KURUCU ŞAHSİYET-3-

KURUCU ŞAHSİYET-3-
Kurucu şahsiyet, inşa fikrini kuşanmış olmalıdır. İnşa fikrinde muhtevi olan hususiyetleri şahsiyet haline getiremeyen insanlar, inşa faaliyetini gerçekleştiremez, kurucu şahsiyet haline gelemezler.
Kurucu şahsiyetler, yüksek tecrit istidadına ve maharetine sahip olmalıdır. Kuruculuk vasfı, keskin bir tecrit faaliyeti gerektirir. Tecrit cehdi, hayatın mevcut gerçeklik altyapısından kurtulmak için şarttır. Mevcut hayatın gerçeklik altyapısı İslam tarafından inşa edilmediği için, en radikal noktalara kadar inecek bir tecrit faaliyeti gerekir. Batı tarafından inşa edilen bu hayatın tüm “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulacak çap ve derinlikte bir tecrit faaliyetini gerçekleştirecek ruhi kuvvette olmalıdır.
Tecrit faaliyeti ile hayatın sıfır noktasına inecek, kaynaklarını çıplak olarak görecek, onları İslami bakış açısıyla yeniden değerlendirecek ve yeni inşa faaliyetinin zeminini (çerçevesini) oluşturacaktır. Mevcut hayatın verileriyle asla tefekkür faaliyetine teşebbüs etmeyecek, hayatın sıfır noktasına kadar indiğinden emin olmak için defalarca kendini tartacak ve hesaba çekecektir. Nefsinin derinliklerine kadar nüfuz eden bu hayatın hesabını görebilecek derinliğe indiğinden emin olmadığı her defasında geri çekilecek, aklını, nefsini, zihnini düşmanla muhatap olur gibi dehşetengiz bir muhasebe ve murakabeye almalıdır. İnsanın hayattan etkilenme derinliğini bilmeli, bu derinliğin çocukluktan başladığını, “benlik inşası” dönemindeki tesirlerin aklının kaynaklarını oluşturduğunu anlamalıdır.
Siyasi ihtilal yapmak, insanın (ferdin) kendi iç dünyasında (kalbi ve zihni havzalarında) ihtilal yapmaktan kolay olduğunu bilmelidir. Büyük ve küçük cihat bahisleriyle ilgili Hadis-i Şerif, ruhi inkılap ile siyasi inkılap bahsinde ölçü olarak alınmalıdır. İrfan ehlinin, “Yiğitlik, nefsini alt edebilmektir” düsturunu ihmal etmemelidir. Özet olarak “akl-ı selim”e sahip olmalıdır.
Kurucu şahsiyet, nefsinin sesini diğer iç seslerden tefrik edebilecek derinlikte bir “akl-ı selim” sahibi olmalıdır. Müslümanlar sürekli nefisten bahsediyorlar ama onun ne olduğunu unuttular. Bir Müslüman nefsin sesini diğer seslerden tefrik edebilecek seviyeye ulaşana kadar tefekkür faaliyetini gerçekleştiremez. Nefsin sirayet gücünün bilenler, hem tefekkürde hem de tatbikatta, nüfuz etmediği veya edemeyeceği bir kıymet olmadığını anlarlar. Nefisleri bas bas bağırırken İslami tefekkür faaliyeti içinde olduğunu vehmedenler ne kadar komik durumdadırlar.
İslami tefekkür, Müslümanın nefsinin sesini duyacak seviyeye gelmeden gerçekleşmez. Ayet-i Kerime’den veya Hadis-i Şerif’ten bahsediyor olmak, İslami tefekkür faaliyetinde bulunmak değildir. Namaza ve secdeye kadar nüfuz eden nefisten arındırılmamış tefekkür, İslami tefekkür değildir. Nefsini terbiye edip ruhunun emrine verebilmiş olan tasavvuf ehli dışındaki insanların ufku, sahip oldukları (olacakları) “akl-ı selim”in, nefislerinin sesini duyacak, diğer seslerden tefrik edecek, o seslerden müstakil (bağımsız) tefekkür faaliyetini gerçekleştirecek çapa ulaşmalarıdır. Bu derinliğe ve kuvvete ulaşamamış olan akl-ı selim bile İslami tefekkürü hakkıyla gerçekleştirme imkan ve istidadından mahrumdur.
Hayatın en derin nüfuz ettiği bünye, nefistir. İnsanın zihni ve kalbi havzalarına da nüfuz eder mutlaka fakat nefse nüfuz ettiği kadar hiçbirine nüfuz edemez. Bunun sebebi, nefsin hayat olmasıdır. Nefis bu dünyadır ve bu dünyadaki hayattır. Nefs ile hayat arasındaki tabiat benzerliği, hayatın nefse nüfuz etmesini kolaylaştırmaktadır. Nefs, hayata karşı hiç direnmez, nasıl kolay, ucuz ve faydalıysa ona meyleder. Mevcut olan ise kolay olandır. Mevcudu tasfiye edip yeniden bir hayat inşa etmek fevkalade zordur ve nefs böyle bir işe asla yanaşmaz. Bu sebeple İslami tefekkürü nefsten arındırmak şarttır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir