MEKAN-3-

Madde enerjiye ve enerji maddeye dönüşmez. Madde ve enerjinin oluşumundaki zaman ve mekânın katkı oranları değişmekte ve varoluşun tecellilerinden biri ortaya çıkmaktadır. Bir birine dönüşüm değil, yeniden varoluş gerçekleşmektedir. Kurallar aynıdır. Madde ile enerjinin bir birine dönüştüğü iddiası bilimsel bir aldanıştır.
Zamanın, maddenin dördüncü boyutu olduğuna dair yaklaşım, zaman ile varlık arasında, varoluşa dönük ilk bilgilenme olduğu için önemlidir. Ancak zaman maddenin dördüncü boyutu değildir. Aksine madde, zaman-mekân sarmalının boyutlarından (tezahürlerinden) biridir. Enerji başka bir boyutudur. Ve daha sayısız boyut bulunmaktadır.
Kozmosta en çok hayret uyandıran akdelik ve karadelik teorileri dikkatli tetkik edilmelidir. Bunlar, zaman mekân etkileşiminin en ilginç örnekleridir. İnsanlık bunları tetkik etmenin yolunu bulabilirse, zaman ve mekan ile ilgili ciddi keşifler yapabilir.
Kainatın dışında sayısız “alem” mevcut. Her alem ayrı bir mekandır. Her mekan da zamanın olup olmadığı bahsi ayrı… Zaman var mıdır, varsa içinde yaşadığımız kainattaki zaman ile aynı mıdır? Bu sorular ehliyetli ve liyakatli muhataplarını bekliyor.
Akdelikten zaman fışkırıyor ve mekân ile temas ettiğinden dolayı varlığı (gök cisimlerini) meydana getiriyor olabilir. Karadelikte, zaman emiliyor, emilen zaman oranında varlık yok oluyor olabilir. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir)
Zamanda yolculuk konusu şimdiye kadar ele alındığı biçimiyle “bilimsel” eğlence olmaktan başka bir şey ifade etmez. Buna rağmen zamanda yolculuk imkânsız bir şey değildir. Zamanda yolculuktan bahsetmeden önce mekânda yolculuktan bahsetmek gerekir. Zamanda yolculuk yapmanın sırrı, mekânda yolculuk yapmanın sırrı ile beraber çözülecektir.
İnsanlık hala mekânda seyahat ettiğini zanneder ama aslında varlıkta seyahat edilmektedir. Mekânda seyahat etmek ile zamanda seyahat etmek arasında zorluk bakımından bir fark olmamalıdır.
Moleküllerin transferi olarak isimlendirilen ışınlama, yanlış yolda ilerlemektedir. Maddenin moleküllere ayrılması, hatta atomlarına ayrılması ışınlama için doğru bir yöneliş değildir.
Zaman ile mekânın teması kesintisiz değildir. Kesik kesiktir. Bu sebeple varoluş kesintisiz bir biçimde meydana gelemez. Zaman ile mekânın teması kesintisiz olsaydı, varlık varoluşunu gerçekleştirir ve devam ettirirdi. Fakat varoluş anlık bir olaydır ve her an yeniden meydana gelir.
Zaman ile mekânın temasının kesik kesik olması bir mecburiyettir.
Zaman ile mekânın ilk teması ile varoluş başlamıştır. Bu temas yüksek yoğunlukludur. Kozmolojinin büyük patlamadan bahsetmesi (big bang teorisi) yüksek yoğunlukların çarpışma etkisindendir. Zaman ile mekânın ilk temasının yüksek yoğunlukta olmasının sebebi, her ikisinin bir biri ile hiçbir etkileşime girmemiş, dolayısıyla saf halde bulunmasındandır. Mekân genişlememiş ve zaman refikini (mekânı) bulamamış olmasından dolayı sınırsız (sonsuz değil) yoğunluktadır. Başka bir ifadeyle zaman-mekân etkileşimlerinin muhtemel tüm sonuçlarını (biçimleri) potansiyel olarak kendi varlıklarında bulundurmasındandır.
Zaman ile mekânın teması belirsizlik veya ihtimal teorisine dayanmaz. Bilinemezlik ayrı bir şeydir ama esasta belirsizlik teorisi mümkün değildir. Belirsizlik teorisi gerçekse, varoluşun gerçekleşmeyebileceği de öngörülebilir ihtimaldir. Bu mümkün değildir. Varoluş gerçekleşmekte ve sürekli yeniden gerçekleşmektedir.
Zaman ve mekânın temasının kurallarını bulamıyor, bilemiyor veya anlayamıyor olmak başka bir şeydir, belirsiz olması başka bir şeydir. Belirsizlik ilkesi, belki de bilimin bilinemez alana ulaştığı veya yaklaştığı anlamına gelebilir sadece. Ya da, kuralları bilmiyor olmaktan kaynaklanan bir şaşkınlığın meydana getirdiği bir “bilimsel şoktur”.
Belirsizlik teorisinin ispatlanması mümkündür. Bunun sebebi, aklın, varoluş sürecine nüfuz edemiyor olmasıdır. Varoluş (yaratılış) sürecini anlamayan akıl için her an sürprizlerle doludur. Ulaşılmış seviye, belirsizliği müşahede ediyor ve belirsizliği teori haline getiriyor. Varlığın müntehasına ulaşılsa (muhalfarz ulaşılabilirse) görülecektir ki belirsizlik yoktur. Fakat oraya ulaşana kadar belirsizlik teorisiyle yaşanmak zorunda kalınacaktır. Bu sebeple belirsizlik teorisi vardır, caridir lakin içinde bulunulan seviyenin gerçekliğidir.
Kuantum teorisi mikro düzeyde, kozmoloji ise makro düzeyde, fizik alanın metafizik alan ile temas ettiği noktaya yaklaşmıştır. Nihayet Necip Fazıl’ın yıllar önce söylediği gerçekleşmiştir; “Burnu değdi burnuma yok’un”. Büyük mütefekkir, binlerce bilim adamının binlerce yıldır aradığını bir mısrada ifade edebilmiş olmakla iltifatların büyüğünü hak etmiştir.
Fizik biliminin kuralları ile ilerleme imkânı azaldı. Fizik bilimi temellerinden sorgulanmalı veya metafizik bilimler kurulmalıdır. Fizik bilimler her ne kadar sorgulansa ve yeni anlayış ve kavrayışlar getirilse dahi, metafizik bilimlerin kurulması zorunluluğu ayrı bir gerçeklik ve gereklilik olarak kendini empoze etmeye başlamıştır.
Fizik bilimlerin, metafizik alana yaklaşmasından dolayı teorik fizik yavaş ilerlemeye başladı. Fizik bilimler, metafizik alandan her ne kadar alan çalmaya ve fizik alana taşımaya çalışsalar da bu durum imkansıdır. Fizik bilimleri ilerleyebilmek için sürekli kendinde devrimler yapmak durumunda kalacaktır. Fizik bilimlerine bu günkü haliyle insanlığın ihtiyacı olduğu doğru, fizik bilimlerinin şimdiki niteliklerinin temelden değiştirilmesi sağlıklı olmaz. Zira fizik bilimleri, fizik alanda kendisine şiddetle ihtiyaç duyulan büyük bir boşluğu dolduruyor. Bu sebeple fizik bilimlerinde büyük ve köklü değişimler ve devrimler yapmak yerine METAFİZİK BİLİMLERİN KURULMASI GEREĞİ DAHA CİDDİ OLARAK DÜŞÜNÜLMEYE BAŞLANMALIDIR.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir