MATEMATİK KAVRAYIŞ VE VAROLUŞ-1-

MATEMATİK KAVRAYIŞ VE VAROLUŞ
Matematiğin iki zıt özelliği var; hem kesinlik ifade eder hem de müphemlik… Katiyet mefhumu ile müphemlik mefhumunun birbirinin zıddı olması, bir arada bulunmasına manidir. Mevcut matematik bu iki hususiyeti de taşır. Zıt iki hususiyeti de taşıması, bir taraftan zaruret gereğidir diğer taraftan matematik kavrayışın zafiyetidir. Zaten zaruret, zafiyetinden kaynaklanır, zafiyet içinde olmasa zaruret halinde olmaz.
*Kesinlik özelliği
Matematiğin kesinlik özelliği barizdir. Matematik, varlığı şekle tebdil eden, bunu yaparken varlığı birimleştiren, çizgileştiren zihni bir maniveladır zaten. Matematikteki varlık mefhumu, rakamlarla, çizgilerle ve harflerle ifade edilirken, varlıkların aynı olan özelliklerini sembolize eder ve tüm farklılıklarını ortadan kaldırır. Matematikte varlıklar aynı özellikleri veya tek özellikleriyle ifade edildiği için, kesinlik özelliği kendini gösterir.
Varlıklarla ilgili üretilen hükümlerin müphem olmasının bir sebebi varlıkların birbirinden farklı özellikler taşımasıdır. Kesin hükümlerin kategorilerde daha fazla ortaya çıktığı hatırlanırsa, müşterek alanın artması halinde müphemliğin azaldığı görülecektir. Varlığı tasnif çabasının sebebi budur. Zira kesin hükmün anlamı “tam tanımak” demektir. Bunun kozmosta hiçbir zaman mümkün olmayacağı bilindiğine göre, kesin hüküm üretilebilmesi için “muhayyel gerçeklik zemini” oluşturmak cihetine gidilmiştir. Matematik, varlığın özündeki müphemliğe karşı insan zihni tarafından yürütülen mücadele neticesinde ancak “muhayyel gerçeklik zemini”nde üretilebilen kesinlik çerçevesidir. İşte zıt iki hususiyeti bünyesinde barındırabilmesini mümkün kılan nokta tam olarak burasıdır, müphemliğin sebebi “muhayyel gerçeklik zemini”dir, kesinliğin kaynağı ise bu zemini tartışmasız kabul etmesi, o zeminde kesin formüller ve ifadeler kullanmasıdır.
Matematik, varlığı özelliklerinden arındırarak ifade edebilmenin maharetidir. Tüm varlığı aynı olan tek özelliği ile ifade etmenin büyük manivelasıdır. Matematik insan düşüncesinin gerçekleştirebildiği, disipline edilmiş olan en büyük “tecrit hareketi”dir. Tecrit, varlığı özelliklerinden arındırarak tek olan özelliğe kadar derinleşmek olarak anlaşıldığında matematiğin tüm varlığa tatbik edilebilmesi bakımından en büyük tecrit hareketi olduğu kabul edilebilecektir. Aklın anlayabileceği cinsten bir tecrit hamlesi olarak matematik, hacmi en büyük zihni tecrit hareketidir. Aklın ötesinde tecrit hareketleri olduğu, bunların akıl ile yapılmasının ve anlaşılmasının mümkün olmadığı İslam İrfan Müktesebatında kayıtlıdır. Tasavvuf, insanlık tarihinin en yüksek, en derin, en sarsıcı tecrit hareketidir, kaldı ki tasavvuf, tecridin müntehasına ulaştığında durmayan, oradan öte geçen, tenzih güzergahında devam eden bir ilimdir.
Aklın tasavvufu anlaması için, daha doğru bir ifadeyle aklın tasavvufu anlamayacağını anlaması için matematik temrinler yapmasından fayda var. Matematiği ileri safhada anlamış bir akıl, tasavvuf için hazır hale gelmiş olur.
Bir rakamı, muhtevasında tek tek ve toplu olarak tüm varlığı bulundurur. “Bir kâinat”, “bir galaksi”, “bir dünya”, “bir insan”, “bir koyun”, “bir taş”, “bir kitap” ifadelerinde hiçbir yanlışlık yoktur. Bunların hiç birinin aynı anlamı taşımamasına rağmen “bir” rakamı veya kelimesi ile ifade edilebiliyor olması, insan düşüncesi için üretilebilen fevkalade bir imkândır. Bu ifadelerin hepsi farklı anlamlar taşıyor olsalar dahi, kesin ifadelerdir.
Kesin hükümler, düşüncenin altyapısıdır. Düşünce kesin ifade kalıpları olmadan meydana gelemez. Vaka, düşünce kesinlikten ziyade müphemliğe meyyaldir. Fakat düşüncenin mahiyetinin müphem olması, onun gerçekleşmesi için kesinlik belirten bir altyapıya olan ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Tamamı müphem olan cümlelerden “bir düşünce” ortaya çıkmaz. Ortaya çıkacak düşüncenin müphem olması, kendini oluşturan ifadelerin tamamının müphem olmasını gerektirmez.
Matematik, varlığın kesif müphemliği karşısında düşünceyi mümkün kılan kesin hükümleri üretebilme imkânını temin etmiştir. Matematiği düşüncenin altından çekmek mümkün olsa görülecektir ki, hiçbir fikir kendini ifade edebilme imkânına sahip değildir. Aslında ise düşüncenin meydana gelmesi kabil değildir.
Aklın kaidevi (normativist) yönü, kurallardan oluşur. Kural, muhtevasında “kesinlik” özelliği taşır. Aklın zemini gerçeklik zeminidir ve gerçeklik zemininin ifade edilebilmiş hali ise matematiktir. Bu anlamda matematik, aklın iskeletini oluşturur. Aklı matematikten uzaklaştırmak veya matematiği aklın altından çekmek, aklın imhasıdır.
Dış dünyanın gerçekliği iç dünyaya intikal ederken, eşyanın kendisi iç dünyaya intikal etmediği/etmeyeceği için, onun ifade edilebilir halinin iç dünyaya intikal ettiğini biliriz. Dış dünyadaki varlık ve varlık düzeni, iç dünyaya matematik bir tasavvur olarak intikal eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir