LİSAN-DUYGU MÜNASEBETİ BAŞLIKLI MÜLAKAT

ÖZGE SENA BİGEÇ ile Dil-Duygu Üzerine MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

 Beden Ülkesi’nde sınırlar ‘akıl’ ile ifade edildiği zaman, ülkenin yönetimi ve kararlarının alındığı yer de ‘kalp güzergahı’ olacaktır.

Metin ACIPAYAM: Her şeyin bir dili var. Duygu da buna dahil. Üstelik duygunun dili en tesirli dildir. Aklın dili, yalanın bol olduğu, anlaşılmasının zor olduğu bir dildir. Duygu dili ise, yalanı az olan veya yalan olduğunda anlaşılması kolay olan dildir. Aklın dili, bildiğimiz ve kullandığımız, adına lisan da dediğimiz dildir. Duygu dili ise standardı olmayan, kelimesi bulunmayan, bazı konularda ortak davranış şekilleri geliştirilmiş olsa da bu davranış şekillerine mahkum olmayan bir dildir. Bu güzergahtan bakacak olursak dil duygu münasebeti hakkında neler söylersiniz?

Özge Sena Bigeç: Beden Ülkesi’nde sınırlar ‘akıl’ ile ifade edildiği zaman, ülkenin yönetimi ve kararlarının alındığı yer de ‘kalp güzergahı’ olacaktır. Bunu biz Kim’den öğreniyoruz? İlmi Arş’tan alan Allah Resûlü’nün şeksiz ve şüphesiz tesbitinden: ‘‘Bedeninizde bir et parçası vardır. O ıslah olursa bütün beden ıslah olur. O ifsat olursa bütün beden ifsat olur. Biliniz ki o et parçası kâlptir.’’

 

Bu kutsal ve nurlu bilgiden yola çıktığımızda; kalbin, ana merkezde olduğunu görürüz. Akıl, bedendeki sınırları tayin edip ona riayet ederken, kalp ise bu sınırlar içindeki huzur ve sükûnet halini kuşanır. Buna ‘‘hisli akıl’’ ve ‘‘akıllı kalp’’ de diyebiliriz. Zira ülke; taşıyla toprağıyla, biçilen sınırıyla, tarihi talihi, ilmi ve sadakati, coğrafyası ve münasebetiyle ‘‘ülke’’dir.

İslam dini, aklınız ve kalbiniz diye bir ayrıma gitmez. Bilakis ‘mezc’ halini verir bize. ‘’Mezciyeti’’ okuruz Son-Suz Dinimizde. Öyle bir mezciyet ki; akıl, gök gibi temiz ise; kalp, yer gibi yeşildir. Ancak bu şekilde insan varlığı ‘‘mahsül’’ verebilir.

Fıtrat Dini’dir İslamiyet. Aklınızı tatmin, kalbinizi ma’mur eyler. Gayrın elinde kalıp da tatmin olmayan akıldan taşkınlık, sınırı aşmak; kalpten ise habis-i his tevellüd eder.  Aklın dili hayrlı ilim olunca, kalbin dilinden de o hayrlı ilim içindeki sıhhatli meyveler doğacaktır.

Dil; ifade etmektir. Duyguların ifadesi, düşüncelerin ifadesi. Kemal mertebede ilminiz ve ahlakınız yoksa, ifade edecek bir olgunluk da yoktur esasında. Kur’an; ifadenin en üst zirvesidir. Dil, Lisan dediğimiz zaman Üst Lisan’ı aramak ve bulmak zorundayız. Ancak bir doğuş varsa, güneş ışık saçabilir. Tüm ilimlerin ve ifadelerin üstü de İlahi Kelam’dır. Bunu da İslam Âlimi, Muhakkik Bediüzzaman Hazretleri, “Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur. Madem konuşacak; elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak…” sözüyle sağlamasını yaparak isbat etmiştir.

Ancak, yapanın bildiği, bilenin konuştuğu bir ‘‘İfade’’ doğru yolu tarif edebilir. Bu da tüm beşeriyetin üstünde olan İlahi İlim ve Kelam’dır.

Aklımız ve kalbimiz Kur’an Güneşi’nden şualara râm oluyorsa ışık saçıp Âlim bir insan olmaya basamak teşkil edecektir. Kendini karanlıkta bırakıyorsa zalim bir insanın ortaya çıkması da kaçınılmaz olacaktır. O halde; Güneş Sistemi gibi Kur’an Sistemi’nin neresindeyiz? Ondan uzakta kalıp karanlıkta mı, sisteme dahil olup ışığında mı?

Metin ACIPAYAM: Duygu dilini aralarında duygusal ilişki olan insanların kendilerine has, kendilerine ait şekilde oluşturmaları mümkün müdür?

Özge Sena Bigeç: Sualiniz ‘‘oluşabilir mi’’ yönünde. Cevabım ise; ‘‘oluşanın nasıl oluşacağı’’ yönünde olacaktır. Zira insan yeryüzünde en iyiyi de en kötüyü de işleyebilecek teçhizatla gönderilmiştir. İyiyi işlemesi kabilinde sonsuz mükafatlara gark edilmiştir. Evet; duygu dili her birey arasında ‘‘masumiyet’’ ya da ‘‘gayr-ı masumiyet’’ olmak üzere oluşabilir.

Mevzunun kesbe ve vehbe bakan yönünün olduğu da muhakkak. Ferd, gökten ikram olunan yağmura da nasib olunabilir, gökleri memnun etmemenin mücazatıyla yerin kuraklığında ‘beyhude’ su da arayabilir.

Hâlık ve Kul arasındaki münasebet; bu mevzunun bidayeti, tayini ve nihayeti olacaktır. Zira sınırları aşılmış bir his aldatıcı bir haz verir. Fıtrat burada azap içinde kalır. Sınırları korunan bir sevgi ise dorukları yüce dağlara vardıracaktır. Burada insan, yalnızca insan-insan münasebetinde değil, insan-hayvan, insan-bitki, dahası insan-eşya münasebetinde dahi hissî yakınlık içinde olup ‘‘muhabbet’’ halinde kalabilir.

Hâlık’ın belirlediği sınırlar içindeki ‘‘helal olan’’ sevgi ‘‘Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum.’’ Hadisi’nde Kendisinin beşaret ettiği üzere, ferdin ‘‘iyi hallerinin’’ ‘‘salih amellerinin’’ ‘‘hüsnü emellerinin’’ güzide  neticesidir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin ‘‘…ehl-i dalalet ve sefahetin elli-altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilse idi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru’ keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklardı.’’ tesbiti, hissî münasebetin tevellüdünden ziyade, ‘‘veçhini’’ ve ‘‘neticesini’’ göstermesi açısından da ziyadesiyle önemli.

 

Metin ACIPAYAM: İki aşık insanın aralarında bir duygu dili oluşacağı gibi, baba ile çocukları da aralarında kendilerine ait bir duygu oluşturabilmektedir. Bu büyük bir imkandır, herhangi iki kişi kendi arasında lisan oluşturamaz ama duygu dili oluşabilir. Böylece yanlış anlaşılmalar önlenmiş olur. İnsana verilen duygu kuvvesi, saf ve berrak olması sebebiyle dil ile sıkı münasebet içindedir. Zira duygu lisan marifetiyle dışa vururur. Tüm kelimeler hatta lisan, duygunun hayata tatbikinden ibaret olabilir mi? 

Özge Sena Bigeç: ‘‘Lisan. İnsan. An.’’ Bu üçlü sacayağında geçiyor insan ömrü. An’ın içindeki hisler ve fikirler lisanı doğuruyor. Hakiki kelime karşılığını bulan insan varlığı ise tekemmül ediyor. İnsan hangi kelimelerle yaşarsa, ona dönüşüyor. Yemekten önce, kelime yeyip içiyoruz. İçimizde bitimsiz bir kelime zinciri var. Zincirin halkaları paslı ya da parlak. Bu, tercihimizle mukayyed. Lisan yalnızca hissin değil tefehhümatın da mukabili.
Metin ACIPAYAM: Duygu dili ve düşünce (akıl) dili hakkında ne söylemek istersiniz? Aslolan duygu dili midir, yoksa akıl dili mi?   

Özge Sena Bigeç: Aslolan; his ve fikir işbirliği içinde oluşan, insan şeceresinden tevellüd etmesi beklenen semeredir. Meyve; su, güneş, toprak, ışık elementlerine ihtiyaçlı ise; insan da isabetli fikre, nazif kalbe, nezih ruha, hayr üzere yaşayan vücûda ihtiyaçlıdır. Bunlardan biri eksik olduğu zaman, meyvenin oluşumuna ket vurulur.

 

Hak olmayan her şey bâtıldır

 

Metin ACIPAYAM: Yalan, gerçeğin dışında bir mantık örgüsü işlediği için, menfaate dayalıdır. İnsanlar menfaatine uygun olmadığı zamanlarda yalan söylerler. Duyguda menfaat yoktur. Sahte duyguda menfaat vardır. Zaten sahte duygu, aslında duygu değil, düşünce faaliyetiyle üretilen duygu gösterisidir. Duygu gösterisi (sahte duygu) ile gerçek duyguyu birbirinden ayırmanın kolaylığı, duygunun tabiatı ve dilidir. Duygunun tabiatını tanıyanlar ve dilini bilenlere duygusal yalanlar söylemenin imkanı var mıdır?

Özge Sena Bigeç: ‘‘Alimin yanında diline, Arifin yanında kalbine dikkat et’’ sözünü hatırlattı sualiniz. Hakikatin de kizbin (yalanın) de bir kokusu vardır. Hal ve dil (gönül) ehli tarafından tesbit olunursunuz. Çeperlerini kişinin kendine çizdiği karanlık bir yerdir kizb. Herkes ehl-i kalp olamayacağı için, halkın, kizbe meftun ferdleri daha kolay tanımasının yolu da ehl-i tahkik ferdlerin artmasıyla olacaktır. Söylenilene ve sahte vaadlere aldanmayan Hakikat araştırıcısı bu ehl-i tahkik ferdler, halkın can damarı olup, aldatılmalarının önüne nurdan bir set çekeceklerdir. Bu her Müslümanın üzerine vazifedir de aynı zamanda.

Hak olmayan her şey bâtıldır, kizbdir. Hak ile bâtılı birbirinden ayıran Furkan özelliğine sahip insanlar, imanlarının kendilerine verdiği feraset ve basiretleriyle kizb ehline aldanmamaya hatta onların sahasına girmemeye gayret edeceklerdir.        

Metin ACIPAYAM: Doğru olan yaklaşım, duyguların, önce duygu diliyle ifade edilmesi, sonra da düşünce diliyle pekiştirilmesidir. Duygu diliyle ifade edilmeyen duyguların, sadece düşünce diliyle ifade edilmesine asla aldanmamalıdır. Fakat insanlar, sözbirliği etmişçesine aksini yapıyorlar. Buradan alakalı olması sebebiyle ne söylemek istersiniz?

Özge Sena Bigeç: Kalp, muhabbet ile hissî bir lisan oluştururken; nefis, tezkiye olmamaklık ile cebri bir fikir oluşturur. Kalpten ırayan bir akıl, cebriyete gidecektir.

Ehl-i tahkik olmaktan uzaklaşmış zanna mağlup asrın insanı, Kur’an ve bu asra bakan tefsiri Risale-i Nurlardan istifade ile yalnızca ehl-i tahkik değil, sualinizde bahsettiğiniz muammayı çözerek ehl-i ihsas olmaya da –inşaallah- yaklaşacaktır.

Metin ACIPAYAM: Teşekkür ederiz Özge Hanım.

Özge Sena Bigeç: Rica ederim Metin bey.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir