MATEMATİK KAVRAYIŞ VE VAROLUŞ-2-

*Müphemlik özelliği
Matematik, tecrit imkânıyla kesin kurallara ulaşırken aynı zamanda müphemliği de formüle etmektedir. Matematikteki kesinlik ne kadar dikkate çarpıyorsa müphemlik o kadar dikkatlerden kaçmaktadır. Kesinlik hususiyetini farketmek ne kadar kolaysa, müphemlik hususiyetini farketmek o kadar zordur. Bu sebeple olmalı, matematiğin müphemlik hususiyeti pek bilinmez ve konuşulmaz.
“Bir koyun” ifadesindeki kesinlik, “bir” ifadesinde müphemliğe döner. Bir ifadesi şekli anlamda mutlak bir kesinlik ifade edebilirken, önüne gelebilecek kelime sayısının sınırsızlığınca müphemdir. Zira “bir” rakamı muhtevasında kozmosu ve içindekileri taşıma kudretine sahiptir ve önüne hangi varlık ismi konursa onunla beraber anlamı belirlenmiş olur. Matematik tam bu noktada ortaya çıkar. Rakamın önüne varlık ismi koymadığınız zaman matematiktir, koyduğunuz zaman matematik olmaktan çıkar. Bu anlamda “bir” rakamı bünyesinde mutlak kesinlik ile mutlak müphemliği beraber taşır.
Matematiğin kurulabilmesi için varlığı özelliklerinden arındırarak tek özelliğine ulaşmak şartı, kesinleştirme süreci olduğu gibi aynı zamanda müphemleştirme sürecidir de… Varlık tüm hususiyetleriyle tarif edilebilme özelliğine sahiptir ve varlığın bir özelliği tarifin dışında kalırsa varlık ile ilgili bilgi ve fikir eksik kalır. Tarifteki eksiklik varlığı müphemleştirir. Matematik teorik olarak kendi sistem bütünlüğünü kesin olarak kurmakta maharet sahibiyken varlık ile ilgisi kurulduğunda aynı nispette müphemleşir. Matematik vaka (ifade, rakam, denklem, problem ila ahir) kendi zemininde “kesinlik” özelliğini taşırken gerçek zeminde en ileri seviyede müphemdir. Dolayısıyla matematik, tecrit yoluyla kendi zeminini oluşturmuş ve kesinlik karakterini kendi zemininde üretmiştir. Anlaşılacağı üzere matematik, muhayyel bir zemin oluşturmuştur.
Matematiğin kendindeki kesinlik, zemininde asla yoktur. Zemini “muhayyel zemin” olmakla varlıktan tecrit edilmiş halde bulunur. İnsan ırkının üretebildiği en kesin ifadelerin veya kavrayışın zemininin “muhayyel” olması ilginçtir. İnsan idrakinin sınırlarından biriside bu noktada ortaya çıkmaktadır. Varlığın hakikatine yönelen idrak, varlığın girift yapısını ifade edebilmek için matematik tecrit manivelasını üretebilmiş ve fakat bu manivelanın zeminini muhayyel alanda üretmekle varlığın hakikati ile kendisi arasına en kalın perdeyi çekmiştir.
Matematik, varlık ile ilgili en kesin ifadeleri üretebilmek imkânını vermiş olmasına rağmen, kendinin sağlamasını muhayyel zeminde yapmaktan başka bir alternatif üretememiştir. Yaşadığımız çağın temel karakteristiğini veya zeminini oluşturan matematik veya matematik gerçeklik, insan ırkının varlık karşısındaki muhayyel ama korunmuş alanını oluşturmaktadır. İnsanlık matematikle gerçekleştirdiği büyük tecrit hamlesine o kadar inanmıştır ki, problemlerini çözmek için geliştirdiği “muhayyel zemin”e iman etmiş gibi görünmektedir. Matematik tecrit, varlık karşısındaki insan tavrını geliştirebilmenin büyük imkânı olmaktan çıkmış ve imana konu olan “gerçeklik” kavramının zemini haline gelmiştir. Enteresandır ki, pozitif bilimlerin tüm altyapısını oluşturan matematik, varlığın özüne doğru yol alan bir bilim olmamasına rağmen, pozitif bilimin amentüsü haline gelmiştir.
Matematikteki tecrit imkânının oluşturduğu, safhaları bir adımda atlayabilme mahareti, pozitif bilimin hesap işlerini yapmak bakımından faydalıyken bunun yerine bilimin özünü tarif etmeye başlamıştır. Pozitif bilimlerin bu günkü geldiği noktada attığı her adımın (ilerlemenin) matematik hamleler niteliğine bürünmesi, insan ırkının kendi ürettiği büyük yalana iman etmesine sebep olmuştur.
Sıfır ile bir arasında bulunan sayıların adedi sonsuzdur. İnsan ırkının yeryüzünde yaşamaya başladığından bu güne kadar yaşamış olan ve bu günden dünyanın sonuna kadar yaşayacak olan insanların tamamı, tüm ömürleri boyunca sayı saysalar, sıfırdan bire ulaşamazlar. Fakat matematikteki tecrit mahareti, sıfırdan bire ulaşmayı bir nefeslik zaman dilimi içinde bir insanın yapabileceği kolaylığa taşımıştır.
Matematikte “nokta”, hacmi olmayan ve aslında kendisi de olmayan, bir anlamda “yok”u ifade etmek için kullanılan bir ifadedir. Çizginin oluşumunu ise noktalarla açıklayan matematik, çizgi gibi “tek boyutlu” varlığı veya tek boyutlu varlığın temsili ifadesini, nokta ile açıklarken aslında yoklukla açıklamakta ve yokları toplayarak ortaya varlık çıkarmaktadır. Keza çizgilerle alanı oluşturmakta ve iki boyutlu varlığa, alanlarla da hacmi oluşturarak üç boyutlu varlığa ulaşmaktadır. Üç nefeste, üç boyutlu varlığa (maddi varlığa) ulaşabilen matematik, bu varlık tasavvurunu muhayyel bir zeminde inşa etmiştir.
Noktaların toplamından çizgiyi, çizgilerin tertibinden alanı, alanların terkibinden hacmi bulan matematik, bir tür varoluş denklemi kurmaktadır. Maddenin (dolayısıyla kainatın) sonsuz olmadığını göstermiş, yaratıcı kudret ve irade olmadan sıfır (yokluk) ile bir (varlık) arasındaki mesafenin sonsuza kadar aşılamayacağını “riyazi katiyetle” ifade etmiştir.
Pozitif bilimlerin kendi araçlarıyla ilerlemesi durma noktasına geldi. Ne var ki bunu kabul etmek devasa bir iflasın ilanı olacaktır. İflas korku ve tereddüdünün oluşturduğu refleksle pozitif bilimler matematiğe sarılmıştır. Pozitif bilimlerin matematikten bağımsız olmadığı ve matematik olmadan ilerlemek bir tarafa varolabilmelerinin imkânsız olacağı cihetinden bahsetmiyoruz, bu husus zaten sabit. Konu pozitif bilimlerin tamamen matematikleştiği ve ilerlemelerinin matematik verilerle ve usullerle yapılabildiği gerçeğidir. Teorik fizikte veya çekirdek fiziğinde bu gün için atılacak her adım fizik bilimi ile ilgili olmayıp matematik bilimi ile ilgilidir. Big bang teorisi baştan sona matematik teorisidir. Fakat teorik fizik bu teoriyi fizik teorisi olarak kabul eder ve zaten fizik teorisi olarak üretmiştir.
Big bang teorisindeki “sonsuz küçük” tasavvuru asla fizik bir tasavvur değildir. Ya da fizik biliminin tasavvur imkânlarının ötesinde bir tasavvurdur. Fizik bilimi tecrit yapmaz. Tecrit pozitif bilimlerin tabiatına aykırıdır. Pozitif bilimler tecrit faaliyetine girdiklerinde müspet bilim olmaktan çıkarlar. Bu zafiyeti örtbas etmek için “teorik fizik” dalını kuran bilim adamları aslında matematiğin bir dalını ödünç almışlar ve ismini teorik fizik koymuşlardır.
“Sonsuz küçük” kavramının hem mahiyeti ve hem de ifade biçimi matematik alanda ancak mümkün olabilir.
*
Matematik, fizik dünya ile metafizik dünya arasındaki bir bilim dalıdır. Bu niteliğinin anlaşılmamasının sebebi sürekli fizik dünyada kullanma alışkanlığındandır. Matematikteki tecrit hamlesi, varlığı, özelliklerinden arındırarak metafiziğin sınırlarına kadar getirmiştir. Fakat metafizik alanın sınırlarından içeriye girmiş değildir. Matematik tecridin ürettiği muhayyel zemin, aslında bir cihetten bakıldığında metafizik tasavvurdur. Zira matematik zemin, varlık zemini değildir veya varlık zemini ile birebir mukayeseli değildir. Mevcut matematik, varlık matematiği olduğunu iddia etmekle metafizik alana girme imkânına sahip değildir mutlaka. Fakat üretilen “muhayyel zemin” metafizik uzay tasavvuru denemesidir.
Matematik, aklın tecrit imkân ve sınırıdır. Aklın tecrit imkânı sınırlıdır ve şekille kayıtlıdır. Şuurun tecrit faaliyeti daha derindir ve doğrusu tecrit mefhumu şuurun tecrit faaliyeti ile kendini daha iyi ifade etmektedir. Tecrit mefhumunun anlamı aslında şekilden kurtulmak ve öze doğru yürümektir. Aklın tecrit faaliyeti ise şekillerle tecrit yapabilme imkânıdır. Akıl, varlığın şeklini alır ve onun muhtevasını boşaltır, ortada kalan sadece şekildir. Bu öyle bir şekildir ki, özü bomboştur ve her ne koyarsan alır. Şekli özünden ayırmak varlığı imha etmek ve şekle yalnız başına varolabilme kudreti pompalamaktır. Bu durum idrak parçalanmasıdır.
İnsan ırkı, aklın matematiğini çok erken çağlarda kurmuş olmasına rağmen, şuurun matematiğini kuramamıştır. Varlığın şeklini varlıktan kopararak disipline edebilmenin bilimi olan mevcut matematik, varlığın izahında genel dil oluşturmuş fakat varlığın mahiyetini idrak ve izah imkânına kavuşamamıştır. Varlığın mahiyetine nüfuz edecek olan matematik, şuurun matematiği (metafizik matematik) olacaktır. Bu anlamda ikinci matematiğin kurulması lüzumu apaçık ihtiyaçtır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir