MEDRESESİZ TEDRİSAT

MEDRESESİZ TEDRİSAT
İlim ve tedrisatın temel hususiyeti muhakkak ki tertipli ve nizami olmasıdır. Bu sebeple ilim medresede imal ve muhafaza edilir. Bu çerçeve asla unutulmadan, tedrisatın medreseye mahkum edilmemesi ve medrese dışı tedrisat müesseseleri, mekanları, meclisleri oluşturmak gerekir.
İlmi muhafaza ederek tedrisatı medrese dışına taşımak fevkalade zordur. Zor olması, vazgeçmemizi gerektirmez, zira ilmi ve tedrisatı medreseye mahkum etmek, halkı bir nevi cahil bırakmak, cahilliğe mahkum etmek olur.
*
Tedrisatı medrese dışında da mümkün kılmanın altyapısı nedir? Madem medrese dışında da tedrisat meselesi şarttır öyleyse bunun altyapısı üzerine çalışmak gerekir.

Tedrisatı medrese dışında da gerçekleştirmenin ilk şartı, ilmin olduğu gibi muhafaza edilmesinin tedbirleridir. Bu tedbirlerden birisi; medrese dışındaki tedrisatın neticesine bir salahiyet (icazet-diploma) vermemektir. İcazet almak isteyenler, ilmi tahsil yaptığını düşünenler için medreselerde ayrıca icazet tedrisatı açılmalıdır. Medrese dışındaki tedrisat mecralarında gerçekten belli bir seviyeye kadar çıkan insanlar olması kabildir ve bunların cemiyette kıymetlendirilmesi gerekir.
Salahiyet-icazet verilmemesi, medrese dışındaki tedrisat talebini ortadan kaldırmaz mı? Bugünkü kültürle bakıldığında kaldırır fakat Müslüman aklı olan akl-ı selim sahibi arttıkça ilim tahsilinin ilk sebebinin kişinin kendisi olduğu, kendinin idrak ve tatbik ihtiyaçlarını karşılamak olduğu anlaşılır. Mesela her Müslümanın fıkıh ilmi tahsil etmesi gerekir, buna ihtiyacı vardır fakat fakih olması gerekmez. Her Müslüman, tıp ilmini tahsil etmek isteyebilir, fırsat buldukça tahsil etmelidir, sıhhatli bir hayat yaşaması için lazımdır ama tabip olması gerekmez.
Öncelikle ilim tahsilini; meslek, salahiyet, icazet şartına bağlı olmaktan çıkarmak gerekiyor. İnsanların ilme ve ilim tahsiline ihtiyacı var. Bugünkü ahlak ve kültür, herkes bir meslek öğreniyor, onunla para kazanıyor ve hayatını yaşayabiliyor. Onun dışında hiçbir bilgi alanına ihtiyaç duymuyor, daha kötüsü ise hiçbir sahada ilim tahsili yapmadan her sahada konuşma salahiyeti de ediniyor. İlim tahsilini sürekli kılmak için hem icazet şartını ortadan kaldırmak hem de medrese dışında da mümkün kılmak şart.
*
Tedrisatı medrese dışında gerçekleştirmenin ikinci şartı, muhkem bir ahlak ve derin bir edeptir, yani terbiyedir. Medrese dışındaki tüm tedrisat müesseseleri ve faaliyetleri, en azından “hakikat kaygısı” ve “haddini bilme” mevzuunda yoğun bir terbiye ihtiva etmelidir.
İlmin “olduğu” gibi muhafazası ve muhafaza müessesesinin de medrese olduğuna dair şartın, medrese dışında gerçekleşme imkanı, insanların ruh ve kalb dünyalarında derin bir hakikat kaygısı ve haddini bilme tavrıyla kaimdir. Bir şeyler öğrenen herkes, alim olduğu vehmine kapılmakta, hatta allame edalarıyla fikir ve ilim kabadayılığına soyunmaktadır. Hakikat kaygısı ve haddini bilme meselesi medresedeki tedrisatın da kalbinde mukimdir. Medrese dışındaki tedrisatta ise bu mesele çok daha hassas hale gelir.
*
Tedrisatın medrese dışında gerçekleştirilebilmesinin üçüncü şartı, tefekkür usulüdür. Medrese dışındaki tedrisatta, medreselerdeki kadar yoğun ve tertipli ilmi tedrisat yapılabilmesi her zaman mümkün olmadığı için, umumi çerçevesiyle tefekkür usulünün yaygınlaştırılarak ahlak ve kültür haline getirilmesi gerekir. Hakikat kaygısı ve haddini bilme ölçüsü de zaten tefekkür adabı ve usulündendir fakat tefekkür usulü bunlardan ibaret değildir.
Tefekkür usulü bahsi uzundur, buraya sığmaz. Tefekkür usulünün özetinden bahsetmek gerekirse; İslam’ın külli anlayışına dair temel esasların anlaşılması ve ahlak haline getirilmesidir. Külli anlayışa, külli anlayışın çerçevesine, merkez ve muhitine vakıf olmak, parça fikir ve ilimle hüküm vermeye mani olur. Zaten külli anlayışa vakıf olan bir insan, tahsil ettiği bilginin miktarı ile tahsili lüzumlu bilginin miktarı arasındaki aşılmaz nispetsizliği görür ve haddini bilir. Haddini bilen, hakikat kaygısıyla çalışmaya devam eder.
*
Medrese dışında çok sayıda tedrisat müessesesi, merkezi ve mecrası mümkündür. İlimde derinleşme sağlanamasa da, haddini bilen şahsiyetler için tedrisatın yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması sağlanacağı için faydaları saymakla bitmez.
İlim tahsilinin medreselere (bugün için okullara) hapsedilmesi, cemiyette ilmin kıymetini düşürmekte ve talebi sıfırlamaktadır. Özellikle de ilmin ihtisas meselesi haline getirilmesi, bir meslek edinme yolu olarak kabulü çok sıkıntılı bir alışkanlıktır. İlmin itibar kazanması, herkesin ilim tahsilini, hem de imtihansız şekilde yapabilme imkanına kavuşmasıyla mümkündür. İlim tahsilini zorlaştırmak, tam manasıyla ihanettir, hem de en büyük ihanettir.
Her insan, öncelikle kendisine ve çevresine faydalı olacak ilimlerin tahsilini, hiçbir şarta bağlanmadan ve en kolay şekilde yapabilmelidir. Medrese dışındaki tedrisat ile ilgili ciddi usuller, çerçeveler, kaideler geliştirilebilir ama bunların hiçbiri ilmin tahsilini zorlaştıracak mahiyette olmamalıdır.
*
Medrese dışı tedrisatın yaygınlaştırılmasındaki en mühim meselelerden birisi, tedrisat mekanlarını artırmaktır. Camilerden başlamak üzere, içtimai mekanların mümkün olduğunca tamamına şamil bir tedrisat anlayışı oluşturulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.
Medrese dışında tedrisatın yaygınlaştırılmasının en büyük faydalarından birisi, tefekkür seferberliğini tetikleme ihtimalidir. Ülke çapında ilim ve tefekküre alakanın artması, hakikat kaygısı ve haddini bilen şahsiyetlerin yetişmesi, büyük tefekkür hamlesi başlatmaya vesile olabilir.
NURETTİN SARAYLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir