KURUCU ŞAHSİYET-2-

KURUCU ŞAHSİYET-2-
Yirminci asır dünyada hareket adamlarının çağıdır. Batıda da böyledir. Zira batıda yirminci asırda felsefi üretim sıfır mesabesindedir. Dolayısıyla “saha” hareket adamlarına, liderlere kalmıştır. Müslümanlar, medeniyetlerinin yıkılmış olması ve batının da tesiriyle mücadeleyi hareket adamları üzerinden yürüttüler. Batıda felsefenin, İslam coğrafyasında hikmetin üretilemez, keşfedilemez, terkip edilemez hale gelmesiyle beraber, hareket adamları, tefekkürden uzak kalmış, böylece fikir ile fiil arasındaki illiyet irtibatı kopmuştur.
Dünya, lider tariflerinin içinde yeni bir inşa fikri, ufku ve maharetinin olmadığı birkaç asır yaşadı. Buna lider denir miydi, denmeli miydi? Denirdi veya denmezdi ama son birkaç asır liderlik böyle tarif edilir oldu ve liderler de bu tarife uygun şahsiyet terkiplerine sahip oldu. Liderlik hakkındaki eksik tarif, medeniyetini kurmuş olan batı dünyası için nispeten faydalı bile oldu ama İslam coğrafyası için öldürücü tesirler icra etti.
İslam’ın liderlik tesmiye olunan şahsiyet terkibine (veya çeşidine) yüklediği muhteva farklıydı. Her şey gibi bunu da unutmuştuk. İslam, liderliğin tarifine inşa fikri ve hamlesini zerketmiştir. Tatbikatta inşa fikrine sahip olacak çapta insan çıkmazsa, inşa fikrine ve maharetine sahip olan “kurucu şahsiyet”lere imkan ve fırsat tanımak, liderliğin mütemmimidir. Liderlik, sadece sevk ve idareden ibaret hale gelebilir, yani ancak bu hususiyetlere sahip olan liderler yetişebilir, bu durumda, cemiyetteki tüm kurucu şahsiyetleri keşfetmesi, iltifatta bulunması, onlardan faydalanması gerekir.
İslam, kurucu şahsiyet payesini, sadece liderliğe bahşetmez. Lider, gereken tüm hususiyetlere sahip olsa bile, inşa faaliyeti o kadar hacimli bir iştir ki, sadece liderin çabasıyla gerçekleşmesi beklenmez. Liderliğin zafiyeti bir tarafa kuvvetli olduğu durumlarda bile cemiyette çok sayıda “kurucu şahsiyetin” olması şarttır. Sadece bu sebeple bile “kurucu şahsiyet” çeşidi teke indirilmemeli, sayısı mümkün olduğunca artırılmalıdır.
İslam, sadece lideri (devlet başkanını, imamı, teşkilat başkanını) muhatap almaz. İslam, cemiyetteki her ferdi muhatap alır. Mutlaka “bilenleri” bilmeyenlerle bir tutmaz, bilenleri (mütehassıslara) yani kurucu şahsiyet seviyesine çıkanları daha itina ile muhatap alır ve onlara daha fazla mesuliyet yükler. Medeniyet inşası çapındaki büyük hamle bir tarafa, bir cemiyetin ihtiyaç duyacağı müesseselerin inşasında her Müslüman mesuldür. İnşa fikri (mimarisi) tabii ki kurucu şahsiyetler tarafından deruhte edilecektir ama kuruluş safhalarında her Müslüman kendine düşen pay nispetinde mesuldür. Devleti, devlet başkanını beklemek gibi bir mazeret yoktur. İslam devlet başkanının sevk ve idaresinde çalışma ihtiyacı ayrı bir bahistir, tabii ki her kafadan bir ses çıkmayacaktır. Fakat devlet başkanının bir meseleye vakıf olmaması, o meseledeki inşa faaliyetini (devlet başkanının bilgisi dahilinde) başlatmak, manevi mesuliyet gereğidir.
Meseleye bu cihetten bakıldığında, Müslüman cemiyet, lüzumlu tüm müesseselerin inşası için kendiliğinden harekete geçer. Mesuliyet, devlet başkanının emrine bağlı değildir. Müslüman insanı önce (nazari manada) İslam sevk ve idare eder, sonra da, cemiyet keşmekeşe düşmemesi, farklı istikametler edinmemesi, organize bir çalışma içinde bulunması için, devlet başkanı tarafından sevk ve idare edilir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir