KİTAPSIZLAR!!!

KİTAPSIZLAR!!!
Star gazetesinin “Büyük Doğu Dergilerini” basması garip duygular uyandırdı. Özellikle baskıyı “tıpkıbasım” dedikleri şekilde yapması, Üstad ile aynı zamanda yaşıyormuş gibi bir “duygu fırtınası” estirdi ruh dünyamda. Aslında duygularımı anlatmakta zorlanıyorum, edebiyat maharetim olmadığından galiba. Neticede her hafta cumartesi günleri abone oldum, güzel bir duygu.
Star gazetesinin 14.04.2012 tarihli nüshasında verdiği, 01.03.1946 tarihli “Büyük Doğu” dergisinde, “Tanrı Kulundan Dinlediklerim” üst başlıklı, “Kitap” alt başlıklı yazı şuuruma çarptı. Yukarıdaki duyguları tetiklediği gibi birçok meselede dikkat ve hassasiyet tazelemesine de sebep oldu.
Kitap…
Kitap çapında düşünebilmek, kitaplık çapta düşünmek…
Eser sahibi olmak, eser verebilecek derinliğe kadar inebilmek…
Fakat kitap da neymiş… Şimdi birkaç saat internetin başına oturup toparladığın bilgiler üzerinde birkaç ay çalışsan ortaya bir kitap çıkar. Fazla mı hafife alıyorum bilmem ama böyle yazılmış kitapları görünce ne düşüneceğimi bilemedim. Ne var ki merhum Üstad onun izahını da yapmış.
“Filanı mütefekkir, falanı şair, fişmekanı da münekkit tanırız. Mütefekkirin faraza 10 cilt eseri vardır. Hepsi de bir zamanların (Paris)inde oturan efendisi filozoftan tercüme… Geriye birkaç makalesiyle birkaç sohbeti kalır.”. Eh… Tam olarak günümüzü tarif ediyor değil mi? “Vay canına, Üstad ne kadar ileri görüşlüymüş” diye düşünenler çıkabilir. Bu tespit ileri görüşlülük değil, ülkenin hala aynı yerde saydığını, tefekkür alanında hiç gelişmediğini gösteriyor. Üstad içinde yaşadığı zamanı teşhis etmiş fakat ülke hala o zamanda yaşıyor. Yeni binaların yapılması, yeni teknolojilerin gelişmesi, yeni mefruşatların imal edilmesi, tefekkürün geliştiği zannını uyandırıyor ki bu durum yerinde saymak konusunda ne kadar ısrarlı olduğumuzu gösterir.
1946 tarihindeki şu çığlığa bakar mısınız? “Her birinin kitabı halinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekarlardan kitap istemiyoruz.”. Hala istemiyoruz. Bunun ileri görüşlülükle ne alakası var, hala istemiyoruz işte. Hala ne isteyeceğimizi bile bilmiyoruz.
Kimden kitap isteyelim? Ortalık kitapsızlardan geçilmiyor. Nasıl isteyelim, neye dayanarak? Üstadın şu teşhisi hala devam etmiyor mu? “Kitap yazamıyoruz! Kitabın ana şartı olan keyfiyet yükünden vazgeçtik; kemmiyet ağırlığını yüklenebilsek, yarı yolu aşmış oluruz. Ciğerlerimizde, kitap kadrosunu üfliyecek havaya yer yok. Bütün fikir pazarımız, kolayca şişen ve kendi kendisine öten düdüklü balon yaygaralarıyla dolu…”. Ne diyelim bu teşhise?
Ağzı dolusu konuşan ve tartışan hassasiyetsizler ve fikirsizlerle dolu piyasa. Bir tane “keyfiyet yükünü” sırtlanmış eseri (kitabı) olmayan yaygaracılar istila etti ülkeyi. Muharrirler (Üstadın zamanındaki dil ile) gazete köşelerini işgal etmişler, fikir yerine hırıltılar çıkarıyor. Gazete patronları fikir adamı yerine menfaatleri için tetikçiler arıyor. Buyurun size fikir piyasası…
*
Gerçekten Türkiye kırklı yılların ülkesi mi hala? Hakkını teslim etmek gerekirse, hayır… Gerçekten gelişti ve gelişiyor. Öyleyse Üstadın bu teşhisi ileri görüşlülük değil mi? Hayır… O teşhis ileri görüşlülük değil, “derinlik”. O derinlikte “zaman” yok. Tarihin her devrinde ve geleceğin her döneminde mütefekkir dediğiniz şahsiyet çeşidi, eser vermeli yani kitap yazmalı, kitaplık çapta düşünmeli, bir meseleyi kitap çapında düşünebilmeli.
Haydi hayırlısı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir