KURUCU ŞAHSİYET-1-

KURUCU ŞAHSİYET-1-
Medeniyetin yükünü taşıyan üç çeşit “kurucu şahsiyet” var. İdrak ehli, manayı keşfetmek için… Terkip istidatları, manayı terkip etmek için… Hareket adamları, inşa faaliyetini gerçekleştirmek için… İslam medeniyetinin temel üç şahsiyet terkibi olan, veli, alim ve hakim (ve/veya mütefekkir), idrak ve terkip ehlidir. Hareket adamları (aksiyoncular) ise, keşif ve terkip edilen mana yekununu, varlıkta ve hayatta “gerçekleştirecek” olanlardır. Hareket adamlarının aynı zamanda keşif ve terkip işini yüklenebilecek çap ve derinlikte olmaları tercih edilir ama en azından günümüzde bu fevkalade zordur. Fakat en azından terkip maharetine sahip olmaları beklenir. Manayı yüksek terkiplere taşıyacak kadar olmasa da, tatbik etmek, hayatta gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyulan asgari seviyede terkip maharetine sahip olması şarttır.
Hareket adamlığı çok problemli bir şahsiyet çeşididir. Halka nüfuz, sirayet ve tesir edebilme maharet ve kuvveti fazladır. Kuvvet bu insanların şahsiyet merkezinde temerküz eder. Derin iman ve idrak sahibi olmayan hareket adamları, elde ettikleri veya edecekleri kuvvetin dayanılmaz cazibesine kapılmakta ve medeniyetin manasına, kıymet hükümlerine, kaynağına itaat etmekte zorlanıyor, yer yer isyan ediyor, nefsinin peşinde gidiyor. Meşhur ifadesiyle “iktidar ahlaksızlaştırıyor”.
*
Son medeniyetin yıkılmasıyla Müslümanlar kalbi-ruhi ve zihni-akli havzaların asıl kaynağından uzağa düştüler. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru kalmadığı için, neyi nasıl anlayacaklarını bilemez hale geldiler. On dört asırlık devasa bir müktesebatın içinden de çıkamadılar. Nasıl anlayacağını bilemeyenler, neyi anlayacağını da bilemez halde çırpınıp durdular. Tüm nispet ölçülerini kaybettiler, nispet ölçüleri kalmayınca terkip maharetini kazanamaz hale geldiler, terkip edemez olunca inşa imkanını ve marifetini unuttular. Yirminci asır, Müslümanlar için “mücadele” ile geçti. Mücadele yapılmalıydı mutlaka ama mücadelenin “merkezi bahsinin” farkına bile varmadılar. İnşa faaliyeti… Sadece mücadele… Düşmanın karşısında mukavemet gayreti, ayakta kalma, varolma kavgası… Bunların hepsi özünde asil bir cehttir fakat sıfır inşa faaliyeti ile yapılan mücadele asla neticeye ulaşmaz. İnşa faaliyeti için tabii ki “inşa fikri” gerekiyordu. İnşa fikri için de “dünya görüşü” ve “medeniyet tasavvuru”… Bunlar olmayınca inşa fikri ve inşa faaliyeti, Müslüman akılların “konusu” haline bile gelemedi.
Mananın keşfi ve terkibi, onlarla insanı, hayatın ve medeniyetin inşası gündeme bile gelmeyince, mücadele, sadece hareket adamı hüviyetine sahip insanlar tarafından yürütüldü. “Hareket adamı” olmaktan başka bir fikri hususiyetleri ve idrak derinliği olmayan liderler, sadece kavganın tarafı haline geldi. Kavga edilmeliydi, yanlış olan kavga etmek değil, kavga ettiğinin yerine neyi inşa ve ikame edeceğini bilmemektir.
Yirminci asırdaki yoğun mücadeleyi tahkir etmek yanlış, kastımız bu değil. Tüm İslam coğrafyasının dışarıdan ve içeriden derin bir işgale maruz kaldığı çağda, mücadeleden başka bir şey yapılabilir miydi? İçecek suyu zor bulan bir insana, o suyu abdest almak için kullanması emredilemez hatta tavsiye bile edilemezdi. Bu çerçevede, mücadele eden “asil” insanları tenkit ve tahkir etmeden, nazari çerçeveyi oluşturmak kaygısıyla teşhislerimizi yapmamız gerekiyor.
Liderliği, büyük inşa mahareti ve faaliyeti olarak anlamak için son iki asır kafi miktar tefekkür ve tecrübe üretemedi. Bu sebeple son asırların tecrübesinden ve fikri müktesebatından faydalanma gayretimiz bu hususu dikkatten kaçırmamalıdır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir