MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “ISTILAH HARİTASI”

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “ISTILAH HARİTASI”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Mevzu ve ıstılah haritası, kadim müktesebatımızın temel meselelerindendir. Istılah haritamız, İslam’ın Arap lisan havzasından başlamak üzere, Farsça ve Türkçe lisan havzalarında inşa edilen mefhumlarımızla teşkil ve terkip edilmiş “hususi dil”dir. Istılah haritası, İslam’ın “ana dili” (lisan değil) mahiyetindedir.
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin dili Arapça değil, lisanı Arapçadır. İslam, ilk “Ayet-i Kerime”den ve ilk “Hadis-i Şerif”ten başlamak üzere, Arapça lisan havzasında yeni bir “dil” inşa etmeye başlamıştır. Fikirteknesi külliyatının muhtelif eserlerinde zikredilen bu hadise, çok ciddi şekilde tetkik edilmelidir.

Istılah haritamızı kaybettiğimiz için İslam’ın önce Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ile başlayan, sonra ümmetin tasavvuf, ilim ve tefekkür ehli tarafından teferruatına kadar örülen “dil”i anlaşılmaz oldu. İslam’ın dilini bilmediğimiz, ona yabancılaştığımız için bir birimizi anlamaz olduk ve sadece tartışmaya başladık. Oysa dil olmadan ilim, irfan, hikmet, tefekkür olmaz. İslami düşünceleri tartıştığımızı zannediyoruz ama aslında dili bilmediğimiz için mefhumlarımızı tartışıyoruz. Dili bilmeden fikir tartışması yapmak, özünde dil tartışması yapmaktır. Dil tartışmasını fikir tartışması başlığı altında yapmak ise fasit dairedir ve hiçbir zaman mesafe almak mümkün olmaz.
Türkiye misalinde uydurukçayı kullanmak, baştan sona bir cinayettir. İslam’ın mevzu haznesini baştan sona uydurukça ile ifade etmeye çalışmak, hiçbir kelime ve mefhumun birbirinin yerine ikame edilemeyeceğini bilen “dilbilimciler” tarafından çok ağır bir ihanet olarak tavsif edilmiştir. Bir dilbilimcinin bile anlayabileceği böyle bir temel meseleyi, İlahiyat profesörlerinin anlamaması ve uydurukçayı kullanması, günümüzde profesör olmakla “ilim adamı” olmanın farklı manalara geldiğini göstermeye kafidir.
*
Mevzu ve ıstılah haritası hayati önemdedir. Mevzu sayısının çok fazla olacağı ve çıkarılamayacağı düşüncesine yakalananlar olabilir. Gerçekten de mevzu sayısı ve çeşitliliği böyle bir çalışmayı fevkalade zorlaştırır ve emek kaybına yol açabilir. Milyonlarca mevzu başlığımız olduğu malum, bunları teferruatıyla çıkarmak, muhteşem bir terkip mimarisi içinde tespit etmek tabii ki çok zordur ve ümmetin içinde bulunduğu kaos ve acil ihtiyaçlar teferruatlı bir mevzu ve ıstılah haritasını çıkarmayı zorlaştırır.
Istılah haritasını çıkarmak, mevzu haritasından nispeten daha kolaydır. Ne ki, ıstılah haritası ile mevzu haritası birbirini tamamlayan iki şubedir. Istılah haritasını çıkardığımızda mevzu haritasının da ciddi bir kısmını çıkarmış oluruz.
Istılah haritası asla vazgeçebileceğimiz bir mesele değil. Istılah haritası ile mevzu haritası birbirinin mütemmim cüzü olduğuna göre, bir taraftan ıstılah haritasını çıkarırken diğer taraftan mevzu haritasını da çıkarmalıyız.
Mevzu sayısı ve çeşidinin zenginliği, önce ana başlıkları tespit etmek, sonra da alt başlıklara ve nihayet teferruata doğru inmek şeklinde bir usul takibini gerektirir. Böyle başlandığında, ıstılah haritasına paralel olarak nereye kadar inilebiliyorsa oraya kadar iner, daha sonra teferruata doğru devam etmeyi mümkün kılacak bir yol haritasıyla birlikte bekletilebilir.
*
Mevzu haritası, İslam’ın meselelerini gösterir. Neleri kendine mevzu edindiğini gösterdiği gibi, meseleler arasında bir meratip silsilesi olduğunu, hangisinin daha mühim olduğunu da işaretler. Mevzu haritasındaki ehemmiyet meratibi, İslam’ı nasıl anlamamız gerektiğini, İslami dünya görüşünün ne olduğunu, hangi merkeze yerleştiğini, ufkunun ve ihata duvarının nerede bulunduğunu ifade eder.
Mevzu ve ıstılah haritası olmadığında, hangi mevzuun hangi çerçevede ele alındığını, meratip silsilesindeki irtifaını, alakalı meselelerin neler olduğunu, hangi kaynaklara dayandığını bilemeyiz. Böyle bir harita olmadığı (olanlar unutulduğu ve yenisi çıkarılamadığı) için, fikir tartışması adı altında kör döğüşü yapılır ki durumumuz tam olarak budur. Istılah haritamız unutulduğu için, aynı mefhumları kullanmamıza rağmen farklı manalar anlıyor, müşterek ıstılah haritası ve tarifi kaybedildiği için farklı fikirlere sahip olduğumuzu zannediyoruz. Oysa mesele dil bahsidir ve ıstılah haritası çıkarılsa problem kalmayacaktır.
*
İslam’ın dili, kadimden beri Arap lisan havzasında imal edilmiştir. Yaklaşık sekiz-dokuz asır Arap lisan havzasında oluşan İslam’ın dili, Osmanlı medeniyeti ile birlikte inşa edilen “Osmanlı Türkçesi”ne inkılap etmiş, Arapça hala ana kaynakların dili olma itibarını muhafaza etmekle birlikte, “medeniyet dili” olarak Osmanlıca kullanılmaya başlanmıştır.
Osmanlıca, İslam’ın medeniyet dilidir. İslam coğrafyasındaki ana dilleri süzmüş, Türkçe merkezinde terkip etmiş, Arapça, Farsça başta olmak üzere Osmanlı coğrafyasındaki tüm dillerin en güzel kelimelerini almış, hepsinden muhteşem bir terkip inşa etmiştir. Osmanlıca, Arapçadan daha hacimli bir ilim dili, Farsçadan daha güzel bir sanat ve edebiyat dilidir ve hepsini ihtiva ve terkip etmekle de medeniyet dili için tüm şartları taşımaktadır.
*
Osmanlıca, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin, Arap lisan havzasında inşa ettiği tüm ıstılahları nakletmiş, o hususta tam bir sadakat göstermiş, kadimden beri kullanılan İslam’ın dilini muhtevasının merkezine yerleştirmiş, bununla iktifa etmemiş ve medeniyet dili haline gelmek için dünyanın en zengin dili olmuştur.
Mevzu ve ıstılah haritasının lisan havzası Osmanlıcadır. Osmanlıca, sıra kendine gelene kadar inşa edilmiş olan tüm İslam medeniyetlerinin müktesebatını kendi dil havzasına taşımış, mirasçısı olduğu Arap-İslam medeniyetini, Endülüs-İslam medeniyetini, Türkistan-İslam medeniyetini, Hind-İslam medeniyetini kendi bünyesinde cem ve terkip etmiştir. Osmanlıcadaki terkip ve inşa hususiyeti kapalı bir dil havzası olmaya manidir ve mütemadiyen tekamül etmenin altyapısına ve şartlarına sahiptir. Meseleye bu cihetten bakıldığında, Müslümanların son birkaç asırdır bilgi üzerindeki tasarrufu kaybetmesiyle oluşan zafiyet, Osmanlıcanın mezkur hususiyetleriyle giderilebilir. Yani birkaç asırdır bizim dışımızda (özellikle batı tarafından) üretilen bilgi ve bilimin verilerini, Osmanlıcada ifade etmek, ifade edebilmek için inşa ve terkip faaliyetine devam etmek mümkündür. Bu meseleyi günümüz Türkçesiyle yapmak istediğimizde, yolumuz kaçınılmaz olarak “uydurukça”ya çıkar.
*
Medeniyet tasavvurumuzu oluşturacağımız dil havzası, zarureten Osmanlıcadır. Bu mevzu, bir tercih meselesi değil, bir mecburiyettir. Osmanlıca dışında bir dil havzasını kullanmak, medeniyet tasavvuru ve inşası bir tarafa, sadece dil meselesini halletmek için asgari birkaç asır çalışmamız gerektirir. Osmanlıca gibi muhteşem bir dil ve müktesebat varken, yeniden bir dil inşa etmeye çalışmak, bunun için asırlarca uğraşmak, kötü niyetlilerin ihanetini, iyi niyetlilerin idrak sığlığını gösterir. Hazırda olan bir kıymeti, hem de muhteşem bir kıymeti bir tarafa bırakıp, yeniden inşa etmeye çalışmak, zamanımızı ve mesaimizi boşa harcamaktır.
Osmanlıca doğru ve derinliğine anlaşıldığı takdirde, zaten bir medeniyet tasavvurunun olduğu görülecektir. Ne ki, Osmanlıcaya vukufiyetteki sığlık, meseleyi derinliğine anlamaya manidir. Tedbir ve teklifimiz ise, “mevzu ve ıstılah haritası” ile birlikte Osmanlıca üzerinde çalışma yapmaktır. Bir taraftan Osmanlıcaya çalışmak ve onu kullanmaya başlamak diğer taraftan mevzu ve ıstılah haritasını çıkarmak… Bunlar birlikte yapıldığında görülecektir ki, bugün için çok çetin zannedilen birçok mesele, zaten hazır halde bizi beklemektedir.
Osmanlıcadaki zenginlik ve giriftlik, günlük ihtiyaçları karşılamak için kullanılan kelime miktarı kadar öğrenmekle çözülemez. Osmanlıca bir medeniyet dili olarak tahsil edilmeli ve muhtevasında mahfuz olduğunu düşündüğümüz medeniyet tasavvurunun altyapısı olan mevzu ve ıstılah haritası da çıkarılmalıdır.
*
Not: Uydurukçayı ben de uzun süre kullandım. Dil bahsini tetkik ve idrak etmeden fikir üretmeye başlamanın ne kadar vahim bir mesele olduğunu Fikirteknesi ile münasebet tesisinden sonra fark ettim. İki adet kitabım (“Düşünür kimdir?”, “Düşünce nedir?” isimli kitaplar) uydurukçanın yoğun kullanıldığı eserlerdir ve Fikirteknesi yayınlarından o şekilde basılmıştır. Bulduğum ilk fırsatta dilini değiştirmek ve yeniden kaleme almak düşüncesindeyim.
ABDULLAH TATLI
abdullahtatli1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir