MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MAHİYETİ -2-

İlmin mahiyetinin mutlak olarak zaruri olup olmadığı münazara edilen konulardandır. İmâm-ı Fahrüddîn Râzî hazretleri, ilmin mâhiyyetinin zarûrî bir tasavvur olduğunu, İmâm-ül Harameyn ve imâm-ı Ebû Hâmid Muhammed Gazâlî hazretleri ise, ta’rîfi zor olan nazarî kısmından olduğunu söylemişlerdir. Ancak, ilmin mâhiyyetinin ta’rîfi zor olan nazarî kısmından olduğu âlimler arasında tercîh edilmişdir. (Mahzen-Ül Ulûmdan naklen)

İlmin mâhiyyetinin tarifine dair, alimler arasında meşhur olan tariflerden bazıları Mahzen-Ül Ulûmda şu tarif ve izahlarla sabittir:

  • İlim, bir şeye olduğu gibi i’tikaddan [inanmakdan] ibaret olup, o i’tikad ise, ya zaruri olarak, yahud da delil ile hasıl olur” diye ta’rîf edilmişdir. Ancak, bir şeyin ta’rîfi, o şeyin efrâdını câmi’ agyârını ma’nî olmak lâzım gelir. Hâlbuki, i’tikâdın buradaki ta’rîfine zarûretden yâhud delîlden hâsıl olan zan da dâhil olmakdadır. Bu sebeble ilmin mâhiyyetinin bu ta’rîfi yukarıda geçen kâideye uygun olmadığından, âlimler arasında kabûl görmemişdir.

 

  • İlm, ma’lumu olduğu gibi bilmekden ibaretdir” diye ta’rîf olunmuş ise de, Allahü teâlânın ilmine ma’rifet demek câiz değildir. Bu sebeble Allahü teâlânın ilmi bu ta’rîfin dışında kalmaktadır. Bununla berâber bu ta’rîfde ilm kelimesinden türemiş olan ma’lûm kelimesinin zikr edilmesi devri îcâb etdirdiğinden ve alâmâhüve [olduğu gibi] kelimesi de, ma’rifet ma’nâsından ibâret ve bu sebeble fazlalık olduğundan, önceki ta’rîf gibi bu ta’rîf de âlimler arasında kabûl görmemişdir.

 

  • İlm, öyle bir şeydir ki, kendisinde bulunduğu kimsenin alim olmasını gerekdirir.” Bu ta’rîfde âlim kelimesinin zikr edilmesi, ikinci ta’rîf gibi devri îcâb etdirdiğinden, âlimler arasında kabûl görmemişdir.

 

  • İlm, ma’lumu olduğu gibi idrak etmekden ibaretdir.” Bu ta’rîfdede devr ve haşv [fazlalık] vardır. Ayrıca idrâk kelimesi de burada mecâzî olarak ilm ma’nâsına kullanıldığından, âlimler tarafından beğenilmemişdir.

 

  • İlm, ma’lumu olduğu gibi tebyindir, ya’ni açıklamakdır.” Bu ta’rîfde de devr ve haşv [fazlalık] vardır. Ayrıca tebyîn kelimesi, kapalılıkdan sonra açıklığı ifâde eder. Buna göre, Allahü teâlânın ilmi, ta’rîfin dışında kalır. Onun için bu ta’rîf de makbûl değildir.

 

  • İlm, ma’lumu olduğu gibi isbatdır.” Bu ta’rîfde de devr ve haşv bulunduğundan ve ayrıca isbât kelimesi mecâzî olarak ilm ma’nâsına kullanıldığından, bir şeyin kendisiyle ta’rîfi yapılmış olduğundan, bu da diğer ta’rîfler kabilindendir.

 

  • İlm, ma’luma olduğu gibi i’timaddır.” Bu ta’rîfde de devr ve haşv vardır. Ayrıca Allahü teâlânın kendi ilmine i’timâd etmesini söylemek gibi bir mahzûr da bulunmakdadır. Allahü teâlâ için böyle söylemek câiz değildir. Onun için bu ta’rîf de makbûl değildir.

 

  • İlm, bir şeyin suretinin zihnde meydana gelmesidir.” Bu ta’rîf, zannı, cehl-i mürekkebi, taklîdi ve vehmi içine aldığından, muhakkıkîn-i hükemâya ve ba’zı mütekellimin indinde [ya’nî kelâm âlimlerine göre], en sahîh ta’rîfdir. Böyle olduğu İbni Sadrüddîn hazretlerinden rivâyet edilmiştir.

 

  • İlm, idrak olunan şeyin mahiyyetinin, idrak eden kimsenin zihninde şekillenmesidir.” Bu ta’rîfin hükmü, bundan önce zikr edilen sekizinci ta’rîfin hükmü gibidir. Bu iki ta’rîf hükemânın ta’rîfi olup, ilmin zihinde düşünülen bir varlık olması i’tibâra alınarak yapılmışdır. Çünki, hükemâ indinde ilm, zihnde var olmakdan ibâretdir. Bu iki ta’rîfden birincisi, küllî ve cüz’i olan şeylerin idrâkini, bilinmesini içine alır. İkinci ta’rîf, zâhiren ilmin sâdece küllî şeylerin idrâkine, bilinmesine mahsûs olduğunu ifâde eder.

 

  • İlm, ma’nalar arasında zıddına ihtimal bırakmayacak şekilde, yerini ayırd etmeyi, sağlayan bir sıfatdır.” Bu ta’rîf, ilmi (ilm, ma’lûm ile alâkası bulunan bir sıfatdır) diye ta’rîf edene göre, tercîh edilmiş bir ta’rîfdir. Ancak ulûm-i âdiyye denilen herkesin bildiği bilgiler, bu ta’rîfin dışında kalmakdadır. Meselâ, dahâ önce görülmüş olan bir dağ şimdi altına dönüşmüş değilse de, hârikul’âde bir hâdise olarak bu iş câiz olduğundan, o dağın altına dönüşmesi muhtemeldir.

      

   11-“İlm, zıddına ihtimal bırakmayacak şekilde ma’nalar› birbirinden ayırmakdan        ibaretdir.” Bu ta’rîf, (ilm, âlim ile ma’lûm aras›ndaki husûsî alâkanın kendisidir) diye ta’rîf eden kelâm âlimleri tarafından tercîh edilmişdir.

 

   12– “İlm, oyle bir sıfatdır ki, onunla kendisinden bahs edilen şey, bu sıfata sahib olan kimseye, şüphe ve tereddüt bulunmayacak şekilde tam olarak açık olur.” Bu ta’rîfin, ilmin mâhiyyetinin en güzel ta’rîfi olduğunu, allâme Seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri bildirmişdir.

 

   13– “İlm, bir ma’nanın zihinde başka bir ma’naya ihtimal bırakmayacak şekilde meydana gelmesidir.” Bu ta’rîf, kelâm âlimlerinden Âmidîye âiddir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir