MAVİ MARMARA’NIN BEREKETİ VEYA RAHMET SAĞANAĞI

MAVİ MARMARA’NIN BEREKETİ VEYA RAHMET SAĞANAĞI
Mavi Marmara gemisi ile yola çıkan birkaç yüz yiğit, filodaki gemilerin yükünü Gazze’ye götürmek, Gazze halkına faydalı olmak, mümkünse ablukayı delmek istiyorlardı. Muhtemeldir ki filodaki hiç kimse Gazze’ye ulaşabileceğini düşünmüyordu, İsrail’in buna müsaade edeceğini zannetmiyordu. Alternatif yolları ise Mısır limanına varmak ve denizden delemedikleri ablukayı karadan delme ihtimalini denemekti. İkisini de yapamadılar, Gazze’ye hem denizden hem de karadan giremediler. Dokuz şehit ve onlarca yaralıyla birlikte İsrail zindanlarından geri döndüler. Hadise bu kadardı, bundan ibaretti, bundan başka görünen, bilinen bir şey yoktu.
İsrail denen Yahudi-terörist örgütü, Mavi Marmara’nın hedefine ulaşmasına mani oldu, gemileri ve içindeki yolcuları zapt altına alıp, Türkiye’nin baskısı ile memleketlerine geri gönderdi. Böylece Mavi Marmara harekatı fiyasko ile neticelendi. Can ve mal kayıpları da zarar hanesine yazıldı. İsrail büyük bir eylemi yüksek dehası ile boşa çıkardı, Müslümanlar yine hezimete uğradı.
Kaba bir akıl ile meseleye bakıldığında görünen tam olarak buydu. Üç yıldır böyle görenler oldu, İsrail’in özür dilemeyeceği hususunda ısrarlı olanlar meseleyi böyle görme konusunda istikrarlı bir tavır sergilediler. Çünkü pozitif akıl meseleyi ancak böyle görür, zaten pozitif akıl gördüğüne inanır.
Peki, akl-ı selim ile bakılınca görülecek olan neydi? Birincisi, gözün ve pozitif aklın göremediği bir hakikat olan “bereket” bahsidir. Bereket, bir varlığın bünyesinde, bir hadisenin verimlerinde (neticesinde) matematik hesapların dışında ve üstünde meydana gelen ziyadeleşmedir. Bereket, pozitif akıl tarafından asla görülmez, farkedilmez ve anlaşılmaz. Zevk-i Selim tarafından hissedilir, Akl-ı Selim tarafından farkedilir, Kalb-i Selim tarafından idrak edilir. Akl-ı Selim sahipleri Mavi Marmara teşebbüsü bilindiği üzere bittikten sonra, bereketini ümit ederek beklemeye başladılar. İsrail ile ilgili beklenen bereket, ondan önce Arap ülkelerinde zuhur etti, Arap baharını ateşledi ve Mavi Marmara’nın alternatif yol haritasındaki Mısır’ı vurdu, diktatörünü alaşağı etti. Ortada hiçbir şey yokken Arap baharının neden başladığını anlamakta zorlananlar, Müslümanların samimi teşebbüslerinin tesirindeki bereketi anlamayanlardır. Üç dört Arap ülkesindeki diktatörün yıkılmasını sadece Mavi Marmara hadisesine bağladığımız zannedilmesin, tabii ki halkın onlarca yıldır birikmiş enerjisi patladı, bu sebeple Arap baharının sayılamayacak kadar sebebi vardır. Ama Mavi Marmara’daki samimiyet, onlarca yıldır biriken enerjiyi ateşleme şerefine nail oldu. İşte bereket, anlayabilen izah etsin. Ama kendinizi zorlamayın, bereket denilen ihsan, akıl ile anlaşılabilen, matematikle hesaplanabilen bir kıymet değil. Kalbi zift bağlamamış olanların hissedebileceği cinsten bir hadise ile karşı karşıyayız.
Mavi Marmara bir tarafa, artık zaman öyle bir noktaya geldi ki, Allah (CC), Müslümanların bir birimlik işine, on birimlik işin verimini ve neticesini bağlıyor. Artık zaman İslam’ın kalbine doğru akıyor, dolayısıyla İslam adına yapılan her teşebbüs, önceki dönemlerdekinin onlarca, bazen yüzlerce katı verimle taçlanıyor. Pozitif akla mahkum olan, her şeyi matematik denklemlerle çözmeye çalışan, stratejik denge ve reel-politik hesapları yapanlar, ortaya çıkan neticeleri görünce, Allah’ın yardımına inanmadıklarından mıdır yoksa Allah’ın yardımını unuttuklarından mıdır, hayrete düşüyor ve mutlaka ABD’nin bir planı olduğuna inanıyorlar. Her insanın, her teşkilatın, her devletin bir hesabı olduğunu bildikleri şu dünyada, sanki laikleşmişler gibi, tüm hesapların üzerinde Allah’ın hesabı olduğuna bir türlü inanamıyor veya inanmak istemiyorlar. Allah’ın yardımını, ihsanını, bereketini, kalbi ve zihni dünyalarına sokmayan, kurdukları güç dengelerinde yok sayan, buna mukabil ABD’nin her konuda mutlaka hesabı olduğunu, eninde sonunda da geçerli olanın o olacağına inanıyorlar. İnsanlık tarihinin sayılı ahmaklık çeşidini misallendiren bu kişileri artık muhatap almamak hatta onlarla münasebet bile kurmamak gerekiyor.
*
Filistin için yapılan mücadelelerde yıllarca sayısız şehit verildi fakat İsrail’i diz çöktüren Mavi Marmara’daki dokuz şehit oldu. Mutlaka hiçbir şehidin diğerlerine üstünlüğü yoktur, böyle bir düşünce tüm şehitlerimizi rencide eder. İsrail’in diz çökmesi ve köpek gibi yalvaracak hale gelmesi, tabii ki bu zamana kadar verilen sayısız şehit kanının bedelidir, bununla beraber önceki şehit kanlarının İsrail’i boğması için dokuz şehidin kanının eklenmesi gerekiyormuş. Haksızlık etmek, hassasiyetsizlik sergilemek, hata yapmaktan korktuğumuz için meseleyi izahta zorlanıyoruz, dememiz o ki, bu gün elde edilen neticenin Mavi Marmara şehitlerine nasip olması calib-i dikkattir. Bu durum bir mana ifade ediyorsa eğer, o mana, rahmetin Türkiye’deki Müslümanlar üzerine biraz daha fazla iniyor olması mıdır? Meselenin deruni cihetine dikkat çekme çabasına girerken, batıniliğe kadar savrulmayalım tabii ki ama kaderin bu şekilde tecelli etmesini bir işaret olarak görmek fazla mı savruk olur?
Konuyu başka şekilde de izah edebilirdik. Mesela, Türkiye cepheye girdiğinde şu kadar Arap ülkesi ile İran ve Hizbullah’ın toplamının bu zamana kadar yapamadığını, onların harcadığı (kullandığı) kaynağın ve karşılaştıkları zararın yüzde biri ile elde ettiği gerçeğini dile getirirdik. Sağlam bir mantık örgüsü, muhkem bir düşünce, bol malzemeli delil özelliklerini taşıyan bu yaklaşım, aksi iddia ve ispat edilemeyecek kadar açıktır. Bu çerçevede bol miktarda yazı yazan da olmuş ve olacaktır. Bizim burada yapmaya çalıştığımız iş, gözün gördüğünden, pozitif aklın farkettiğinden ötede olan maverayı kurcalamak.
Meseleyi pozitif aklın mengenesinden kurtararak değerlendirdiğimizde anlamamız gereken husus, kaderin hünkar otağını nereye kuracağını veya kurduğunu kestirebilmektir. Anlaşılan o ki, hünkar otağı Anadolu’ya kuruluyor. Böyle bir ihsan, genel kabul görmüş kurallara göre,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir