KURUCU ŞAHSİYET-4-

KURUCU ŞAHSİYET-4-
Tefekkürü ve tefekkür merkezi olan aklı nefsten arındırmak gerekir ki, hayatın sıfır noktasına kadar inen akıl, o noktada yeniden bir terkip ve inşa faaliyetine başlayabilsin. İnşa ve terkip faaliyetine başladığında, nefsinden bir şey katmamış olsun. Saf mana yani “İslam ne ise odur” hikmetindeki İslam’ın saf manası ile terkip ve inşa faaliyetine başlanabilsin. Müesseselerin manasını terkip, kendisini inşa ederken, nefsin arzularından oluşan unsurları, harca katmamak nasıl mümkün olacak?
Nefsten bağımsız yaşamak ne kadar zordur. Ruhi ilimlerde mesafe katedenler nefsten bağımsız yaşama imkanına kavuşuyorlar. Ruhi ilimlerden haberdar bile olmayanlar, zihni evrenlerini akıl ve nefs merkezinde (farkına bile varmadan) inşa ettikleri için nefsten bağımsız bir hayat yaşamaları mümkün değil ki. Öyleyse çare, tefekkürü nefsten arındırmak… Nefsten müstakil hale gelmiş, bu kadar kuvvetlenmiş ve gelişmiş bir “akl-ı selim” inşa etmekten başka bir yol görünmüyor. “Ruhi ilimlerle iştigal etmeden bu çapta bir “akl-ı selim” nasıl inşa edilir ve kuşanılır?” sorusu da tüm gerçekliği ve ağırlığı ile ortada duruyor. Her şeye rağmen, fikir ve ilim adamları yalnız başına kaldıklarında, dış baskı ve tesirden uzak oldukları hallerde, kendilerini bu tür çerçevelere alabildiklerinde nefslerinden bağımsız şekilde “düşünebilme” maharetine ulaşabilmeleri gerekiyor. Bunu bile yapamayan fikir ve ilim adamlarının İslam adına söyleyebilecekleri ne olabilir ki.
İtikâf… Meselenin sırrı burada… Yalnız kalmak değil, itikafa girmek… İtikaf suretiyle yalnız kalmak… İnsanlar, kendi istedikleri şartlarda, kendi alıştıkları tarzda yalnız kalabiliyorlar. Marifet, itikâf müessesesini tatbik etmek, itikafın şartlarına riayet ederek yalnız kalmak… Müslümanlar zafiyetlerini itikâfa uzak olmalarından aramalıdır. Doğrusu günümüz Müslümanlarının itikafa dayanacak gücü kalmadı. Fakat en azından fikir ve ilim adamları mutlaka ve muayyen aralıklarla mütemadiyen itikâfa girmeliler. Her Müslüman girmeli itikafa fakat fikir ve ilim adamları hayat düsturu haline getirmeli.
İtikafa girmek, halktan ve nefsten uzaklaşıp, Allah ile beraber olabilmektir. Tüm zihni ve kalbi evrenini halktan ve nefsten uzaklaştırarak Allah’a yönelmektir. Her Müslüman bir defa itikafa girip (girmeye teşebbüs edip) dünyanın kaç bucak olduğunu anlamalı. Her Müslüman fikir ve ilim adamı, her ay itikafa girmelidir.
Yaşadığımız hayat, nefs merkezli olduğu, nefs yoğunluklu olduğu, nefsten bağımsızlaşamadığı için, hayatımızda ve iç alemimizde nefsi farketmiyor, onun sesini diğer seslerden tefrik edemiyor, ona ram olduğumuzu anlayamıyoruz. İtikaf, nefsten bağımsız olarak ruhi hayat yaşamaktır. Saf ruhi hayat yani saf İslami hayat… Bu hayata adım atan insanın nefsi, o kadar güçlü bir şekilde isyan ediyor, o kadar güçlü şekilde bağırıyor ki, nefsin sesini açıkça duymayı mümkün kılan (diğer seslerden tefrik etme açısından) bir müessesedir. Hiçbir ibadet ve müessese, nefsi bu kadar açıkça insanın önüne dikemiyor, onu açıkça tanıtamıyor, ne kadar güçlü olduğunu gösteremiyor. İtikafa girmemiş bir Müslüman, nefsini tanımadığı, tanıyamayacağı için, asla İslami tefekkürden bahsedemez.
İtikafa girmemiş Müslümanların “fikir tartışmaları”, nefslerinin kavgasıdır. Nefs kavgasını fikir tartışması zannedenler, nefslerinin temayüllerini “İslami fikir” diye piyasaya sürüyorlar. Esas vahim olan nokta ise, nefs kavgası yaptıklarının bile farkına varmamalarıdır.
İtikaf, ruhi ilimlerin kapısıdır. İtikafa girmemiş bir Müslümana, ruhi ilimleri anlatmak kabil değil. Ruhi ilimlere ihtiyaç duymayan Müslüman, İslami ilimleri nefsiyle anlayacağı için, ne onları tahsil etmiş olur ne de İslam’ı anlamış olur. Hayatında bir defa itikafa girmemiş olanlar, nefslerinin tazyikiyle tasavvufa küfredip duruyorlar. Beyinsizler…
Bu günün dünyasında insan kalitesi çok düştü. Bu sebeple Müslümanlar itikafa girmek istediklerinde, sünnette tayin edilen süre kadar dayanmaya çalışmasınlar. Önce daha kısa sürelerle başlasınlar, mesele bir günlük itikafa girsinler, devamında iki günlük ila ahir… Neticede sünnetteki süre kadar itikafa girene kadar devam etsinler. Nefsleriyle sıfır mücadele tecrübesine sahip bu günün Müslümanları, birden bire sünnetteki süre kadar itikafa girmekte ısrar ederlerse, çıldırırlar. İslam’ı nasıl tatbik edeceğini bilmeyen ahmaklar, Sünnet-i Seniyyeyi hoyratça tatbik edip de, kendilerini mahvetmesinler. Kendi ahmaklıklarından dolayı aksi neticeler elde ettiklerinde, bazıları gibi, itikaf müessesesinin “Sünnet” olmadığını söyleyecek kadar zıvanadan çıkmasınlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir