KÜRESEL AKIL, FETHULLAH GÜLEN, 17 ARALIK DARBE RAPORU

KÜRESEL AKIL, FETHULLAH GÜLEN, 17 ARALIK DARBE RAPORU

Hareketini başlattığı günden beri Müslümanlardan ayrı durdu, özenle tercih edilen bir stratejiyi tatbik etti ve kendini ve örgütünü Müslümanlardan ayrıştırdı. Müslümanların hiçbir çalışmasının içinde yer almadı, Müslümanlarla beraber aynı kareye girmedi, Müslümanların dertleriyle asla hemhal olmadı. Buna mukabil, hiçbir İslami hassasiyeti olmayan liberallerle, batıcılarla, Hıristiyanlarla, Yahudilerle beraber hareket etti. Oralardan devşirdiği gücü Müslümanlar üzerinde bir sopa gibi kullandı.

Belli bir güç seviyesine kadar Müslümanlarla tartışmadı, onlarla birlikte hareket etmediği gibi onlara zarar da vermedi. Müslümanlar da, zarar vermemelerinden dolayı onların aleyhlerine olmadı, gittikleri yolu beğenmeseler de karşı çıkmadı. Belirli bir güç seviyesine ulaşınca, takiyye maskesini takarak, asla açıktan ve açığa çıkacak şekilde değil, gizli gizli Müslüman gurupları kuşatmaya, onları etkisizleştirmeye başladı.

Güç biriktirme sürecinde bir seviye daha yükseldiğinde, belli belirsiz Müslüman guruplara yönelik olarak dezenformasyona başladı. Meseleyi fikri seviye ve çerçevede tuttuğu zannı vererek, Müslüman guruplara karşı ilan edilmemiş bir savaş başlattı. Teorik çerçevede yürüttüğü zannı verdiği savaşta, sayısız pratik netice aldı, bazı gurupları etkisizleştirdi, kendine muhtaç hale getirdi, bir kısmını kendine bağladı. Müslümanlar bu safhaya kadar fazla dert edinmedi, açıktan aleyhlerine olmadı, onlara karşı savaş ilan etmedi.

Sürekli güçlenmeye devam eden Fethullah Gülen ve örgütü, tüm İslami hareketleri kuşatma altına almaya niyetlendi. Kuşatacak, boğacak, yok edecek ve tek hareket olarak kalacaktı. Önce 2011 yılında tüm İslami hareketlerin ileri gelenlerini ziyaret ettiler, büyüklüklerine göre bir kısmına ittifak teklif ettiler, bir kısmına bazı imkanlar sundular, bir kısmını ise tehdit ettiler. Calib-i dikkattir ki hiç birinden müspet cevap alamadılar. Belli bir güce ulaştıkları için güce tapınmaya başlayan Fethullah Gülen örgütü, güçle birçok şeyi yapacaklarını zannediyorlardı, tam bir Yahudi kafası… Müslüman cemaat ve guruplardan müspet cevap alamayınca dehşete düştüler ve tüm güçleriyle üzerlerine gitmeye başladılar. Artık açıkça savaş ilan etmişlerdi.

Savaşın ilk cephesi, Müslüman gurupların hamisi olan hükümet ve Akparti’ydi. Tabii olarak Başbakan Erdoğan’ı hedef seçtiler ve onun üzerine yürüdüler. Önce kolunu kanadını kırmak istediler, çevresini hedef aldılar, kendisinin çevresi tarafından yanıltıldığı yalanı üzerinden propaganda ve operasyonlar yaptılar. Erdoğan, kadrosuna sahip çıkınca, esas hedef olan Erdoğan’ı, gizli hedef olmaktan çıkardılar ve açık hedef haline getirdiler.

17 Aralık darbe teşebbüsü, küresel bir akıl tarafından o kadar ince şekilde planlanmıştı ki, aklın ufuk alanı içinde başarılı olmaması imkansızdı. Küresel (Allah’sız) akıl, o kadar teferruatlı hesaplamıştı ki, Erdoğan sonrası bile en küçük noktasına kadar hesaplanmıştı, her şey hazırdı. Çok kısa süre içinde ülkeyi zapt altına alacaklar, yüzbinlerce Müslümanı temerküz kamplarına toplayacaklar, onbinlercesini faili meçhul şekilde öldürecekler, ülkeyi Fethullah Gülen örgütüne teslim edeceklerdi. Adamlar kuracakları hükümetin bakanlarını ve bürokratlarını bile tespit etmişler, bakanlar kurulunun uygulayacğı acil eylem planını bile kasalarında muhafaza altına almışlardı.

Artık tehlike atlatıldığı için rahatça yazabiliriz, ilk darbede Erdoğan’ın aklını almışlardı. Darbe o kadar şiddetliydi ve o kadar kuşatıcıydı ki, başbakan sıhhatli düşünemez hale gelmişti. Başbakanın o halini gördükten sonra, netice alacaklarına bir daha inandılar. Durum o kadar kötüydü ki, Erdoğan kendi kadroları tarafından kuşatılmıştı, yalnız başına kalmış, manevra alanı sıfıra yaklaşmıştı.

O ara bir şey oldu, birkaç gün içinde 25 Aralığa varmadan… Aile efradından başka ancak birkaç kişinin bildiği bir şey oldu… Erdoğan tekrar dirildi, kendine geldi, eskisinden çok daha geniş ve derin bir ufukla, keskin ve muhkem bir akılla geri döndü. Erdoğan, 17-25 Aralık arasındaki bir haftada yeniden doğdu, aslında Erdoğan o bir haftada “lider” oldu.

17 ve 25 Aralık darbe teşebbüsünü planlayan o küresel akıl, o dünyayı yöneten akıl çıldırdı. Çıldırmasının esas sebebi, planının başarısız olması değil, Erdoğan’daki değişimi anlamamasıdır. Dünyayı yöneten küresel akıl, bir hafta içinde, Erdoğan’ın çökmüş psikolojisinden yeni bir liderin doğumunu anlamadı, anlayamadı. 17 Aralık operasyonu başladığında ABD’nin Ankara büyükelçisinin, “Bir imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz” açıklaması, neticeden yüzde yüz emin olan küresel aklın sevinç çığlıklarıydı. Neticeden yüzde yüz emin oldukları için tedbiri de bırakmışlar, sevinçten çığlık atıyorlardı. Aynı küresel akıl, seçimden sonra o büyükelçiyi Akparti genel merkezine gönderdi ve tebrik ettirdi.

Mesele dış yüzüyle “güçler çatışması” olarak görünüyor, aslında ise akılların yarışından bahsediyoruz. Küresel akıl, Erdoğan’ın bir hafta içinde, küllerinden yeniden doğmasını anlamadı, anlamadığı için planlama yapamıyor, planlama yapamadığı için de çaresiz kaldı.

17-25 Aralık haftasında Erdoğan’daki müthiş değişimi anlamak için küresel akıl, Fethullah Gülen’i kırk defa sorguya çekti. Fethullah Gülen de yıllardır güç haritaları üzerinde çalışmaya başladığı için, Müslümanların manevi mecralarını anlayamaz hale geldi. Küresel akla hesap veremiyor, meseleyi izah edemiyor. Küresel aklın meseleyi kavrayamaması anlaşılabilir ama Fethullah Gülen’in Anadolu’yu “boş” zannetmesi, İslam’a ve memleketine ne kadar yabancılaştığını gösteriyor.

Küresel aklın şu an üzerinde çalıştığı teorik konu, Erdoğan’ın bir hafta içinde nasıl olup da yeni bir lider olarak doğduğu meselesidir. Onların materyalist (pozitivist) aklı bunu tabii ki anlamaz fakat Fethullah Gülen meseleyi anladığı gün çıldıracaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir