MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselamın devr-i saadetlerinde her şey O’nun “Nur Şahsiyeti”nde terkibe ermişti ve oradan tecelliye ediyordu. Hakikat-i Ferdiye’nin münhasır ve müstesna mümessili Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, aynı zamanda “hakikat-i içtimai”yenin mürekkep haliydi. O’ndaki mana yekunu, kelamla tecelli, faaliyetle tezahür ediyordu. Nitekim Sahabe-i Kiram, O’nun içtimai tezahürü değil miydi?
Meselenin sırrı Allahu alem burada… O, hakikati ferdiyeyi temsil ediyordu ama aynı zamanda hakikat-i içtimaiyenin ta kendisiydi. Ferdiyetinin tecelli ve tezahürlerinden de Sahabe-i Kiram hayat bulmuştu. O emsal alındığında hakikat-i ferdiye’den bahsediyoruz demektir ki, hiç kimsenin şahsen O’nu emsal alma kudreti yoktur. Muhakkak ki mutlak ve nihai emsal O’dur. Fakat sahabe kadrosu, O’nun içtimai tezahürüdür ve her biri, O’nun nur şahsiyetinin bir cihetini temsil edebilmektedir. O’nu emsal almak, O’nu bihakkın temsil etmek kudretini kendinde vehmetmeye sebep olduğu andan itibaren vahim bir hataya dönüşür. Müminler, kendi mizaçlarıyla mütenasip olan Sahabeden birini emsal alıp, misalinin tavassutuyla O’na yaklaşmayı ümit etmelidir.

Hakikat-i Ferdiye, ta Asr-ı Saadette Sahabe-i Kiramın şahsiyet terkiplerinde çeşitlenmiş ve içtimai altyapıyı oluşturmuştur. Çeşitliliğin içtimai vakıa ve zaruret olduğu Asr-ı Saadette görülmüş ve anlaşılmış bir meseledir. Hiçbir sahabe, bizzat O’nu temsil etme kudretinde değildir. Öyleyse hayatın çeşitliliği ve vazife taksimi hem tevhide hem de vahdete mugayir değildir, mani de değildir.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, hakikat-i ferdiye ile konuşmakta ve yapmaktadır. Asr-ı Saadette tüm manalar, dürülüp bükülüp O’na teslim edilmiştir. Fakat O, Hz. Ebubekir’i (RA), rikkat ve merhamet cihetiyle sevmiş, tasvip ve takdir etmiştir. Keza Hz. Ömer’i (RA), celadet ve adaletiyle sevmiş, tasvip ve takdir etmiştir. Hz. Osman (RA) haya ve edep, Hz. Ali (RA) ilim ve hikmet ile temayüz etmiş, o şekilde sevilmiş, tasvip ve takdir edilmiştir. Mesele şu ki, Sahabe-i Kiramın her biri, O’ndaki bir mana ve hususiyeti temsil edecek irtifaa çıkmış, böylece hayatın ihtiyacı olan çeşitlilik de temin edilmiştir.
*
Asr-ı Saadeti doğru anlamanın ölçülerinden birisi, Hakikat-i Ferdiye ile Hakikat-i İçtimaiye arasındaki sırlı irtibat ve münasebet olsa gerektir. Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam “Hakikat-i Ferdiye”nin manasına muvafık yaşadı fakat aynı zamanda bir cemiyet inşa etti. O güzide cemiyeti teşkil eden Sahabe-i Kiramın her birini de, Hakikat-i İçtimaiye’nin bir tezahürü, belki de bir şartı kabul etti. Böylece merkezinde Hakikat-i Ferdiye, muhitinde ise merkezin tezahürü halinde Hakikat-i İçtimai vücut buldu. Bunun neticesi olarak tarihin müstesna hadisesi gerçekleşti.
Sahabe-i Kiram ile başlayan tafsilat ve taksimat, zaman ilerledikçe arttı. Mutlak Müderris olan Risalet’in dünyayı şereflendirme süresi bittikten sonra, Mutlak İlim olan Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin muhtevasındaki bitmez tükenmez mana keşfi, ümmetin birinci vazifesi oldu.
Vazife taksimi zaman içinde tertip ve tanzim edildi; merkez belli oldu, muhit belli oldu ve her biri bir mecra haline geldi. İlim, mezhepler tarafından inşa ve tanzim edildi, medreseleri karargah seçti. Ahlak ve takva tasavvuf tarafından mevzu edinildi ve tarikatlarla müesseseleşti, tekkesini kurdu.
*
Ashab-ı Suffa’ya tatbik edilen tedrisat usulü, hem medrese hem de tekkedeki tedrisatı muhtevidir. Zira onların müderrisi, Risalet’ti. Risalet, Mutlak Müderristi, bu sebeple tüm manalar O’na teslim edilmişti. Ashab-ı Suffa’nın tedrisatı hem itikaf ve inziva hem de ilim tahsilini ihtiva ediyordu. İtikaf ve inziva, bir hayat tarzı değil, bir tedrisat usulüdür. Ashab-ı Suffa, tedrisat sürecinde tamamen inzivadadır, tedrisatı bitip de taşraya tayini çıkanlar ise hayatın merkezindedir.
İtikaf ve inziva usulünü sadece tasavvuf (tekke) tevarüs etmedi, aynı zamanda medrese de tevarüs etti. Medresedeki itikaf ve inziva, tekkedekinden çok daha fazladır, kadimdeki (en azından Osmanlının gerileme dönemine kadar devam eden) medreselere bakıldığında bu durum görülür. Talebe belli bir yaştan sonra medreseye yatılı olarak alınır, Ashab-ı Suffa’daki gibi ilim tahsili boyunca inzivaya girer. Tekkelerdeki inziva ise, kırk gündür, kırk günlük inziva birkaç defa tekrarlansa bile medreselerde yıllarca süren inziva yoktur.
Tasavvufun, inziva meselesini uzun tutmamasının muhtemelen birinci sebebi, rabıta müessesesidir. Rabıta yoluyla inzivayı hayatın içinde, üretime devam ederken gerçekleştirmektedir ki, bu tedrisat usulünün yeryüzünde benzeri dahi yoktur.
*
Medreseler, zihni-akli evreni inşa eder. Talebenin zihni evrenini baştan sona inşa edene kadar, yabancı herhangi bir malzeme (bilgi) ve tesir kalmayıncaya kadar itikaf ve inzivada tutar. Zihni evreni saf şekilde inşa ettikten sonra, onun merkezine yerleşecek ve tamamını tasarruf altına alacak olan akl-ı selimi inşa etmekle mesul ve mükelleftir.
Akl-ı Selim, İslam’ın Müslümana teklif ettiği akıldır, İslam’ın aklıdır. Talebe, medreseden, zihni evren ile birlikte akl-ı selimi inşa edilene kadar hayatın içine bırakılmaz. Müslüman şahsiyetin zihni evreni, İslam’ın bilgi evreninin mahfazası, havzası, sahasıdır. Müslüman zihninin inşası, İslam bilgi evreni ile insanın zihni evreninin denkleştirilmesidir. Gerçi hiçbir insan zihni, İslam’ın bilgi evrenini ihtiva ve ihata edecek hacimde değildir, bu sebeple Müslümanın zihni evreni, İslam’ın bilgi evreni tarafından ihata edilmeli, başka bilgi evrenlerinin malzemelerinin girmesine müsaade edilmemelidir.
Medresedeki tedrisatın esası, bilgi nakli değildir. Bilgi nakli, camilerdeki tedrisatla da yapılabilir. Medreselerdeki tedrisatın temeli, talebenin zihni evrenin inşa etmektir. İtikaf ve inziva usulüyle, dışarıdan aldığı “zehirli telkin ve tesirleri” temizleyecek, tekrar yabancı tesire maruz kalmasına engel olan tedbirleri alacak, İslam bilgi telakkisiyle yoğrulmuş berrak bir zihni evren tesis eder.
Zihni evrenin yatay irtibat haritası ile dikey meratip silsilesinin inşası, ancak ilimlerin tasnifiyle kabildir. Şu andaki en büyük sıkıntımız ve bir türlü İslami tedrisatı gerçekleştiremiyor olmamız, ilimlerin tasnifini yapamamış olmamızdır. Bilgi tertip, tasnif ve tanzim edilemediği için, zihni evren de nizami şekilde inşa edilemiyor.
İBRAHİM SANCAK ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir