MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -1- FİKRİN MERTEBELERİ -2-

Fikrin Mertebeleri

Şu sözlere dikkat:

Dimagda sıralanmış olan üç batndan her biri, kalpten dimâga çıkan rûh-ı nefsâni ile dolu olup, herbirinde bir çeşid his ve idrâk bulunduğundan, nefsin kuvve-i mudrikesi onlarda da mevcuttur. Dimâgda bulunan [görünmeyen] beş kuvvetin birincisi, (hiss-i müşterek), ikincisi hayal, üçüncüsü, (kuvve-i vahime), dördüncüsü, (kuvve-i hafıza), beşincisi, (kuvvei müfekkire) dir.

1-      Hiss-i Müşterek: Bu duygunun yeri beynin önündedir. İnsan beş duyu organlarından idrak ve hissettiği herşeyi hiss-i müşterek vasıtasıyla idrak eder.

2-      Kuvve-i Hayâl: Beynin birinci boşluğunda bulunan bir kuvvettir. Beynin bilgi deposudur. Mahzen-Ül Ulûmda Kuvve-i Hayâl ile alakalı “hiss-i müşterekde resm edilen hissî suretleri kayderederek korur izahı vardır. Yani hiss-i müşterekin hazinesi durumundadır. Duyu organlarıyla unutulan suretler kuvve-i hayâl vasıtasıyla hatırlanır.

3-      Kuvve-i  vâhime: Dimâgdaki üçüncü batnın önünün birinci tabakasında bulunan bu kuvvet marifetiyledir ki, görünen his organlarıyla his edilen eşyanın halleri, kendilerine mahsus parçaları ve sıfatları bu kuvvet vasıtasıyla idrak edilir. İki dostun muhabbeti ve nefreti, ana babanın evladına karşı muhabbet beslemesi, düşmanını idrak ve his etmek kuvve-i vâhimeye misaldir.

4-      Kuvve-i Hafıza: Kuvve-i vâhime ile idrak olunan cüz’i ma’nâlar kuvve-i hafıza ile muhafaza edilir. Mahzen-Ül Ulûmda belirtildiği üzere, kuvve-i hafıza vehmî suretlerin hazinesi makamındadır.

5-      Kuvve-i Müfekkire: Bu kuvvet, hiss-i müşterek ve kuvve-i  vâhimeile idrak olunan hissî suretlerde ve cüz’i ma’nâlarda terkîb ve tahlil suretiyle tasarrûfda bulunur. Bu sebeble bu kuvvet dimagda bulunan kuvvetlerin en üstünüdür. (Mahzen-Ül Ulûm s.14)

***

İnsana mahsus hassalardan olan fikr, üç mertebedir. Bu mertebelerin her biri bir neticeyi hâsıl eder. Mahzen-Ül Ulûmda fikrin mertebeleri şu şekilde anlatılır:

Fikrin birinci mertebesi, hâricte tabi’î tertîb veyâ sonradan yapılmış bir tertîb ile tertîb edilmiş olan işleri düşünmekdir. İnsan önce bu işleri zihnen anlar ve düşünür, sonra yapmaya başlar. Kuvve-i fikriyyenin bu mertebesi ekseriyâ tesavvurât, düşünceler halidir. İnsan için faideli şeyleri elde etmeye ve zararlı şeyleri uzaklaşdırmaya yarayan (akl-ı temyîz) bundan ibarettir.

Fikrin ikinci mertebesi, öyle bir fikrdir ki insan, insanlarla olan mu’âmelesine ve işlerine aid üsûl ve âdabı o fikr ile yürütür. Kuvve-i fikriyyenin bu ikinci mertebesi, ekseriyâ tasdîki hükmler olup, tecrübe yoluyla birer birer elde edilince, tam bir faideye ve herkesin menfe’âtine vesîle olunur. Fikrin bu mertebesine (akl-ı tecrîbî) denir.

Fikrin üçüncü mertebesi öyle bir fikr-i dakîkdir ki bu da küllî bir matlûbu ya sırf ilmî veyâ sadece zannî olarak ifade etmektedir. Fikrin bu mertebesinin amel ile alakası yoktur. Fikrin bu mertebesine (akl-ı nazarî) denir. Eşyanıın hakikatleri ve hâriçte bulunan maddelerin hâkikatde var olduğu üzere, bunların cinslerini, fasllarını ve sebeblerini ifade eden fikrî kuvvet bu üçüncü mertebe ile temâm olur. İnsanın hakîkatinin ma’nâsı olan mücerret akl, nefs-i müdrîkedir.

***

İnsanı hayvandan tefrik eden bir çok hususiyet vardır. Yukarda belirttiğimiz üzere, bu hususiyetlerden en önemlisi fikirdir. İnsan ve hayvanı amelî (pratik) olarak ayırıcı hususların olduğu aşikar. Mahzen-Ül Ulûmda bu durum şöyle ifade edilir: İnsan ve diğer hayvanlardan meydâna gelen işler ve eserler, kendi kast ve iradeleri ve Allahü teâlânın onlarda yaratdığı kudret ile hâsıl olur. Bu işlerin bazısı muntazam ve tertibli, bazısı ise, muntazam ve tertibli değildir. Muntazam ve tertibli olan işler, özellikle insana mahsûsdur. Muntazam olmayan işler ise, diğer hayvanlara mahsûsdur. İnsan, aklını ve fikrini kullanarak, birşey yapmak isteyince, o şeyin yakın ve uzak sebeblerini, illetlerini, parçalarını ve şartlarını ve diğer esâslarını düşünür. Sonra o şeyn başlangıcından nihâyetine kadar îcâb eden sebeb ve esâslarını tertîb ve takdir ederek, layık olduğu şekilde maksadı olan işi tamamlar.

İnsana mahsus olan en önemli hususiyet, iş ve fikrini belli diyalektik etrafında şekillendirmesidir. Fikrin diyalektiğini oluşturmak neyi ne zaman yapmak gerektiğini sıraya koymaktır. Mevzuların haritasını çıkarmak, yol güzergahını tesbit etmek, fikrin diyalektiğiyle alakalıdır. İşin diyalektiği ise tertib ve tasnifden geçmektedir. Her fiilin meydana gelmesi için tasnife ve tertibe ihtiyacın olduğu bedihi hakikatlerden. İlim demek tasnif demektir. Yani sıraya koymak, yer belirlemek, vesaire…

Mahzen-Ül Ulûmda bir işin meydana gelmesi için gereken asgari şartlar, o işin parçalarının ve esâslarının toplanıp sonra tertîb edilmesi olarak belirlenmiştir.  Ve devam eder müellif: Bu sebeble fi’lin (işin) tamamlanması ve sona ermesi illet ve esbâbından (sebeblerinden) sonra gelir. Burada takdim ve te’hîre (öncelik ve sonralığa) riayetinde olması gerekir. Zira önce olan sebebi sonraya bırakmak, sonra gelmesi icab eden sebebi öne almak mümkün değildir. Bir fi’lin (işin) başlangıcı ve sebebi de başka bir başlangıc ile sebebe bağlıdır. Bu hâlde birinci sebebin meydana gelmesi ikinci sebebin meydana gelmesinden sonra hâsıl olur. Aynı şekilde ikinci sebeb, üçüncü sebebe, üçüncü sebeb dördüncü sebebe bağlı olur.

Hayat esbab-ı âlem (sebebler alemi) değil midir? Her “oluş” ve “bitiş” bir sebeb dahilinde vâki olur. Fikir sebeb münasebeti Mahzen-Ül Ulûmda şu sözlerle izah edilir: Sebebler silsilesi iki üç mertebe veyâ daha çok mertebelerle illetlerin ve sebeblerin fikr (fikir) vasıtasıyla sonuna varılıp ve istenilen işin yapılmasına teşebbüs edilir. Böylece fikrin sonu olan sebeb ile bizzat işe başlanır. Sonra son sebebin sebeb olduğu ikinci sebebe ve ondan sonra üçüncü sebebe inilerek, işin başında düşünülen ilk sebeb ile iş son bulur. Meselâ bir ev yapmak istenince, o evin meydana gelmesinin bağlı olduğu illet ve sebeblerden önce, duvarlar hatıra gelir. Sonra duvarların temeline geçilerek düşünce sıralamasında o temel son illet ve sebeb olur. İnsan fikri evi yapma işine önce temelden, sonra duvardan başlar. Ondan sonra evin yapılması son iş olur. İşte bu mana (fi’l ve amelin evveli, fikrin sonudur ve fikrin evveli amelin sonudur), diye ülema arasında meşhûr olan sözün doğru ma’nasıdır.

METİN ACIPAYAM

metinacipayam@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir