MEKAN-2-

Zaman ile mekânın temas etme biçimleri, varlıktaki farklılıkları meydana getirir.
Varlık, mekânın yoğunlaşması ile meydana gelir. Madde, mekânın yoğunlaşmasında ileri bir safhadır. Mekânın ağırlık taşıdığı bir biçimlenmedir. Zamanın katkısı daha azdır. Bu sebeple zamanın madde üzerindeki etkisi daha fazladır. Enerji, mekânın daha az yoğunlaşmasıdır. Zamanın katkısı daha fazladır. Bu sebeple enerji üzerinde zamanın etkisi daha azdır.
Maddede mekân yoğunluğunun daha fazla olması, mekânın maddeyi tutmasının sebebidir. Mekân, varlığın varoluş malzemesi olduğu için varlıkta mekân ne nispette varsa o nispette varlık mekâna tabidir ve bağlıdır. Zaman ise varoluşun malzemesi değil amilidir. Bu sebeple varlığın mahiyetini zamanda değil mekânda aramak gerekir. Zamanda aranacak olan varlığın muhtevası ve varoluş sürecidir.
Hareket zaman ile ilgili olmaktan önce mekân ile ilgilidir ve mekânın içindedir. Mekânın olmadığı bir yere (farz edelim öyle bir yer olsun) doğru hareket kabil değildir. Fakat zamansız hareket mümkündür. Daha doğru bir ifadeyle zamansız varlıkların zamansız hareketleri mümkündür. Ama mekânsız hareket zamansız varlıklar için dahi imkânsızdır.
Miraç, o kadar harikulade bir hadisedir ki, hem mekanın hem de zamanın üstüne çıkan bir seyahattir. “Sidret’ül Münteha”, İslam Istılah Haritasında, varlığın üst sınırı olarak tarif edilmiştir. Varlıktan kasıt, tüm yaratılmış olan varlığın, dolayısıyla zaman ve mekanın da verasındadır. “Zat alemi”nin giriş kapısıdır. Bu çerçeveden bakıldığında miraç, yaratma fiilinin ilk tezahüründen itibaren en büyük ihsandır. Bu sebeple miraç, tüm ontolojik tasavvurların ötesindedir, İslam ontolojisinin de (varlık tasavvurunun da) ötesindedir. Bütün bunlardan dolayıdır ki miraç, istisnaların istisnasıdır.
Mekânın katkısının veya yoğunluğunun fazla olduğu varlıklarda hareket daha yavaştır. Bu anlamda madde ile enerjinin hareketleri arasındaki farklılık maddedeki mekân yoğunluğunun fazlalığındandır. Enerjide ise mekân en az seviyede bulunur.
Hareketin zaman ile ilgili olması bu duruma muhalif değil. Zaman varlığı hareket ettiren güçtür ama hareketin gerçekleştiği zemin mekândır. Bu sebeple mekân olmadığında hareket imkânsızdır. Hareketin zaman ile irtibatı daha ziyade varoluş süreci ile ilgilidir. Varoluş süreci harekete sıkı sıkıya bağlı bir süreç olduğu için sürecin daim olması zamanın müdahalesiyle vakidir.
Varlığın karar kılmış hali, zaman ve mekânın varlıkta muvazeneye kavuştuğu haldir. Varlığın muvazeneye kavuşmuş halinde zaman ve mekânın aynı nispette olması gerekmez. Farklı nispetlerde bulunması halinde de muvazene gerçekleşebilir. Zaman ve mekânın nispetleri varoluş denkleminde aranmalıdır.
Termodinamikteki denge arayışı bu meseleyi anlamanın müşahhas misalidir. Kâinattaki varlıkların tüm hareketleri, termodinamikteki dengeye ulaşana kadar devam etmek zorundadır. Hareket, dengesizliğin neticesidir ve dengeye ulaşıldığında son bulur.
Kâinatta birçok denge ihtimalinin ve ihtiyacının olduğu doğrudur. Fakat tüm varlığın dengesini sağlayacak olan denge unsurları hala anlaşılmamıştır. Bu çerçevede termodinamik denge üzerinde fazla durulduğu görülüyor. Doğrusu termodinamik, denge konusunda sağlam bir yaklaşımdır. Fakat kâinatta gerçekleşebilecek muhtemel dengeyi açıklama (veya taşıma) gücüne sahip değildir.
Kâinattaki muvazene hali, zaman mekân dengesidir. Tüm hareketler, zaman mekân dengesine doğru akmaktadır. Kâinatın genişlemesi zaman mekân dengesi oluşana kadar devam edecektir. Fakat zaman mekân dengesinin gerçekleşmesi bir anlık hadisedir ve devam etme imkânı yoktur. Mekân her ne kadar yerinde dursa dahi, zaman tükenecek ve hareket geri dönecektir.
Zamanın mahiyetini ve hakikatini bilmediğimiz doğrudur. Konuyu anlaşılır kılmak için basitleştirelim, zamanı bir enerji ya da bir cevher olarak aldığımızda, kâinatın genişlemesi devam ettiği müddetçe yeni varlıkların ortaya çıktığı ya da çıkacağı (yaratılacağı) vakidir. Yeni varlıkların ortaya çıkma süresi zamanın varoluş amili olarak devamına bağlıdır. Zaman muhtevasında ne miktar varlığın gerçekleşmesine yetecek cevheri taşıyorsa, o noktaya kadar kâinatın genişlemesi devam edecektir. Son varlık meydana geldiğinde kâinat dengeye kavuşacak fakat bu denge hali bir anlık gerçekleşecektir. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) Zira zaman bittiğinde, varlıkların varolabilme kudreti kalmayacaktır. Zaman kâinattan çekildiğinde (tükendiğinde) varlıklar yokolmaya başlar. Mekân, saf haliyle varlığını devam ettirebilir fakat mekanın saf haliyle varlığını devam ettirmesi kesintisiz ve sonsuz değildir. Yeniden bir varoluş amili, yani zaman üflendiğinde kendi varlığını muhafaza eder ve başka varlıkların varoluş sürecine yataklık yapabilir. Burada bahsi edilen mekan, içinde yaşadığımız kainatın mekanıdır, bu kainata yataklık eden mekandan başka mekanların olduğunu biliyoruz, o mekanların mahiyeti ve zaman ile münasebeti farklıdır.
Mekan, yalnız başına kalsa varlığını devam ettiremez. Mekan, imkan alanıdır. İmkan alanı, kendisinde bir varoluş gerçekleşmeyeceği andan itibaren yok olur. Bu sebeple mekan, emre amade haldedir ve “emir” gelmezse yokolur. “Sur”a üç defa üflenmesindeki hakikat bu olsa gerek, birincide mekan varlığı yutar, yok eder, varoluş imkanını sıfırlar, çünkü zaman bitmiştir, varlıktan zaman çekildiğinde mekan varlığı teslim alır ve evvelindeki “öz” haline getirerek kendinde saklar. “Sur” ikinci defa üflendiğinde yuttuğu varlığı kusar ila ahir… (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir)
Yokoluş, varoluş sürecinin tersine dönüşü veya onun zıddı değildir. Bu sebeple yokoluşun varoluş kadar uzun sürmeyeceğini bilmek (sezmek) gerekiyor. Muhtevasından zaman çekilen varlık, anında içine çöker. Ne kadar vakit alacağı sorusunun cevabı ise muhtevasındaki zamanın çekilmesi için gereken vakit kadardır.
Kâinattaki nihai muvazene (denge) arayışı termodinamik denge veya başka bir denge olmayıp, zaman mekân muvazenesi olduğu için dengeye ne zaman ulaşılacağını hesaplamak kabil değildir. Zira zamanı hesaplamak imkânsızdır. Bu çerçevede kâinatın dengeye ulaşması şu an ya da bir saat sonra veya milyarlarca yıl sonra mümkündür.
Bu bahis, kaderin sırrına ait görünüyor. Zaman muhtemeldir ki Allah Azze ve Celle’nin hususi emirlerindendir. Dolayısıyla bilgisi de kendinde mahfuzdur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir