MAZLUM PSİKOLOJİSİ VE SURİYE İRAN HATTI

MAZLUM PSİKOLOJİSİ VE SURİYE İRAN HATTI
Bir ülkede yanlışlıklar, haksızlıklar, kanun ihlalleri olabilir. Fakat bunların telafi edilebileceği, çözülebileceği, merciler, usuller, şahıslar da olur. Haksızlığa uğrayan insanlar idarecilere başvurur, yetkililerden gerekli hassasiyet ve faaliyeti görmediklerinde mahkemelere başvurur ve haklarını alır, problemlerini çözer. Nihai çözüm mercii olan mahkemelerden haklarını alamıyorsa, orada klasik türden bir problem değil, sınırları aşmış ve mahiyeti değişmiş bir problemden bahsedilmeye başlanır. Zulüm…
Zulüm umumiyetle yanlış anlaşılır. İdarenin (iktidarın, yetkililerin) baskısı, hak ihlali, veya yanlış tatbikatı zannedilir. Oysa her ülkede ve her siyasi sistemde iktidarın keyfi uygulamalara meyledeceği bilinir. Zulüm, idarenin hak ihlallerine mahkemelerin dur diyememesidir. Mahkemeler idarenin hak ihlallerini neden önleyemezler? Bu sorunun tek bir cevabı var. Ülkedeki kanunlar, idarenin haksızlıklarına uygundur. Zulmün tarifi de zaten tam olarak burada ortaya çıkar. Zulüm, hukuk marifetiyle yapılan sistematik haksızlıklardır. Yani mevzuat zulüm üreten bir muhtevada hazırlanmıştır. Buna hukuk denmeli midir, sorusu ise ayrı bir bahistir.
Bir ülkede hak ihlalleri için müracaat edilecek mercii yoksa o ülkede zulüm vardır. Özellikle de temel hak ve hürriyetlerin ihlalleri karşısında başvurulacak merciin olmaması, zulmün derinleştiğini ve müesseseleştiğini gösterir.
*
Düşünün ki polis, babanızı bir gece yatağından kaldırıyor ve götürüyor. Sabahleyin babanızı aramaya çıkıyorsunuz fakat semt karakolundan başlamak üzere hiçbir yerde bulamıyorsunuz. Öyle ki babanızın ne dirisine ne de ölüsüne ulaşamıyorsunuz. Şikayet ediyorsunuz, fakat şikayetiniz ile ilgili hiçbir işlem yapılmıyor veya yapılan işlem babanızı bulamıyor veya sorumluları cezalandırmıyor. Bu durumun yıllarca devam ettiğini ve bu ıstırapla büyüdüğünüzü tasavvur edebiliyor musunuz?
Düşünün ki oğlunuzu çarşının ortasında vuruyorlar. Kimin vurduğu şahıs olarak görülüyor. Vuranların sivil polis veya jandarma olduğuna dair çok sayıda rivayet dinliyorsunuz. Şikayet ediyorsunuz, eşkali bile belli olan katiller bulunamıyor. Israrla katilleri aramaya devam ettiğinizde bir gece tehdit ediliyorsunuz ve o hadisenin peşini bırakmanız isteniyor. Yapabileceğiniz tek şey, çocuğunuza bir cenaze töreni düzenlemek…
Düşünün ki, bir gün birkaç tane adam geliyor ve işyerinizi elinizden alıyor. İtiraz ederseniz oğlunuzu öldüreceklerini söylüyorlar. Tecrübenizle biliyorsunuz ki dediklerini yapacak cinsten adamlar. Yine de şikayet ediyorsunuz. Fakat şikayetinizden birkaç gün sonra çocuklarınızdan birini öldürüyorlar ve işyerinizi işgal etmeye devam ediyorlar. Bir de not kapınızda; “bu işin peşini bırakmazsanız diğer çocuğunu da öldürürüz”. Ülkedeki siyasi ve hukuki düzene itimat etmenizin bedelini bir çocuğunuzun canı ile ödüyorsunuz ve diğer çocuğunuz ile işyeriniz arasında tercih yapmak durumunda kalıyorsunuz.
Binlerce çeşidi olan hak ihlalleri karşısında müracaat edeceğiniz bir mercii yok. Öyle ki siyasi (ve tabii ki hukuki) rejim, toplu katliamlar dahi yapabiliyor. Düşünün ki, bir şehri, isyancıların kimler olduğunu umursamadan ve seçmeden tanklar ve toplarla bombalıyor.
Neler hissedersiniz? Psikolojik dünyanız ne hale gelir? Gerçeklik kavrayışınız hangi merkezde oluşur? Hayatı nasıl anlamaya başlarsınız? Mesela ülkenizin bağımsızlığı hakkında ne düşünürsünüz? Ülkenin bağımsızlığı, sizin için daha fazla zulüm anlamına gelmeye başlamışsa, bağımsızlık taraftarı olmaya devam eder misiniz?
*
Zulmün sistematik şekilde tatbik edildiği ülkelerdeki halkların psikolojisi hakkında araştırmalar yapılmıyor. Bu tür araştırmalar yapılsaydı, ortaya çıkan neticeler akılları patlatırdı.
Libyalı muhaliflerin Nato müdahalesini talep etmesi karşısında emperyalizm karşıtı olduğunu iddia edenlerin yüksek perdeden tenkitleri, cahillik ve idraksizlikten başka bir şey değil. Mazlum psikolojisi, hiçbir psikolojik duruma benzemez. Hiç kimse değerlendirmelerinde mazlum psikolojisini denklemin içine katmıyor. Cahillik ve idraksizlik ağır şekilde efkar-ı umumiyeyi kaplamış durumda.
*
Mazlum psikolojisi tek gerçekliğe kilitlenir. Zulüm… Zulmün bitmesi için gereken şey ne ise onu özlemle bekler. Zaten mazlum psikolojisi ilk olarak “gerçeklik kavrayışını” kaybeder. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz hale gelir. Gerçeklik kavrayışının akabinde “zaman kavrayışını” kaybeder. Orta ve uzun vadeli düşünme imkanı sıfırlanır. Kendini zulümden kurtarmak isteyen güçlerin daha büyük zalim olması bile dikkatine çarpmaz olur. Zaman kavrayışı anlık hale geldiği için, içinde bulunduğu zulümden kurtulmaktan başka bir şey düşünmez. Gerçeklik ve zaman kavrayışı çökmüş olan bir zihni evren için tüm sınırlar ehemmiyetini kaybeder. Ülke sınırlarıymış, yabancı müdahaleymiş, her şey bir anda manasızlaşır. Tek mana zulümdür, tek gerçeklik zulümden kurtulmaktır, tek an ise içinde yaşanılan andır. İdrak melekesi bunların dışındaki her şeye kapalıdır. Artık ülke dış müdahaleye ve yabancı işgaline açıktır. Bunun suçlusu ise mazlum halk ve muhalefet değil, zalim iktidarlardır.
*
İran, Suriye’de, zalim iktidarın yanında yer alıyor. İran’dan ısrarla beklediğimiz Esad rejimine karşı tepki, bir türlü gelmiyor. Aksine, gelen haberlere bakılırsa, Beşşar Esad’ın zalim rejimini devam ettirmesi için muhtelif yardımlar yapıyor. Bütün bunlardan sonra da pişkin pişkin, yabancı müdahalesine karşı olduğunu söylüyor. Suriye’de, yabancı müdahale için tüm şartların oluşmasına ve olgunlaşmasına katkıda bulunan İran, prensipli davranarak(!) yabancı müdahalenin karşısında olduğunu göstermeye çalışıyor.
Eğer İran, zalim rejime destek vermediği takdirde, Suriye’deki mevcut zulüm ve katliamlar duracak ise (yani İran desteği bu kadar önemliyse), Beşşar Esad’ın tüm suçlarından İran yönetimi de aynı oranda sorumludur. Açıktır ki İran ile Türkiye beraber hareket etse ve zalim rejime baskı yapsa, Suriye’deki bu katliamlar gerçekleşmez. Öyleyse Suriye’deki zulüm, katliam ve sair tüm suçların sanıkları olarak, Suriye yönetimi ile beraber İran yönetimi de sanık sandalyesine oturtulmalıdır.
Libya’daki Nato müdahalesinin Libya halkına siyasi, iktisadi ve askeri maliyeti göz önüne alındığında, İran’ın Suriye’deki zalim iktidara verdiği desteğin ne kadar büyük bir mesuliyet olduğu anlaşılır. İran gibi İslam Devleti olduğu iddiasındaki bir ülke, Suriye’deki zalim rejime verdiği destekle, hem oradaki katliamın mesuliyetini hem de muhtemel bir yabancı müdahalesinin mesuliyetini üstleniyor demektir. Bütün bunların İslam ile izah edilebilir bir tarafı yok. Hiçbir Müslüman, İran’ın Suriye’deki zalimi desteklemesini açıklayamıyor. İran sempatizanları dahil… Öyleyse İran, Suriye siyasetini izah etmek için İslam dışında bir kaynak bulmalıdır. Hem de acilen…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir