Kürt Meselesine Sıkışan Büyük Devlet Hayali

Batı, medeniyet olarak çöküyor. Doğuda herhangi bir ülke, millet veya devlet, medeniyet kurabilecek durumda görünmüyor. Batı medeniyeti, felsefi krize girdiği için çökerken, doğuda medeniyet kuracak çapta bir fikir havzası oluşmuyor. Batının iktisadi krizinin temel sebebi, doğunun (Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın, Rusya’nın) batılılaşmış ve kapitalistleşmiş olmasıdır. Doğu da iktisadi gelişmesini gerçekleştirmeye başlayınca, kapitalizm küresel manada ilk defa test edilmiş ve kendi kendini yemeye başlamıştır. Doğunun genelde batılılaşmış özelde kapitalistleşmiş olması, batıyı iktisadi alanda yerle bir etmeye doğru hızlı adımlarla yürüyor. Fakat doğunun batılılaşması batının iktisadi ve içtimai çöküşünü hızlandırırken, yeni bir medeniyet inşasını ihtimal dışı bırakmıştır. Dünya belki de tarihinde ilk defa bu kadar yaygın bir medeniyet krizine yakalanmış durumdadır.
Dünyadaki medeniyet buhranı, devri (konjonktürel) olarak yeni fırsatlar, yeni imkanlar oluşturuyor ve yeni ufuk açıyor. Türkiye, yakın geçmişindeki Osmanlı medeniyet tecrübesinden dolayı bu devrin alaka çeken ülkesi olarak kendi bölgesinde ve dünyada görünür hale geliyor. Türkiye bu günkü konumunu aslında kendisi üretmiş, hatta hayal bile etmiş değildir ve asla hak etmemiştir. Fakat devir öyle özellikleri ve şartları bir araya getirdi ki, Türkiye (hak edip hak etmemek bir tarafa) son birkaç asır içindeki en büyük fırsatını, kapısının önünde buldu.
Şimdi, asil bir millet, büyük bir devlet olmak ve tarihin son medeniyetini inşa etmek için önüne gelen bu fırsat ve imkanı kullanacak mı, yoksa hoyratça ve haince heba mı edecek? Temel soru bu… Eğer cevap, birinci şık ise istikamet ve güzergah ne olmalıdır? İkinci soru da bu…
Büyük devlet olmak için yapılması gereken işleri basit misallerle açıklayalım.
Türkiye’nin önünde büyük devlet olmanın birkaç yolu var. Türk birliğini kurmak, İslam birliğini kurmak veya bölgede müşterek iktisadi alanlar oluşturmak…
Milliyetçi siyasi düşüncenin ilk elden sahip çıkacağı ihtimal, Türk Birliğinin kurulmasıdır. Türk birliğinin kurulması düşüncesi, milyonlarca kilometrekare civarında bulunan nispeten dağınık coğrafya, yüz milyonlarca nüfus, bazı lehçeleri birbirini tamamen anlamaz hale gelmiş olan dil meselesini değerlendirmemizi gerektirir. Her Türk coğrafyasında (bu günkü Türk devletlerinde) başka milletlerden (dil ve din olarak) insan unsurlarının da bulunduğu dikkate alındığında, daha derin farklılıklara sahip bir coğrafya ve nüfus yapısıyla ilgilenmemiz şart haline gelir.
Milyonlarca kilometrekare coğrafyayı, yüz milyonlarca nüfusu ve nispeten farklı dil guruplarını bir çatı altında birleştirme düşüncesinin siyasi çerçevesi ne olabilir? Türk birliği düşüncesinin cevaplaması gereken ilk soru budur. Veya soruyu, Türkiye’nin aşina olduğu siyasi rejim (veya devlet şekli) olarak basitleştirerek mi soralım? Türk birliğinin kurulabilmesi, yukarıdaki özellikler göz önüne alındığında, “üniter devlet” kalıbı ile gerçekleştirilebilir mi? Ankara’dan Kazakistan’a “genel vali” tayin edilerek oraların idare edilebileceğini zanneden bir ufuk, Türk birliğini kurabilir mi? Bu ufuk, “misak-ı milli” sınırlarındaki bir avuç coğrafyayı ve Türk birliğinin nüfusuna kıyasla bir avuç nüfusu idare edemiyor, Türk birliğini nasıl kursun ve hasbelkader kurulmuş olsa nasıl idare etsin?
Ülkedeki milliyetçilerin (mesela MHP’nin) büyük devlet hayali olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Türk birliğinden zaman zaman bahsettiklerine de şahit oluyoruz. Buraya kadar tamam ama her nedense Türk Birliğini nasıl gerçekleştireceklerine dair hiçbir “düşünce kırıntısına” rastlamıyoruz. Büyük devlet düşüncesi, milliyetçiler için hiçbir zaman gerçekleşmemesi ve hatta gerçekleştirilmemesi gereken gerçekten bir hayal mi? Hakikaten sadece hayal olarak kalması gereken bir “siyasi masturbasyon” malzemesi mi? Anlaşılıyor mu, bu ülkenin ve milletin ufku, Atatürk’ten başlamak üzere ne kadar daraltıldı. “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her vatandaş, Türk’tür” hükmü anayasasında bulunan bu ülke, Azerbaycan’ın (yani Azerilerin) Türk olmadığını kabul etmek gibi bir garabet içine yuvarlanmış durumdadır. Bu garabete ilk karşı çıkması gerekenin milliyetçiler ve tabi ki MHP değil midir? Biz de ta Türk birliğinden filan bahsediyoruz, adamların ufkuna ve düşüncelerinin sığlığına bakın…
Keza İslam birliği ihtimali, Türk birliği ihtimalinden daha büyük bir hacim ve daha fazla unsur barındıran bir denklem gerektirir. Sözü fazla uzatmaya lüzum yok, İslam birliği düşüncesinin “üniter devlet” formuyla gerçekleştirilmesi, muhaldir. Üniter devletten bahseden ve federasyon veya konfederasyon tipi devlet şekillerini hala konuşmaya başlamayan İslamcıların kulakları çınlasın…
Ülkedeki siyasi mecralar artık şekillendi. Büyüklük sırasına göre, İslamcılar, Kemalist ulusalcı solcular ve milliyetçiler… Kemalistlerin üniter devlette ısrar etmelerinin sebepleri belli. Diğer tüm ihtimallerde tasfiye olacaklar ve ellerindeki babalarının malı zannettikleri güç ve iktidarı kaybedecekler. Onlar için büyük devlet düşüncesi olmadığı gibi böyle bir hayal dahi yok. Geriye kalan iki siyasi mecra mensupları olan İslamcılar ve milliyetçilerin böyle bir hayalleri var ve bu hayalin peşine düşmenin şartları hiç bu günkü kadar uygun hale gelmedi. Pekala hala bu iki siyasi mecra neden üniter devlet dışındaki ihtimalleri konuşmaya başlamıyor?
Bu sorunun biri çok fazla fark edilmeyen, birisi de fazlaca bilinen iki cevabı var. Fark edilmeyen cevap, tefekkür zafiyeti… Çok bilinen diğer sebep ise, Kürt Meselesi…
Konu (federasyon) Kürt meselesi merkezinde değerlendirildiğinde hemen “bölünme” korkusunun ağır baskısı ülkeyi travmatik psikolojik süreçlere savuruyor. Federasyon veya konfederasyon (veya adı ne olursa) bahsi, “bölünme” korkusunun gölgesinden ve baskısından kurtarılmalı ve saf tefekkür meselesi haline getirilmelidir. Ülkedeki hastalıklı psikolojik altyapıların üzerinde şekillenen siyasi iklim, federasyon gibi konuların, bölünme korkusundan azade hale getirilmesine manidir. Fakat bunun bir yolunun olması veya bir yol bulunması gerekir. Bunun yolunu bulmak aynı zamanda klinik hale gelmiş zihni (psikolojik) ve siyasi iklimin de tedavi edilmesi demektir. Bu manada fevkalade önemli olduğu açıktır.
Benim düşüncem, federasyon bahsini Kürt meselesinden dolayı “bölünme” ve “küçülme” olarak değil, Türk birliğini ve/veya İslam birliğini kuracak siyasi metot olarak “birleşme” ve “büyüme” yolu olarak görmektir. Federasyon bahsini, Kürt meselesi merkezinde değil, Türk birliği ve İslam birliği merkezinde konuşmaya başladığımızda, birleşme ve büyüme merkezli bir düşünce üretimi haline getirmiş oluruz. Konuya bu hacimde bir ufukla baktığımızda, Kürt meselesinin ne kadar küçüldüğünü de görürüz.
Büyük devlet olmanın birçok şartı var ama ilk şartı, cesarettir. Küçücük bir ülkede dev korkular üreten bir millet olduk ve bu durum bizi klinik vaka haline getirdi. Bu ruh hali ve bu siyasi iklimle büyük devlet kurmak imkansız olduğu gibi mevcudu da (bölünmeden) muhafaza etmek kabil değildir.
Kürt meselesindeki çekincelerden dolayı büyük devlet hayalinden vazgeçmek çok komik… Artık “ufuk sıçraması” yapma zamanı geldi.

HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Kürt Meselesine Sıkışan Büyük Devlet Hayali” üzerine bir düşünce

  1. yazıyı çok beğendim. Üniter devlet yapısı neredyse nasslaştırılmış.Bu siteden böyle bir yazı gerçekten takdire şayan bir hadise. Teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir