MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MÂHİYYETİ İLE ALÂKALI İHTİLÂFLAR -3-

Felsefecilere ve bazı kelâm âlimlerine göre, bir şeyi bilmek, o şeyin zihinde varlığını îcâb ettirir mi? Yâhud kelâm âlimlerinin çoğuna göre, bir şeyi bilmek, bilen ile bilinen arasında zihinde bir alâkadan mı ibâretdir? Bu mes’elede ihtilâf  olundu.

Birinci görüşe göre, bir şey hakkında ilm ya’nî bilgi hâsıl olunca, o ilmden üç husûs ortaya çıkar. O husûslardan birincisi, hâsıl olan sûretin zihnde hakîkat olmasıdır. İkincisi, o sûretin zihnde şekillenmesidir. Üçüncüsü, o sûret sebebi ile nefsin te’sîr almasıdır [ya’nî etkilenmesidir]. Bu açıklamalara göre, ilmin, bu üç sûretin hangisinden ibâret olduğu hakkın da ihtilâf vardır.

Ülemâ ve hükemâdan bir kısmı, ilmin, ancak yukarıda bahs edilen üç sûretden ibâret olduğunu söylemişlerdir. Bu sebeble ilmin keyfiyyet veyâ infiâl veyâ izâfe cinsinden olduğuna dâir ihtilâf edilmişdir. (Keyfiyyet, bir şeyde yerleşmiş olan hâldir. İnfiâl, başka şeyden te’sîr sebebiy le müteessîrde [te’sîr alanda] meydâna gelen durumdur. İzâfe, iki şeyden birinin düşünülmesi, ancak diğer şeyin düşünülmesiyle hâsıl olan, birbirine bağlı olarak tekrâr eden hâldir. Babalık ve oğulluk gibi, ya’nî baba düşünülünce çocuk da hâtıra gelir. Çocuk düşünülünce baba da hâtıra gelir.)

Alâkalı kitâblarda beyân olunduğu üzere, en doğrusu, ilmin keyfiyyet  cinsinden olduğudur.

İlmin zihne âid bir varlık olduğunu kabûl edenlerden ba’zılarına göre, zihnde meydâna gelen sûret, ma’lûmun (bilinenin) şekli ve gölgesidir. Diğer ba’zılarına göre ise, zihnde hâsıl olan şey, ma’lûmun mâhiyyetinin kendisidir. Lâkin o şey zillî ya’nî aslî olmayan varlığı ile zihnde mevcûd olup, bu varlığı bakımından ona sûret (şekl) denilir. Bu sebeble aslî varlık üzerinde meydâna gelen eserler, aslî olmayan varlıkda meydâna gelmez. Aslî varlığa ayn [ya’nî madde] denir. Onun üzerinde eserler meydâna gelir. Zihne âid olan bu sûret, zihnin dışına göre, ayn-ül-ayn, ya’nî maddenin kendisi olur. Zihne nisbetle ayn-us-sûret, ya’nî sûretin kendisidir. Bu sûret, o ilme sâhib olanın zihninde bulunan, zıllî ve şeklîdir. Bununla ma’lûm belli olduğu için, buna ilim  denir. İlim sâhibinin öğrenerek elde etdiği ve zihninde mevcûd olan, mâhiyyete ma’lûm (bilgi) denir. İlim ile ma’lûm, mâhiyyet bakımından birbirinden ayrıdır. İlmin zihnde ma’lûma âid bir zıl ve sûret olduğu söyleyenlere göre, ma’lûmun cevher [öz] veyâ başka bir cinsden, ilmin ise, keyfiyyet cinsinden olduğundan şübhe ve tereddüt yokdur. Çünki, ilm ile ma’lûm, mâhiyyet bakımından farklıdırlar. Fakat mâhiyyetin bizzat zihninde meydâna geldiğini söyleyenlere göre, cevher [öz] ve arazın [sıfatın, özelliğin] aynı şey ve ilmin ise keyfiyyet cinsinden olduğunda kapalılık vardır.

Müdekkik âlimlerden ba’zısı, mâhiyyetin değişebileceğini câiz görmüşler. Bu sebeble, bir şeyin hâriçdeki varlığı i’tibâriyle cevher olduğunu, zihindeki varlığı i’tibâriyle o cevherin keyfiyyete dönüştüğünü bildirmişlerdir. Misâl olarak da tuz kaynağında bulunan şeyin tuza  dönüşdüğünü söylemişlerdir. Bu bahsin muhâkemesi alâkalı kitâblarda büyük âlimler tarafından geniş olarak açıklanmış olduğundan, burada bu kadarıyla  iktifa edilmişdir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir