KURTARICI BEKLENTİSİ VE ERDOĞAN

KURTARICI BEKLENTİSİ VE ERDOĞAN
Halk Özal’ı sevmişti. Özal başbakan ve cumhurbaşkanıyken kendini biraz emniyette hissediyordu. Özal’dan sonra ülkede siyasi yapı parçalanmış, iktidarlar savrulmuş, halk da itimadını kaybetmişti. 1999 ve 2001 yıllarındaki iktisadi buhranlarla hayat tamamen çığırından çıkmış, siyasi yapının da dağınıklığı ile beraber psikolojik parçalanmalar, yırtılmalar meydana gelmişti. Son kriz olan 2001 krizinde halk sokaklara dökülmüş, insiyaki nümayişler sokakları işgal etmiş, siyaset ve devlet tüm itibarını kaybetmişti. O günleri yaşayanlar nasıl bir psiko-sosyal çöküntünün halkı işgal ettiğini hatırlayacaklardır.
Dehşetengiz bir psikolojik çarpılmışlık vardı o dönemde. Devlet, hiç olmadığı kadar itibar kaybına uğramıştı. Hayatın zemini kaymış, altyapısı çökmüştü. İhtilaller tarihini tetkik edenler, o dönemde ihtilal şartlarının ciddi oranda oluştuğunu bilirler. Fakat halkı sevk ve idare edecek, mevcut hayat altyapısından başka bir mecraya taşıyacak, yeni bir nefes üfleyip, yeni bir heyecan üretecek güçler yoktu. Cumhuriyet tarihinde, hiçbir ihtilalci gücün katkısı olmaksızın gerçekleşen ihtilal şartlarıydı. Belki o dönemdeki şartlar da ihtilal için kafi değildi ama cumhuriyet döneminde o dönem kadar uygun şartlar iki defa meydana gelmişti. Birincisi, 1940 lı yıllardı ve 1950 yılındaki seçimlerde kendini gösterdi.
Müslümanların organize olmuş tek siyasi gücü Fazilet Partisiydi ve o da bu işin teşkilatı değildi. Fazilet Partisi büyüklüğünde bir siyasi organizasyon yoktu, onun dışındaki teşkilatlar (mesela cemaatler) ihtilal düşüncesine sahip değillerdi. Daha küçük oluşumlar vardı ama onlar da bir köyü bile sevk ve idare edemeyecek çapta olmalıydılar ki, hiçbir katkıları olmadı. Özet olarak o dönemdeki şartlar hiçbir siyasi (sosyalistler de dahil) hareket tarafından değerlendirilemedi.
İhtilal şartlarının psikolojik altyapısı, halkın “kurtarıcı” beklemeye başlamasıdır. Kurtarıcı beklemeye başlayan psikolojik evrenin tezahürleri farklı farklıdır. Mesela halkın “ne olacaksa olsun” demeye başlaması, kurtarıcı beklediğini gösteren işaretlerden biridir. Diğeri ise bir kurtarıcıya metafizik aşkla bağlanmasıdır.
*
Fazilet Partisinin kapatılması ile birlikte “yenilikçi gurup” yeni partiye (Saadet Partisine) geçmedi ve Erdoğan ile birlikte Akparti’yi kurdu.
Akparti, girdiği ilk seçimde, aslında dahiyane seçim çalışmaları ve programı yürütmesinden dolayı değil, halktaki psikolojik altyapının iteklemesiyle yalnız başına iktidar oldu. Tayyip Erdoğan, İstanbul büyük şehir belediye başkanlığı döneminde ürettiği şahsiyet profili ile o seçimi aldı. Erdoğan’ın daha önceden ürettiği şahsiyet profili, halkın psikolojik evreninde ürettiği kurtarıcı beklentisi ile çakıştı. Bu çakışma hayalleri bile aşan siyasi başarıya dönüştü.
Akparti’nin girdiği ilk seçim olan 2002 genel seçimlerindeki başarıyı böyle açıklamak mümkün ama sonraki iki genel seçimdeki başarını böyle açıklamak kabil mi? Bakalım…
İhtilal şartlarının oluştuğunu gösteren önemli alametlerden birisi, hayatın nizami çerçevesinin çökmesidir. Nizam, hayatın altyapısıdır. Hayat, kaosa sürüklendiği andan itibaren ihtilal şartları zuhur etmiş demektir. Kaosta ortaya çıkan “kurtarıcılar” halkın psikolojik derinliklerine kadar inen bir tesir gücüne sahip oluyorlar. Zaten kurtarıcı psikolojisi, derin bir psikolojidir. O psikolojinin ürettiği “hayali” kurtarıcı, hayatın içinde bir şahısla eşleşirse, o kurtarıcının doğru veya yanlış yapması çok önemli olmaz. Çünkü kurtarıcılık misyonu, liderin kendi yaptıkları değil, halkın kurtarıcı üreten psikolojik derinliklerinde mayalanır. Kaynağı halkın psikolojik koridorları olduğu için, lider yanlış da yapsa, halk ona kurtarıcı olarak bakmaya devam ediyor. Bu hadise, Erdoğan misali ile sınırlı değil, tarihte misali çoktur.
Tayyip Erdoğan’ın girdiği tüm seçimlerden zaferle çıkmasına şaşanlar, Erdoğan’ın halkın psikolojik evrenine nasıl girdiğini bilmeyenlerdir. Tayyip Erdoğan, bu milletin “kurtarıcı hayalinin” tecessüm etmiş halidir. Bahsini ettiğimiz konu, Erdoğan’ın kurtarıcılık vasfına sahip olup olmaması değil, halkın ürettiği kurtarıcı modeliyle çakışmasıdır.
Adnan Menderes, Tayyip Erdoğan kadar bile donanımlı değildi. Fakat o da ihtilal şartlarında gelmişti ve halkın kurtarıcı hayaline denk düşmüştü. Bu sebeple Menderes’i bir türlü geldiği gibi (seçimle) indiremediler. Çünkü halkın ona sevgisi (şimdi de Erdoğan’a sevgisi) platonikti. Kurtarıcı hayali her zaman metafiziktir. Kurtarıcıları, fiziki, içtimai, siyasi gerçekliklerle değerlendirmek kabil değil. Böyle yapanlar meseleyi anlamakta zorluk çekiyor.
Akparti, cumhuriyet döneminde bu halkın gördüğü en iyi hükümettir. Atatürk dönemi de dahil olmak üzere böyledir. Bizim Akparti ile ilgili “nazari tenkitlerimiz” mahfuz olmak üzere söyleyelim ki, “cumhuriyet hükümetlerinin en iyisidir”. Bunu halkın görmediğini, anlamadığını, fark etmediğini zannedenler fena halde yanılıyorlar.
Halkın “muhayyel kurtarıcısı” ile “müşahhas kurtarıcı” birleşti. Çünkü Akparti, cumhuriyet tarihinde en fazla çalışan, halka en fazla hizmet eden hükümet oldu. Hayali kurtarıcı profilini pratikte gösterdi. Halkın kurtarıcı profilinin, bizim dünya görüşümüzün terkip ettiği lider şahsiyetine uymaması çok tabiidir. Erdoğan’ın bizim aradığımız liderin şahsiyet terkibine uymaması, halkın gözünde itibarının sarsılmasına sebep olmuyor.
Müslümanların Erdoğan ile ilgili doğru teşhis yapmaları ve ona karşı doğru tavırlar geliştirmesi gerekiyor. Tayyip Erdoğan, kendisine karşı halk nezdinde mücadele edilebilecek birisi değil. Kim onun aleyhine çalışıyorsa, ona bir şey olmuyor, onun aleyhine çalışanlar itibar kaybediyor. Bu husus stratejik gereklilikler üretiyor. Herkesin dikkatine…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir