MEDENİYET TASAVVURU VEYA BÜYÜK TERKİP

MEDENİYET TASAVVURU VEYA BÜYÜK TERKİP

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Kainat, varlığın sayı ve çeşit cümbüşüdür. Sayısız miktar ve çeşitten meydana gelen kainat, her safhada, derecede, seviyede ya “bir” halindedir, ya da “bir” menziline doğru hareket etmektedir. Bir elmadır veya çok elma bir elma ağacıdır. “Bir” gezegendir veya çok gezegenlerin oluşturduğu “bir” yıldız (güneş) sistemidir. Bir yıldızdır veya çok sayıda yıldızın oluşturduğu “bir” galaksidir. Bazen tertiben “bir”dir, çok sayıdaki varlık tertip edilmiş ve “bir” varlık çeşidini oluşturmuştur. Bazen terkiben “bir”dir, proton, nötron, elektrondan mürekkep “bir” atomdur. Bazen tanzimen “bir”dir, çok sayıda insan bir araya gelmiş, “bir” cemaat veya “bir” cemiyet veya “bir” devlet olmuştur. Varlık, “bir”den başlar, “bir”e doğru akar. Kainat, “bir” ile başlayıp, “bir”e doğru akışın hareket ve manevralarından ibaret varlık ve vakıalar cümbüşüdür.

Riyaziyede tek sayı vardır, o da “bir”dir. Diğer sayıların tamamı, “bir”in müştaklarıdır, “bir”den doğmuştur, müstakil varlık iddiasında bulunmaları muhaldir. Bu sebeple riyaziye (matematik) “bir” sayısının hallerini tetkik etmekten ibaret ilim dalıdır. “Bir” yoksa hiçbir şey yoktur, “bir” anlaşılmamışsa hiçbir şey anlaşılmamıştır. Öyleyse varlık ve vakıalar yekunu olan kainat, “bir”in tahlil ve “bir”lerin tertip ve terkibinden ibarettir.
Varlığın (ve varlık telakkisinin) idrak ve izahındaki ana usul, tahlil ve terkiptir. Tahlil; “bir”i cüzlerine ayırarak başka ve çok sayıda “bir” bulmaktır, terkip; “bir”leri birbirine raptederek yeni “bir”e ulaşmaktır. Anlaşılacağı üzere tefekkürün iki istikameti var; tahlil yoluyla derinleşmek, terkip yoluyla hacim ve ufuk kazanmak… Tahlil usulü, hakikate giden yolun derinlik ufkunu, keşif istikametini gösterir. Terkip usulü ise, hakikat ilminin varlık ve vakıalar yekununa tatbik edilmesinden ibarettir.
*
İslam, hukuk (hüküm) cihetiyle çok sayıda ve çeşitte kaideden müteşekkildir, ahlak cihetiyle çok sayıda ve çeşitte “hal”den ibarettir. Kaide ve hallerin yekunu bir ferd için değil, tüm insanlık içindir, zira kaide ve hallerin toplamına muhatap olacak ferd yoktur. İnsanlığı kuşatan kaide ve haller yekunu, tüm mizaç hususiyetlerini ihtiva eder, mizaç çeşitliliklerinin tezahürü olan tüm fikir ve fiil ihtimallerini cem eder. Tüm insani hal ve hareketleri yapabilecek bir ferd olması düşünülemeyeceği için, İslam’ın tüm mükellefiyetlerini üstlenen, tüm emirlerini yerine getiren bir “insan” tasavvur edilemez. Misal, bir insan hem zekat verme mükellefiyetine hem de zekat alma hakkına sahip olamaz. Öyleyse önce ferdi manada bir terkip gerekir, her ferd, kendi çapında hak ve mükellefiyetlerini öğrenmek, anlamak ve bunları şahsiyet halinde terkip etmekle mesuldür.
Hayat tek ferd tarafından üretilemeyecek kadar çeşitliliğe sahiptir, keza hayat ferden yaşanamayacak kadar da çok sayıda ihtiyacı muhtevidir. Öyleyse bir topluluktan bahsetmek, birlikte yaşamak gerekir. Birlikte yaşamak, hayatın zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasından başlamak üzere, medeni ihtiyaçların karşılanmasına kadar çok sayıda insan ve çok sayıda şahsiyet çeşidine ihtiyaç duyar. Bunlar için teşkilatlanmak, işbirliği ve işbölümü yapmak gibi tanzim ve tertip ihtiyacı doğar. Bir insan topluluğunun basit işbirliği ve işbölümünden ibaret teşkilatlılık hali ancak “toplum” mahiyetinde bir içtimailik üretir. İnsan kalabalıklarını belli bir mihraka bağlı şekilde cem etmek ise “cemiyet” terkibini meydana getirir. Cemiyetin büyüklüğü nispetinde İslam’a muhatap olma nispeti artar, küçük cemiyetler İslam’ın tamamına muhatap olamaz. Cemiyetin en üst irtifaı olan “ümmet” teşkil edildiğinde İslam’a muhatap olmanın “yekununa” ulaşılmış olur. İslam’a muhatap olan insan sayısı arttıkça “muhatap olma” derecesi, derinliği, şümulü artar ve nihayet ümmet olmak, İslam’a muhatap olmanın ve onu temsil etmenin nihai seviyesi ve hacmidir.
Cemaat tertip ve tanzimi, cemiyet ve ümmet terkibinin anasırından biri mevziinde, mevkiinde maksadında değilse, İslam’ı eksiltmek mecburiyetinde kalır. Zira ne kadar kalabalık olursa olsun, herhangi bir cemaat, ümmet çapına ulaşamayacağı için, İslam’ın yekununa muhatap olamaz, yekununu anlayamaz, yekununu anlarsa tatbik edemez. Başka bir cemaatin, başka sahalarda yaptıklarını reddetmek, yekuna mani olur, terkibe mani olur, İslam’ın tamamına muhatap olmaya mani olur.
İslam; insan ve hayatı, önce ferden terkip eder, sonra cemaat halinde terkip eder, sonra cemiyet (devlet) halinde terkip eder, sonra ümmet seviyesinde terkip eder. Bunların hiçbiri ret ve inkar edilmez, hiçbiri diğerinin yerine ikame edilemez. Her ferd “bir”dir, toplanırlar ve cemaati terkip ederek “bir” cemaat olur, cemaatler toplanarak “bir” cemiyet terkip eder, cemiyetler toplanarak “bir” ümmet terkip eder. Ferd ile ümmet arasındaki menziller, doğru istikamete yönelmiş, doğru güzergaha girmiş olmaları şartıyla makbul ve zaruridir. Ümmete kadar olan güzergahın ferd, cemaat, cemiyet gibi ara menzilleri var. Cemaat, nihai maksadın “ara menzili”dir, eğer bir cemaat bu menzile demir atar, orayı nihai menzil kabul ederse, “yolda” kalmıştır. Bunda ısrar ederse, İslam’ı inkas etmek zorunda kalır ki Allah muhafaza…
*
Ferdi hayat, her çeşidiyle içtimai hayat ve nihayet medeni hayat… İslami hayat telakkisinin dünyadaki güzergahı budur. Ferd inşa edilecek, cemiyet inşa edilecek, medeniyet inşa edilecek… Medeniyet ümmettir, ümmet medeniyet… Öyleyse medeniyet tasavvuru, ümmet tasavvurudur. Öyle bir medeniyet tasavvuru oluşturulmalıdır ki, önce tüm ümmeti ihtiva ve ihata etsin, sonra tüm insanlığı kuşatsın…
İslam medeniyet tasavvuru, büyük terkiptir. Ferdi terkip ederek şahsiyet inşa edecek, Müslüman toplulukları terkip ederek cemiyet inşa edecek, Müslümanların tamamını terkip ederek medeniyet inşa edecek…
İslam medeniyet tasavvuru, büyük terkiptir. Bilgiyi terkip ederek her şeyi izah edecek, ilmi terkip ederek usul ve güzergahı izah edecek, insanı terkip ederek hayatı izah edecek, varlığı terkip ederek vahdeti izah edecek…
İslam medeniyet tasavvuru, büyük terkiptir. İlimleri tasnif ederek bilgiye tasarruf edecek, insanları tasnif ederek hayata tasarruf edecek, varlığı tasnif ederek vahdeti inşa edecek…
İslam medeniyet tasavvuru, büyük terkiptir. Varlık, insan ve hayat bahislerini terkip ederek aklın müntehasına ulaşacak, oradan vahdet temrinleriyle “mutlak bir” olana yol açacak, nihayet tecrit ve tenzih güzergahından tevhide ulaşacaktır. Terkip yapamayan, vahdete ulaşamayan insan aklı, ruhun tecrit ve tenzih güzergahının eşiğine (bidayetine) ulaşamaz ve kalbi-ruhi mecrada yol almanın altyapısına sahip olamaz. İnsanın ferden kalbi-ruhi mecraya (tasavvufa) girmesi mümkündür ve orada yol alması da kabildir. Fakat içtimai manada büyük terkip gerçekleştirilemezse, “ümmet” haline gelinemez, ümmet olmanın bilgi, ilim, irfan, tefekkür cihetleri ve bunların tezahürlerinin toplamı olan medeniyet inşa edilemez. Medeniyet inşa edilemezse bedeviliğe mahkum “ferdi kemal” muhakkak ve mütemadiyen nakıstır.

İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir