Kutlu Doğum Haftası ve Zamanı İşgal Etmek

KUTLU DOĞUM HAFTASI VE ZAMANI İŞGAL ETMEK
İslam’ı hayata tatbik etmek, nihai tahlilde, zaman, mekan ve insana nüfuz etmektir. Zamanın muhtevasına İslam’ı zerk etmek, mekanı İslam ile boyamak ve insana İslam’ın ruhunu üflemek… Tüm İslami tatbikatların illiyet irtibatı takip edildiğinde, zincirin son halkaları olarak bu başlıklar görülür.
Üç başlıktan birisi veya ikisi ihmal edildiğinde ortaya çıkan İslam değil başka bir şey olur. Genelevde namaz kılmak gibi… Salı günü Cuma namazı kılmak gibi… Namazı türkü söyleyerek kılmak gibi… Konumuz üçünden biri, zamana nüfuz etmek veya zamanın işgali…
İslam’da zaman ile ilgisi olmayan bir emir, teklif ve tavsiye neredeyse yoktur. Önce gün, vakitlere bölünmüştür. Sonra hafta tanzim edilmiştir. Bir zaviyeden bakıldığında ay ve en son ise yıl taksim edilmiştir. Yılın hiçbir günü, günün hiçbir saati boş bırakılmamıştır. Sadece namaz ibadeti bile İslam’ın zaman ile derin irtibatını anlamaya kafidir.
*
Varlık mertebeleri malum… Cemadat, nebatat, hayvanat ve insan… Varlıkta ortaya çıkan mertebeyi tayin eden en mühim husus, zaman irtibatıdır. Zaman ile irtibat yoğunluğu cemadattan başlar ve yukarı doğru çıktıkça artar. İnsana ulaştığında, en yoğun münasebet ortaya çıkar. Varlığın sahip olduğu şeref payeleri zaman ile alakalı mıdır? Mesuliyet sahibi olan varlık insandır ve mesuliyet, tamamen zamana bağlı bir şeydir. Böyle olduğuna göre varlıkların sahip olduğu şeref payesi, zaman ile alakalı olmalıdır. Öyleyse insan, “zamanî varlıktır”.
İnsan zaman ile kesif bir münasebet içindedir. Hiçbir şeyle bu yoğunlukta münasebete sahip değildir. Her an, her anın içinde başka bir an zaman ile temas halindedir.
Mesuliyet, zamanın ta kendisidir. İnsan, zamandan mesuldür. Mesuliyet ile zaman arasındaki rabıta, İslam’ın mesuliyet anlayışının idrak edilebilmesinin ön şartıdır. Bu sebeple arifler, zaman bahsini en önemli meselelerden saymışlardır. Bir velinin zaman tarifi, hem zamanı hem de mesuliyeti harikulade tespit etmiştir. Mealen…
“Kişi, üzerinde olduğu işin, zamanı içindedir”. Bu kelam-ı kibarı tecrübe ettim. Aynen vaki… Meslek hayatımdaki tecrübe şu; birkaç iş masada biriktiğinde, o işleri yapana kadar yeni iş gelmiyor. Masamın üzerindeki işleri yapıp bitirdiğimde ertesi güne kalmadan iş geliyor. Calib-i dikkat bir husustur ki, zaman akıp gitmiyor, üzerinde bulunduğum iş beklediği müddetçe, zaman bekliyor. Akıp gittiğini zannettiğimiz zaman, başkalarının zamanı. Çünkü herkesin ve her şeyin zamanı ayrı… “İki günü birbirine eş olmanın” ne olduğunu da anladım böylece…
*
Meselenin İslami mücadele ile ilgili ciheti var ki, çok mühim.
Diyanet işleri başkanlığının tarihinde yaptığı en isabetli hamle, sanırım “Kutlu Doğum Haftası” uygulaması… Hz. Risaletpenah (SAV) Efendimizin dünyaya teşrif etmesi hadisesi, bir gecemizi meşgul edecek kadar ehemmiyetsiz olamaz. Büyük hadiseyi haftaya yaymakla, bir hafta boyunca O’nu yadetmenin, O’nu tanımanın, O’nu anlamanın meşguliyeti içine giriyoruz. Diyanetin neyi murat ettiğini bilmem ama bu uygulama, zamanı işgal etmenin harikulade misali. Fakat ne yazık ki, tek misali…
Müslümanlar, yılın her gününü işgal edecek kadar kaynağa, hadiseye, vesileye sahipler. Mesela, “miraç haftası” veya “vuslat haftası”, “hicret haftası”, “fetih haftası” vesaire gibi, aslında bir yıl bile az gelecek kadar çok sayıda hadiseyi gündeme getirip zamanı yoğun bir şekilde işgal etmek mümkün.
İslam aslında zamanı işgal ediyor. Beş vakit namazdan başlamak üzere birçok farz ve sünnet marifetiyle zaman, İslam’ın işgali altında… Fakat İslam’ın zaman ile alakasını unuttuğumuz veya artık anlamaz olduğumuz için, zamanı işgal etmek bir tarafa, zamanın işgaline maruz kaldık. Hem de muhtevasını batı medeniyetinin doldurduğu zamanın işgali…
Zaman ile yeniden tanışmalıyız. Zamanı işgal etmeli ve muhtevasını İslam ile doldurmalıyız. Mümkün olan en fazla sayıda, “gün”, “hafta” ve “ay” hatta “yıl” tertip etmeliyiz. Mesela her yılı bir konuya hasretmeliyiz. O yılın her ayını, o konunun bir alt başlığına ayırmalıyız. Ayrıca her ayı bir meseleye hasretmeli, her haftayı o meselenin bir boyutuna ayırmalıyız. Özet olarak söylemek gerekirse, zamanı mümkün olduğunca işgal etmeliyiz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir