KENAR MAHALLEDEN SESLER

KENAR MAHALLEDEN SESLER

Eyvallah be gözüm, sen de git. Al ufak tefek ellerini, mini minnacık burnunu ve parmaklarını, yani bütün ayrıntılarını..neyin varsa…Hatta asıl ana mevzuyu, yani gözlerini… Gözlerini yani, aklımı başıma dar eden, canevimin başköşe konuğu. Yani gözlerini, yani uğruna ömrümü hapislere ayarladığım..gözlerini yani, ölmecesine tutunduğum… asıl mevzu yani… Onları da al.

Zaten başından beri senin değil miydi, ben de benim sanmıştım.

Yahu bizim seninle bir tarihimiz vardı be! Öyle uyduruktan, ağaç gövdesine eziyet, çakı resitali hurufattan ibaret değil. Hakiki bir tarihimiz vardı bizim, iki kişilik ve evrensel. Gerçi bu noktada üçüncülere söz düşmez ama, aşkımızın neticede toplumda bir yeri vardı. Yani simitçiler, sahlepçiler, kafeler, sinemalar… Bereketli bir şeydi beraberliğimiz. Şimdi hepsi öksüz ve mahzun kalacak. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim ama, diğer insanları da düşünmek lazım.

Hâlbuki biz seninle adamakıllı bir hayat emek vermiştik. Öyle balmumundan değil, alın terinden bir heykeldi ellerimizin arasındaki. Bir yola beraber koyulmuştuk, geceyi koyultan ne varsa ağartacaktık, bu yola baş koymuştuk… Koy gitsin ha!

Oysa benim yalın yalnızlığıma ne kalabalık bir kadroyla gelmiştin..her yanağında birer gamze, her gamzede başka güzellik… Ablalar, enişteler, müstakbel kayınpeder-valdeler…. Hepsinin hayatlarının incir çekirdeğine ziyan ayrıntıları… Seninle birlikte doluşmuştu hayatıma. Sevdiğin ve sevmediğin şeyleri de katarak hesaba, çeki düzen veriyordum kendime. Kahvelerden, erkek meclislerinden, okey partilerinden çekip almıştım kendimi-oralarda iğretiydim zaten- senin kalabalık ve karmaşık dekorunda yer bulmuştum kendime. Orhan Veliler, Cemal Süreyalar, Hayyamlar karışmaya başlamıştı cümlelerimin arasına. Hatırlasana, iki bakkal defteri dolusu şiir de yazmıştım sana. Ben yazarken ağlardım, okurken gülerdin sen. Çocukça bulurdun her şeyimi. Esasında sevmenin çocuksu yanını sevdiğimi anlamıyordun.

İçimdeki çocuğa güneş göstermekti seni sevmek, parka çıkarmak, salıncağa bindirmekti sana bakmak..anlayamadın.

Rutubetli inşaatlarda geçmiş bir çocukluğu sana uyarlamak kolay olmuyordu. Babam inşaatlara götürürdü ellerimden tutup..nasırlıydı elleri. Çok geçmeden benim ellerim de onunkilere benzedi. Hayatımda ellerinden yumuşak bir şeye dokunmamıştım ki…

Lafı daha fazla döndüremiyorum, sen anla…

Şimdi işsizsem ne olmuş yani. Bir ben miyim hem. Elbet sıra kendi evimizin inşasına da gelecekti. Ne olmuş zengin bir kısmetin çıktıysa. Ne olmuş evi, arabası, dolgun maaşı varsa. Bizim de paha biçilmez, paraya tahvil edilemez, dopdolgun bir kalbimiz yok muydu?

Eyvallah gözüm, git. Savur saçlarını sonbahar rüzgârına. Bir yaprak ağaçtan düşsün, bir yaprak takvimden. Eyvallah gözüm durma. Yapacak işim var benim, daha kederli şarkılar dinleyeceğim. Sonra gidip bakkaldan bir defter daha alacağım.. güle güle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir