MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

“Nasıl” sorusuna cevabı medrese verir. Hayatın “nasıl” buudu, “niçin” buuduna mukaddemdir, bununla beraber “niçin” buudu, “nasıl” buudundan kıymetlidir. Zaten “nasıl” buudu genişliği, “niçin” buudu ise derinliği temsil eder. Derinlik genişlikten öncedir (mukaddemdir) zira genişlik yoksa, bir zemin yoksa derinlik, derinleşme imkanı yoktur.
“Nasıl” sorusuyla “niçin” sorusunu birbirinden tefrik etmek tabii ki kabil değildir. “Nasıl” sorusu, muhtevasında “niçin” sorusunu, “niçin” sorusu da muhtevasında “nasıl” sorusunu barındırır. Bu iki soruyu birbirinden bağımsızlaştırmak mümkün olmadığı gibi, lüzumlu da değildir. Sadece nazari çerçevede ve tedrisat maksatlı olarak ayrı ayrı ele almak ve her birinin asli merkezini göstermek ihtiyacı vardır. Bu sebeple medrese “nasıl” sorusunu cevaplarken, “niçin” sorusunun cevabını da verir, keza tekke de “niçin” sorusunu cevaplarken aynı zamanda “nasıl” sorusunun cevabını verir. Öyleyse medrese ile tekke arasındaki mevzu tasnifini ve vazife taksimini niye yapıyoruz, kadimde niye yapılmış? İşte can alıcı soru budur, bunun cevaplanması gerekir.
*

Medrese, öncelikle Şeriat’ı temsil eder. Şeriat, öncelikle bir muhteva nizamıdır ama aynı zamanda bir şekil nizamıdır. Şeriat, kaideler manzumesidir, kaideler ise ayakta durmak için muhtevaya muhtaçtır ama şekle de muhtaçtır. Şeriat, İslam hukukunu temsil eder, hukuk ise “niçin” sorusunun cevabı anlaşılsa da anlaşılmasa da tatbik edilir. Zira hukuk aynı zamanda şekli nizamdır veya nizamın şekil buududur. Nizam tesis edilemezse, hayat sıhhatli bir akışa sahip olamaz. Nizam tesis edilmelidir ki, hayatın emniyeti sağlansın ve insanlar emniyetli hayat altyapısında “niçin” sorusunun peşine düşebilsin.
Muhakkak ki nizam, sadece hukukla tesis edilemez ama hukuk olmadan tesis edilmesi muhaldir. Hayatın sıhhatli şekilde deveran ve terakki altyapısı kurulmalıdır, bunun ön şartı ise hukuktur. Muhakkak ki hukuktan bahsetmek, aynı zamanda meseleyi cemiyet ve devlet çapında ele almaktır.
Hukuk, tatbikatı rızaya dayalı bir kaideler demeti değildir. Hukukun birinci maksadı nizam, ikinci maksadı adalettir. Adaletin birinci maksat olduğu düşüncesi yaygındır fakat doğru değildir, nizam tesis edilmeden adalet tevzi edilemez. İçtimai, iktisadi ve siyasi nizamın tesisi, “nasıl” sorusunun en hacimli cevabıdır. Zaten nizam, adaletin en hacimli tatbikatıdır, bu manada içtimai, iktisadi, siyasi adaletin ta kendisidir. Nizam adaleti ihtiva eder ama adalet nizamı ihtiva etmez. Zaten nizam; hak, hürriyet ve mükellefiyetlerin tanzimidir. Bunlar tanzim edilmeden, sahibine hakkın teslimi (yani adalet) kabil değildir.
Ve… Kimse nizamı ihlal ve ihmal edemez. Kimse nizamı imha ve tahrif edemez. Ve nizam, bizatihi caridir, olmazsa müeyyideyle caridir. Muhafazası kılıçla caizdir. Nizamı bozanların imhası zaruridir. Nizam elzemdir, ihtiyaç hasıl olduğunda arkasına milyonluk ordularla yığınak yapılan bir kıymettir.
*
Bugünün dünyasında, “nasıl” sorusunu sorabileceğimiz belki de milyonlarca mevzu var. Sadece “nasıl” sorularının cevaplarını vermek bile devasa bir iştir. Kaldı ki bu cevaplar, medeniyet çapında olmalıdır. İnsanların, hayatın toplamını ve tabii ki İslam’ın toplamını, sadece “nasıl” sorusunun cevabını öğrenecek kadar bile zamanı yoktur. Bu sebeple ihtisaslaşma vardır ve her insan umumi bilgi ve hayat çerçevesi dışında bir meselede derinleşebilir. Öğrenmek için kafi zamanın olmadığı bir dünyada, anlamak için kafi zaman olduğunu düşünmek ahmaklık alametidir.
“Nasıl” sorularının tamamını sormak ve tamamının cevabını öğrenmek ve anlamak için ömür kafi gelmez, bir de bu cevapların tamamının “niçin” sorusunun peşine düşmek kabil midir? İslam’ın mevzu haritasındaki çokluk ve zorluk, fertlerin altından kalkabileceği bir iş değildir. İdrak ve tefekkür istidadı olmayanlar, mevzu haritasını daraltmakta ve az sayıda mevzuu öne çıkarmakta, yani doğru soruyu sormadığı için cevap aramak zahmetinden de kurtulmaktadır. Bunu yapanlar, aynı zamanda İslam’ı tenkis ettiklerinin farkında bile değildir.
Mevzu haritasının tamamını öğrenme ve anlama zorluğuyla beraber tatbikat zorunluluğu da var. Tatbikat olmadığında nizam tesis edilemeyeceği için, hayatı zaruri ihtiyaçlar için yaşamak bile imkansız hale geliyor. Öyleyse tatbikatın nazariyatını üstlenmesi gereken bir müesseseye ihtiyaç var. Zira nazariyat (ilim ve tefekkür) olmadan tatbikat, mafyavari bir şey olur.
*
Özetlemek gerekirse; bir nizam tesis edilecek, bu nizamın tesis ve muhafazası için ihtiyaç hasıl olduğunda milyonluk ordular seferber edilecek… Nizamın tesis ve muhafazası, insanların anlayıp anlamamasına bakmadan gerçekleştirilecek. Öyleyse nizamın kaideler manzumesi fevkalbeşer bir gayretin mevzuu haline getirilmelidir.
Medrese, “nasıl” sorularının her birine, netice itibariyle tatbik edilebilir kaideler şeklinde cevap vermelidir. Üstelik bu cevapların tamamı, birbiriyle tezat teşkil etmeyecek, harikulade bir bilgi mimarisi tesis edecektir.
Medrese, halkın her ferdinin, devletin her amir ve memurunun, “nasıl yapacağım” sorusunu cevaplayacak merciidir. Namazı nasıl kılacağım, devleti nasıl yöneteceğim, orucu nasıl tutacağım, devlet başkanına nasıl itiraz edeceğim ila ahir… Önce herkesin nasıl yapacağını bilmesi, bilme imkanının olması, bilmediğinde soracak merciin bulunması şarttır, medrese budur.
*
Medresenin iç bünyesiyle ilgili temel mesele şudur ki, “niçin” sorusunun cevabın bilmeyen alim ve müderris, “nasıl” sorusunu cevaplayamaz. Alim ve müderrislerin, hem nasıl sorusunu hem de niçin sorusunu mevzu edinmesi şarttır. Bu sebeple medresenin ana kadrosu, aynı zamanda tekkenin kadrosudur veya oradaki tedrisatı da tahsil etmiştir. Zaten medresedeki tahsil belli bir seviyeye çıktıktan sonra “niçin” sorusunu sormak ve cevaplamakla mükelleftir.
FARUK ADİL farukomaradil@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir