MEDRESE TELAKKİSİ

MEDRESE TELAKKİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Osmanlının birçok yıkılma sebebi olduğu malum ama en başta sayılması gereken sebep, Medreselerin kendi mihverinden ve aslından uzaklaşmasıdır. Osmanlı tarihinin yanlış okutulduğu malumdur ama yanlışın en can alıcı kısmı olan müesseseler tarihi ve onun zirvesi olan medreseler hiç okutulmamaktadır. Sanki bir el meseleye müdahale etmekte ve medreseler üzerinde ciddi çalışmalar yapılmamaktadır. Zira medreseler ve onların yozlaşması üzerinde çalışmalar yapılsa, medrese telakkisinin ihya ve yeniden inşa edileceği, böylece büyük ilim ve tefekkür hamlesinin başlayacağı açıktır.
Cumhuriyet devrimlerinin ve devam eden yönetimlerinin İslami müesseseleri ve özellikle de tedrisat müesseselerini tasfiye etmeyi ana hedef kabul ettiği malum. Bunun batı projesi olduğu, bir kısmı Lozan anlaşmasının gizli maddelerinde bir kısmı ise ayrıca gizli anlaşmalarda mevcut bulunduğu artık herkesin (veya geniş bir kesimin) bildiği bir sır. Meselenin can alıcı noktası, Cumhuriyet devrimleri ve yönetimlerinin İslam’a hasım tatbikatlarının Müslümanlar üzerindeki tesiri…

Bugün Türkiye’de medrese meselesiyle ilgilenenler, mesela medrese kurmak çabasında veya kurduğu iddiasında olanlar, Cumhuriyet devrimlerinden ve oluşturduğu yeni akıl formundan derinliğine etkilenmiş görünüyor. Böyle bir tenkit yapmak istemeyiz ama durumun vahameti meseleye ciddi ve derinliğine bir bakışı zaruret haline getiriyor.
*
Haki Demir’in meseleye dair ürkütücü teşhisi şudur;
Osmanlıdan tevarüsen devam eden veya yeniden kurma teşebbüslerine mevzu olan medreseler, ancak Osmanlının son devirlerindeki medreseleri emsal alabilmektedir. Bir kısmı tevarüsen geldiği, yeni kurulanların da başka misal bulamadığı için Osmanlının son devirlerindeki misallere sarılmaları çok vahim ve sığ bir idrake işaret ediyor. Osmanlının son devirlerindeki medreseler, Osmanlı medeniyetini yıkan, en azından yıkılmasına mani olamayan, yıkılırken yeni bir hamle yapamayan medrese numuneleridir.
Mevcut medreseler ve yeni kurma teşebbüsleri, medeniyeti yıkan veya yıkılmasını engelleyemeyen medreseleri emsal alarak, ancak ve sadece yıkılışı devrini tekrarlayabilirler. Bu durum, bir taraftan günümüzün tefekkür acziyetine işaret ederken, bir taraftan da Osmanlı-İslam medeniyetinin zirvedeki göz kamaştırıcı eserlerinin baskısı altında ezildiğimizi gösteriyor. Her sahada olduğu gibi Osmanlının son dönemini emsal almak, ölüyü mumyalayarak yaşatmaya benziyor. Başka bir ifadeyle bir medeniyetin çöküş dönemini emsal almak, kadavrayı meşgale edinen mezar levazımatçılığına soyunmaktır. Osmanlının son dönemini emsal alanlar, iyi niyetle “silsileyi” devam ettirmek gibi bir cehd içinde olabilirler ama unutulmamalıdır ki silsilenin devamı, ölüyü mumyalayarak evin mutena köşesine oturtmak değil, yeni “oğul” vermek suretiyle olur.
Tarihte geriye doğru yolculuk yapılmaz, tarih geriye doğru akmaz, zannedildiğinin aksine tarih tekerrür de etmez. Osmanlının son dönemlerini emsal almak, oradan ihtişamlı devirlerine doğru bir yolculuğu mümkün kılmaz. İnşa (kuruluş) güzergahı ile yıkılış (çöküş) güzergahı farklıdır. Yeni bir medeniyet inşası, tarihte geriye doğru hareket etmeye çabalayarak mümkün olmaz, bu tür fikirler, sadece idrak acziyetinin delili cümlesinden sayılır.
Neden ürkütücü teşhis? Birincisi, Osmanlının yıkılmasına sebep olan medreselerin son hallerinin emsal alınması, ikincisi Cumhuriyetin yeni toplum, yeni akıl formu çabasının medrese meselemize kadar nüfuz etmesi, üçüncüsü yeni bir ilim ve tefekkür hamlesi başlatmanın karargahı olacak medrese telakkimizin ihya ve inşa edilememesidir.
Şu teşhis doğru olduğu nispette korkutucu değil midir; “Tarihte geriye doğru yolculuk yapılmaz, tarih geriye doğru akmaz…”. Öyleyse medrese telakkisi, Osmanlının yıkılışına sebep olan son halini misal olarak almakla ihya ve inşa edilemez.
Her şeyin birbiriyle irtibatlı olduğu, bu sebeple külli idrakin zaruretine dair şu teşhisi meseleyi vuzuha kavuşturuyor;
Tarih telakkimizin eksikliği, tarihi devirlerin idrakini imkansızlaştırmaktadır. Önceki İslam medeniyetlerinin her birinin oğul vermeden ölmemesi, Osmanlı sonrası için cari değildir. Osmanlının yıkılması “yeni hal”dir ve artık eski, muhaldir. Yeni hal doğru anlaşılmalı, hem tarih muhasebesi hem de hal muhasebesi derinliğine yapılmalı, tasavvur ve inşa faaliyeti doğru yerden başlatılmalıdır.
Tarih telakkisinin medrese meselesiyle alakası olduğunu fehmedemeyenler, kaçınılmaz olarak tarihte geriye doğru yolculuk yapmaya çalışıyor. Medrese kurduğunu iddia edenler, bir ciltlik medrese anlayışı, bir ciltlik tedrisat anlayışı hakkında eser vermiş değiller. Medrese ve tedrisat telakkisine dair bir ciltlik eser telif edemeyenler, kaçınılmaz olarak medreselerin son hallerini misal almak zorunda kalıyor ve olmaz bir işe soyunuyor.
Haki Beyin cesaretli başı teşhisleri var ki, insan nasıl davranacağını şaşırıyor;
Osmanlının son zamanlarındaki medreseler, hem kendileri yozlaşmış ve çürümüş hem de medeniyeti yozlaştırmış ve çürütmüştür. O dönemlerde bile medreselerde ciddi ilim ve fikir adamlarının yetişmiş olması, aslında bugüne kıyasladır ve önceki dönemlere göre çok kısırdır. Bu günden bakıldığında on dokuzuncu asır alimlerinin dev gibi görünmesi, bugün cüceler diyarında yaşıyor olmamızdandır. Mukayeseli olarak “büyük insanlar” olmaları tabii ki bir kıymettir ve bugünkü seviyeye (seviyesizliğe) bakınca onları tenkit etmek edepsizliktir. Ama yeni bir çağın eşiğinde, yeni bir medeniyet inşasının bidayetinde olduğumuz şu günlerde, meselenin künhüne vakıf olmak mutlak zaruret cümlesindendir.
Osmanlının son dönemlerinde yetişen bazı alimler hakkında böyle bir teşhis yapmak zordur. Haklarının teslim edilmesi gereken bir kısım alim zevatın olduğu muhakkak fakat neticeye bakınca bu teşhisi yapmak zaruret haline geliyor.
Şu teşhisi ise bir cihetiyle ümit kırıcı gibi görünüyor;
Son dönem Osmanlı medreselerinin müfredatını nakletmek, medrese kurmak veya baştan inşa edilmesi zaruret haline gelen medeniyeti taşıyacak medreseler kurmak manasına gelmiyor. Müfredat meselesinin ehemmiyetini inkar etmeksizin ifade edelim ki, talim ve terbiyenin nasıl yapıldığını, özellikle terbiye usullerinin neler olduğunu bilmeden kurulacak medreselerin, medeniyetin çöküş sürecini uzatmaktan başka bir kıymeti ve tesiri olmayacaktır. Bu noktadaki ısrar, doğum sancısı yaşayan ümmetin doğumunu geciktirecek, geciken doğum ise ölü bir cesedi ifrazat olarak dışarıya atacaktır.
Ümit kırıcı gibi görünüyor ama hakikati tespit sadedinde başka çare yok. Mevzuu sadece müfredat meselesi olarak ele almak, doğrudan Kur’an-ı Kerimi okumak ve anlamak iddiasındaki mealcileri bir nevi tasdik etmek değil midir?
İslami tedrisatın maksatlarına dair şu tespitler ihmal edilebilir mi?
İslam’ın insan telakkisinin ne olduğunu bilmeden, akl-ı selimin tarifini bile yapamadan, aklı, nefsin işgalinden kurtarıp ruhun tasarrufuna vermenin usulü anlaşılmadan medrese kurmak ve talim ve terbiye faaliyetinde bulunmak nasıl bir iddiadır? Talim ve terbiye usullerinin birçoğunun yazılmadığı, müderris-talebe beraberliğinin muhtevasına zerkedildiği, tecrübeyle idrak ve intikal ettirildiği, bütün bunların da medeniyet terkibi içinde mevcut olduğu unutuldu.
Bu tespit ihmal edilirse, mesele sadece bilgi naklinden ibaret hale gelmez mi? Medresenin işi sadece bilgi nakli yapmak mıdır? Zaten bu hale geldiği için yozlaşıp çürümedi mi?
Devam ediyor Haki Bey;
İtikaf sünnetinin talim ve terbiye usulü haline getirildiği, zannedildiğinin aksine tekkelerden daha çok medreselerde tatbik edildiği, bu usulün de kaydedilmeyip tecrübe ile tatbik ve intikal ettiği hatırlanmıyor bile… Medreselerde her talebe için bir hücre (oda) bulunması, medrese tahsili boyunca kesif bir inziva hayatı yaşandığı, bu yolla nefs terbiyesinin medrese tahsili boyunca gerçekleştirildiği, akl-ı selimin inşa edilmesiyle birlikte muhkem bir ruhi ağ içinde zaptedildiği kaç kişi tarafından anlaşıldı ve anlatıldı ki medrese kurma iddiasıyla caka satılıyor.
Nefs terbiyesine dair maharet sahibi olmayan kişiden müderris mi olur? Nefsin terbiye süreçlerini idare edemeyen bir müderris, talebeye bilgi nakli yapmakla, İslam’ı nefsin istismar malzemesi yapmış olmaz mı?
Şu teşhisten dehşete düşmemek kabil midir?
Modern eğitim denilen sistem, talebeyi günün belli saatlerinde sınıflara doldurup sadece bilgi nakli yapıyor. Ne okuttuğunuz (müfredat) kadar mühim olan bir diğer husus, nasıl okuttuğunuzdur. İsmi medrese olan, böyle bir iddia ile ortaya çıkanlar, usulen medrese değil, modern eğitim kurumlarıdır, zira aynı şekilde tedrisat yapıyor, yani talebeyi günün belli saatlerinde alıyor ve bazı bilgileri naklediyor. Lütfen… İslami ilimleri “modern eğitim” yoluyla tahsil etmek, oryantalist okuma tarzıdır, bu ülkede ve diğer İslam ülkelerinde on yıllardır medrese veya başka isim altında oryantalist eğitim veriliyor. Medresenin ruhu, kaynağı ve ilk emsali, “Ashab-ı Suffa’dır, hiçbir şey bilmeyenler birkaç sayfa o güzide sahabelerin hayatını okusun. İtikaf sünnetinin tedrisat usulü haline getirilmiş emsalleri, medreselerde, tekkelerden onlarca kat fazla tatbik edilmiştir.
Bütün bu sorular ve meseleler ortada dururken, medrese kurma iddiaları nedir Allah Aşkına…
AHMET KAMİL TUNCER ahmetkamiltuncer@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir