LAUBALİLİK, ŞAHSİYET YOZLAŞMASI

Şahsiyetin tabi hali, ciddiyet ve vakardır. Ciddiyet, her şeye, kendi merkezinde ve kıymetinde muamele etmektir. Vakar, ciddiyetin munis halidir. Laubalilik, şahsiyet zarının (mahfazasının) patlaması ve her şeyin birbirine karıştırılmasıdır.
Ciddiyet ve vakar, şahsiyet için tabi haldir ama şahsiyet terekküp etmemişse, insan için çok ağır hallerdir. İnsan, şahsiyet sahibi olamadığında ciddiyet ve vakarı kuşanamaz, taşıyamaz ve muhafaza edemez. Bir şey tabi olarak neye bağlıysa, (hangi merkezin eksenindeyse) onunla varolma iktidarına sahiptir. Tabi olarak bağlı olmadığı merkeze bağlama çabası akim kalır. Geçici olarak varlığına dair görüntüler oluşsa da, devamlılığı imkansızdır. Şahsiyetini inşa edememiş ve ancak kişilikle (*) iktifa edebilmiş olanlar için ciddiyet ve vakar milyon tonluk yük demektir.
Bu girişten anlaşılacağı üzere laubalilik, kendi başına tarif edilebilir bir hal veya tavır değildir. Şahsiyet bahsinin çevresinde tarif ve izahı ancak kabildir. Bu sebeple şahsiyetin tarifini yapmadan laubalilik üzerinde kalem oynatmak, karanlığa kurşun sıkmak gibidir.
Şahsiyet, insanın, sahip olduğu mizaç hususiyetleri ile inandığı ahlak sisteminin, bağlı olduğu dünya görüşü istikametindeki mütekamil terkibidir. Müslüman şahsiyeti, insanın, mizaç hususiyetlerini, İslam ahlakı ile terbiye ederek, İslam’ın maksadına müteveccih kılmasıdır. Öyleyse Müslüman şahsiyeti, imanın mizaca nüfuz ederek, mizacı, İslam ahlakı istikametinde yeniden tertip etmesidir. Veya Müslüman şahsiyeti, insanın zihni evrenini, İslam’ın oluşturduğu ufuk içinde inşa etmesidir. Ya da Müslüman şahsiyeti, insanın zihni evrenini, ruh (tabi ki iman) merkezinde inşa etmektir. Netice olarak Müslüman şahsiyeti, kainattaki her şeyi, kendi merkezinde ve asli kıymetinde kabul ve ona göre muamele etmektir. Bir şeyin kendi merkezi ve kıymeti, ona İslam’ın tayin ettiği merkez ve atfettiği kıymettir.
Şahsiyetin sadece insani münasebetlerde zuhur ettiği zannı yaygınlaşıyor. Şahsiyet, her şeye karşı takınılan tavır ve edada tezahür eder. Müslüman şahsiyetinin en derin hali, Müslüman’ın Allah ile münasebetinde (Allah’a yönelişinde) kendini gösterir. Müslüman insan yalnız başına kaldığında ne kadar şahsiyet sahibi ise aslında o kadar şahsiyet sahibidir. Allah, imanın nihai maksadıdır. Bu cihetle, hiçbir şeyle mukayese edilmeyecek bir kıymete sahiptir. Müslüman şahsiyet, Allah’a yönelişinde bu kıymetin ilzam ettiği hürmeti göstermezse, ortaya çıkan tablo vahimdir. İslam’ın iman sisteminde, Allah, olması gerektiği noktada (hâşâ mekân tayininden bahsetmiyoruz) hürmet görmüyorsa, hiçbir şey kendi merkezinde değildir. En büyük laubalilik, en kıymetli varlığa karşı yapılır. Müslüman şahsiyetlerin, insani münasebetlerini sürdürebilmek için muhataplarına göstermek zorunda hissettikleri hürmeti, Allah’a karşı göstermediklerine şahit olmak ıstırap vericidir.
Yeryüzünde imanın ne olduğunu ve nasıl olacağını gösteren, tüm kainattaki yaratılmış varlık çeşnisinin içinde, yaratılmış olmayan ve O’na ait bulunan tek varlık, Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’i okurken (veya bir ayeti kerime okurken), amirinin karşısındaki halinden daha az hürmet gösteren Müslüman insanın şahsiyet problemi var demektir. Başka bir ifadeyle, laubalilik o kadar ileridir ki, şahsiyet hiç kuşanılmamıştır. İki Cihan Serveri Resul-i Ekrem (SAV) efendimiz ile alakalı tavırlardaki laubalilikten de bahsetmeli miyiz?
Problemin kaynağı, şahsiyetin veya laubaliliğin sadece insani münasebetlere münhasır zannedilmesidir. Oysa esas laubalilik, iman mevzularındaki tavır ve davranışlarda zuhur ediyor. Allah’a, Kitabına ve Resulüne karşı hürmet ve edep zafiyeti içinde olanların, insanlara karşı nezaket ve zarafet timsali görünmeleri, en hafif tabirle ahlaksızlıktır.
*
Laubaliliğin en fazla derinleştiği nokta yalnız kalmaksa (Allah’tan başkasının görmediği halde bulunmaksa) ikincisi aile hayatıdır. Aile hayatı laubaliliğe teşnedir. Erkek ve kadın arasında tüm mahremiyet perdelerinin kalktığı bir hayat, laubaliliğin tüm şartlarını taşır. Hakikaten insanın ciddiyet ve vakarını muhafazada en fazla zorlandığı hayat alanı, aile hayatıdır.
İslam, hayat anlayışını, hukuk, ahlak ve edep çerçevelerinde ve seviyelerinde izah ve tanzim eder. İnsanlar samimiyet veya mahrem hayatlarını yaşarken hukuktan uzaklaşırlar. Hukuk bu hayat alanlarında insanlara ağır gelir. İslam bu durumu bildiği için samimiyet ve mahrem hayatı, içlerine hukuku enjekte ettiği ahlak ve edep ile tanzim eder.
Mahremiyet perdesi kalktığında vakar kaybolur. Elbise, vakar için mühim şartlardan biridir. Çıplak insanın ciddiyet ve vakar sahibi olma çabası, sadece komiktir. Bu sebeple mahrem hayatta vakarın mahfazası, edeptir. İçtimai hayatta ahlak, siyasi hayatta (devlette) hukuk olması gibi…
Son zamanlarda Müslüman ailelerdeki hızlı çözülüşün birinci sebebi, aile hayatını laubalilikten muhafaza edecek anlayış ve tatbikatların unutulmaya başlamasıdır. Edebin ilk kaybolacağı alan mahrem hayat olan aile hayatıdır. Aile hayatındaki şahsiyetin (veya vakarın) mahfazası edeptir.
*
Ciddiyeti somurtmak şeklinde anlayacak kadar savrulanlar, samimiyeti laubalilik şeklinde anlamak girdabına düşerler. Ciddiyet merkezinden kaydığında, samimiyet de mutlaka merkezinden kayar.
(*)-Şahsiyet ile kişilik aynı manaya gelmez. Uydurukça bizim dünya görüşümüzün muhtevasını taşımaz. Uydurukçayı ancak dünya görüşümüzün zıddını ifade ederken kullanırız.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir