MEDENİYET HAMLESİ İÇİN SAF TUTANLAR

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN SAF TUTANLAR

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesi, hem muhtevasıyla hem de tatbikatıyla son birkaç asrın en büyük işidir ve muhtemelen önümüzdeki birkaç asrın da en büyük işi olacaktır. Son birkaç asırdır çürüme, çözülme ve yıkılma sürecini yaşadığımız için birkaç asırlık mazinin en büyük işi olduğu muhakkak. Müphem olan, önümüzdeki birkaç asrın en büyük işi olup olmayacağıdır, medeniyet hamlesi başarılı olursa istikbalin en büyük işi, başarılı olamazsa hâlihazırdaki en büyük fiyaskodur. Bu ihtimallerden bakıldığında, böyle bir hamle için saf tutmak, büyük bir kaygı, büyük bir heyecan, büyük bir sorumluluk kaynağıdır.
*
Medeniyet tasavvuru ve inşasına dönük şekilde fikir üretme işi, herhangi bir konuda bir şeyler yazmaktan çok daha zor olduğu için, fikir ve ilim adamlarının kendilerini test etmesidir. Doğrusu bu açıdan bakıldığında bir cesaret meselesidir. Medeniyet hamlesinde saf tutmak, büyük terkibe dönük şekilde fikir üretme çabasıdır ve bu bakımdan gerçek fikir adamı olma iddiasıdır. Nihai kararı tabii ki okuyucu verecektir ama böyle bir hamlenin içinde bulunmak bile başlı başına bir nefs emniyetini göstermeye kafidir.

Medeniyet hamlesinde saf tutanlar, içinde bulunduğumuz asrın en büyük hamlesine vücut veren fikir kahramanlarıdır. En azından niyet olarak öyledir. Bu safta yerini alanlar, bir taraftan tarih yazmak için sıraya girecek cesarete sahiptir diğer taraftan üstlendikleri sorumluluk gereği tarih önünde imtihana girecek kadar dirayet sahibidirler.
Medeniyet hamlesinin başarılı veya başarısız olması, buna teşebbüs edenlerin tarihe geçmesine mani olmayacaktır. Başarılı olurlarsa tarihe geçecekleri muhakkaktır, başarısız olurlarsa medeniyet hamlesini ilk başlatanlar oldukları ve bundan sonra da başkaları tarafından bu hamle tekrar tekrar başlatılacağı için yine tarihe geçeceklerdir. Medeniyet hamlesi muhakkak başarıya ulaşacaktır, ya ilk teşebbüste veya ondan sonraki teşebbüslerde… Bu hamleden vazgeçmek mümkün değildir, zamanın ihtiyacı budur ve her başarısız hamlenin arkasından yeni bir teşebbüs mutlaka başlayacaktır. Bu sebeple ilk hamle başarısız olsa bile, bu ihtiyacı gündeme getirecek, şuurları harekete geçirecek, mutlaka devamı gelecektir. Zamanın ihtiyacını doğru tespit etmek açısından medeniyet hamlesinin ilk teşebbüsü, ya kendisi neticeye ulaşacak veya kendinden sonraki hamleleri tetikleyecek, böylece mutlaka başarılı olma vasfını kazanacaktır.
Medeniyet hamlesi için saf tutanlar tarih yazıyorlar. Başarılı olsalar da olmasalar da tarih yazıyorlar. Zamanın ihtiyacını doğru tespit edenlerin zaman tarlasına attıkları tohum mutlaka yeşerir, ha şimdi ha sonra… Zaman, kendi muhtevasını çözmüş ve ona uygun fikir tohumları atmış insanların emeğini, eksi elli derecede bile muhafaza eder ve uygun şartların ilk zuhurunda yeşertir. Bugün için medeniyet hamlesinin uygun şartları olmadığını düşünenler bilmelidir ki, biz zamanı tohumluyoruz. Zamanın ana rahmine düşen bir tohumun yeşermemesi muhaldir. Zamanın bir fikri ana rahmine alması ise, mevcut muhtevasına uygun olup olmamasıyla ilgilidir. “Zamanın ihtiyacı medeniyet hamlesidir” teşhisimiz doğru ise medeniyet hamlesinde saf tutanlar, İslam’ın yeniçağının fikir kahramanlarıdır.
*
Medeniyet hamlesi, medeniyet tasavvuru ile başlayacak, medeniyet inşası ile devam edecektir. Medeniyet tasavvurunun altyapısı ise, kadim müktesebatın tedvin ve tertibi, ilimlerin tasnifi ve yenilerinin kurulmasıdır. Kadim müktesebatın tedvin ve tertibi birçok sebeple zaruridir ama öncelikle “mevzu haritamızda” bulunan, bugün neredeyse tamamı tartışılan sayısız meselenin kahir ekseriyetinin halledildiğini gösterecektir.
Kadim müktesebatımız bilinmediği, ulaşılamadığı, anlaşılamadığı için, herkesin sıfırdan bir şeyler söyleme fırsatı doğmaktadır. Günümüzde gece-gündüz tartışılan çetin meseleler hakkında binlerce ciltlik müktesebatımız mevcuttur ki çok girift izahlar ve çözümler getirilmiştir. Kemalist devrimlerin her şeyi sıfırlamasıyla birlikte Müslüman fikir ve ilim adamlarının bir kısmı sanki aradıkları tarihi fırsatı bulmuşçasına, kadim müktesebatımızı hiç umursamamakta, hatta reddetmekte ve kendilerini Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin ilk müfessirleri ve şarihleri mevkiine oturtmaktadır. Yazdıkları kitap ve söyledikleri söz, beş-altı asır önceki bir medrese talebesinin seviyesinin altında kalanlar, o talebelerin ders temrinlerinin kayıtları ortada olmadığı, bu sebeple mukayese yapılamadığı için cüretkar tavırlarla üstatlık oynuyor.
Efkar-ı Umumiyeye bakınca, kadim müktesebatımızın “ulaşılabilir” kılınmasından rahatsız olanlar veya ulaşılır kılınması için hiçbir çaba göstermeyenler var. Müktesebatın tedvin ve tertip edilmesinden rahatsız olacak çok sayıda fikir ve ilim adamı var çünkü müktesebat tedvin ve tertip edilerek ulaşılabilir kılındığında, söyledikleri ve yazdıklarının seviyesi (seviyesizliği) ve kıymeti (kıymetsizliği) ortaya çıkacaktır. Kemalist devrimlerden gizli şekilde memnun olan Müslümanların bulunduğunu düşünmek, tahammül ötesi bir duygu kaosuna sebep oluyor.
Osmanlının yıkılma sürecinin başladığı zamanlarda, kadim müktesebata bakan fikir ve ilim adamları, hayret ve haşyetle, “Gök kubbe altında söylenmedik söz kalmadı” cinsinden laflar ediyordu. Bu ifade, bir taraftan müktesebatın ihtişamını göstermekte diğer taraftan da artık yeni bir imal-i fikirde bulunacak “cins kafaların” yetişmediğini göstermekteydi. Kadim müktesebatın tedvin ve tertibinin yapılmasını fikredemeyen ve bu meseleye yönelmeyenler, müktesebatı görünce lal olacaklarını hissedenlerdir. Yani gerçek fikir ve ilim adamı olamayanlardır.
SELAHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir