Kim Taksim Eşkiyasından Yana İse, O Haindir ve Küffara Hizmet Etmektedir

Kim Taksim Eşkıyasından Yana İse, O Haindir ve Küffara Hizmet Etmektedir

Taksim “eylemleri” büyük bir cinayet, büyük bir fitnedir! Böyle bir fitnenin safında yer almak, geleceğin Müslüman Türkiye’sini Batı’ya, Haçlılara, yani derin küffara ve onların Türkiye’deki hempalarına parçalatmak demektir.
Kim Taksim haydutlarına dil ve el ile, siyaset ve para ile destek veriyorsa o, sömürgeci ve İslâm düşmanı Batılıların işini kolaylaştırıyor. Taksim çapulcularına taraf olan herkes ABD ve Avrupa’nın dümen suyundaki alkolist, rantçı, kapitalist dükalara da hizmet etmiş oluyorlar.
Taksim adı altında “protestoya” çıkanlar Türkiye düşmanıdırlar. Taksim “eylemcilerine” arka çıkan herkes Türkiye’nin bunalıma sürüklenmesine, dolayısıyla iktisadî imkânlarının çökmesine yardım ediyor. Müktesebatı olan hiçbir içtimaî, insanî ve siyasî hak talebi ihtiva etmeyen bu şenî eylemlerin hükümete değil, geleceğin Müslüman Türkiye’sine karşı yapıldığını idrak edemeyenlerin idraki kördür ve basireti bağlanmıştır.
Millet oylarıyla iktidar olamayıp çâreyi Batı’nın ve Türkiye’nin “derin” merkezlerine ve patronlarına yaltaklık etmekte arayan ve Taksim çapulcularından yana olan partilerin utanç veren beyanlarını kim unutabilir? Kaosun neticesinden siyasî ikbal arayanlar kimlerdir?
TAKSİM ÇAPULCULARI TÜRK DEVLETİNİN SAĞ YANAĞINA VURUYOR

Taksim eşkıyaları hükümetin şahsında Türk Devleti’nin sağ yanağına vuruyor. Hükümet sahipleri sol yanağını da dönerse, geleceğin Müslüman Türkiye’si ağır yara alır. Sol yanağını dönmemesi gerek. Dönerse kaybeder. Sağ yanağına vurdurduğu şamarları karşı tarafa iade etmesi, vatanın selameti ve felâhı için elzemdir
Taksim’e çapulculuğa çıkanlar, Haçlı’nın ekmeğine yağ sürmekle vazifeli Marksist ve PKK renklerinin bütün tonlarını taşıyan bölücülerle bunların ayak takımı zâniler ve ayyaşlardır. Hiç kimse Taksim şarlatanlarını masum gösteremez. Gösterenler fitneye yataklık ve küffara hizmet etmek fiilinden dolayı siyasî varlıklarıyla birlikte Gor Çukuru’nu boylayacaktır.
Fitne, Kur’ân-ı Kerim’de, “ölümden beter” olarak tarif ediliyor. Allah (c.c.), Müslümana, “fitneye karşı gayret” ve “müşriklere karşı mücadele” vazifesi buyurmuştur (Bakara,193).
Tanzimat’tan bu yana Türkiye’yi refüze ve “reformize” eden Haçlılar ve onların içerideki uşakları Türkiye’de menfaatlerine karşı bir yasa çıktığında kuduruyorlar. Bundandır ki
kamu malına ve emniyetine zarar veren Taksim “eylemcisi” genç, orta ve yaşlı köpekler günlerdir Türkiye’ye karşı havlıyorlar. Gücünü Batı’dan alan rantçı sermaye çevrelerinin karınları ağrımış olacak ki bu saldırgan ve yağmacı köpeklere lojistik yardım yağdırıyorlar.

“GEZİ PARKI BİR ÇIĞLIKTIR” DİYEN NÂDAN SİYASETÇİLER

Hareketçi milliyetçilerin başkanının söylediklerini ancak ahmaklar ve nâdanlar söyler:
“Gezi Parkı bir çığlıktır, darbe girişimle bir alâkası yoktur.” Siyaseti bilmediği gibi Türkçe’yi de bilmiyor zavallı! D. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlük’ünde “çığlık” kelimesi “acı haykırış, ince ve keskin bir sesle ve var gücüyle bağırma, feryat, figan, vaveyla…” olarak târif ediliyor.
Demek “Gezi Parkı bir çığlık” öyle mi!? Bu kafaya göre, Gezi Parkı adı altında
Türkiye’nin hayli vilayetinde kamu ve kişi malını yakıp yıkanlar ve asayişi bozanlar azgın bir güruh değil de, dinine, namusuna, ekmeğine tasallut edilen ve hakkını arayan mazrur bir kitle
veya Gazze’de, Doğu Türkistan’da katliam uğrayanlara ağıt yakarak çığlık atan mazlum bir kalabalık…
Altı Ok partisinin başkanı “gençlerin arkasındaymış…” ve bu partinin mebusanı bundan böyle Taksim çapulcularıyla, yani köpekleriyle yatıp kalkacakmış. Bir elinde bira şişesi, bir elinde molotof, kamu malını ve millet varlığını ateşe veren veledlerden vatanın mirasını devralacak asil gençlik yetişir mi? Müslümanlıkla, millîlikle, vatan ve millet mesuliyetiyle alâkası olmayan ve kubur farelerine dönüşen bu sürüden geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlik mi çıkar ey ebleh kişi!

TAKSİM’DE “HALK” DEĞİL, CÂMİ MİNBERİNE PİSLEYEN DOMUZ SÜRÜLERİ VARDI

Başbakanın, zina mesleği olan artistlik ve sanatçılıkla iştigal eden “tanınmış” bir yosmaya Taksim alçaklarının temsilcisi nâmına randevu vermesi millet-i beyzâ’nın kanına, yani izzetinefsine dokunmuştur. O yosmanın bir beyanatı var ki, mazrur halkımıza, iştigal ettiği zina mesleğinden daha âdi ve ağır bir hakaret ihtiva ediyor: “Halk tarafından yıllardır tanınan bir sanatçı olduğum için beni kabul etmesini istedim. Halkımın isteklerini anlatacağım, halkı iyi tanıyan bir sanatçı olarak başbakanla konuşmak konuşacağım…”
İyi tanıdığını söylediği “halk”, Taksim’i yakıp yıkanlara molotof taşıyan fuhşiyat mesleğinin icracıları ve içtimaî bir varlık olmaktan çıkıp maymunlara benzeyen sosyetelerdi. Daha sarih ifadeyle, Taksim’de “halk” değil, elinde içki şişesiyle câmi minberine pisleyen domuz sürüleri vardı. Domuzlardan halk, yani nâs, aklı ve kalbiyle birlikte yaratılan mahlûk olmaz.
Bir artistin “halk adına” başbakanla görüştüğü Türkiye’de “Kara bir gün” yaşanmıştır.
Hâsılı, Taksim “eylemine” katılanlar domuz sürüleriydi; “halk” ve “millet” yoktu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir