar içinde kalınmalıdır. Hiç suç işlemeyene beş yıl ceza vermekteki zulüm ile beş yıllık cezayı hak eden bir suçluya on yıl ceza vermekteki zulüm arasında fark yoktur. Beş yıl cezayı hak eden suçluya on yıl ceza veren hakim, cezalandırdığı sanıktan daha kötü bir insandır zira hakim, suç işlemek mevkiinde değil adalet dağıtmak mevkiindedir. Bu sebeple ODTÜ’deki öğrencilerin veya başka küçük kalabalıkların protestolarına müdahale de azami dikkat şart.
Kemalist kalkışma için kafi halk desteği bulunmaması, küçük kalabalıkların tetik niteliği kazanmasına mani değil. Haksızlık yapan yönetime karşı halkın içinde her zaman isyan duyguları uyanır, küçük kalabalıklara müdahalede özensiz ve dikkatsiz davranarak büyük hareketleri tetiklemelerine sebep olmak fazla tedbirsizlik olur.
Pekala ne yapılabilir, nasıl yapılmalıdır?
Protesto yapmaları için bir “alan” bulunmalı, onları tüm alanlardan sürmeye çalışmak, aşırı şiddet kullanmaya kadar gider. Protesto yapma imkanı bulabilmeliler fakat o alandan taşmasına fırsat verilmemeli. Böylece hem gösterilerini yapar, enerjilerini harcarlar hem de cemiyete ve hayata taşmasına, tetik haline gelmesine mani olunur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir