MEKAN VE VARLIK

MEKÂN VE VARLIK
Mekân kelimesi sadece lügat anlamıyla dahi varlığı anlatmaya kâfidir. Mekân, imkân alanıdır. İmkân alanı varolabilmek için gerekli olan zemindir.
Mekân saf haliyle harekete geçmez veya varlığın vücut bulmasını temin etmez. Fakat mekân saf haliyle vücut bulması mümkün olan tüm varlıkların kodlarına sahiptir ve bunu varoluş sürecini başlatacak etkiyi alana kadar muhafaza eder.
Mekânın, varlığı kompoze edici özelliği vardır ve idrak ile dikkat bu özellikte yoğunlaşmakta ve orada kalmaktadır. Varlığı kompoze edici özelliği aslında terkip edici özelliğinin yansımasıdır ama bu özellik dikkatlerden kaçar. Terkip edici özelliği ise aslında varoluşun kendinde gerçekleşmesine imkân veren özelliğinin yansımasıdır.
Mekânın idrak ve dikkatten uzakta kalmasının iki sebebi var. Varlığın yoğunluğu ve zaman ile temas halinde olması…
Varlığın yoğunluğu dikkati kendinde toplar ve mekânı idrakten uzak tutar. Kâinattaki varlık sayısının hesaba sığmaz çoklukta olması insan idrak ve dikkatini mekândan uzaklaştırır. Zaten mekânın gözle görülmesi imkânsız olduğu için, idrak edilmesi müstesna bir dikkate bağlıdır.
Mekân, zaman ile temasa geçtiğinde, varlık meydana gelmiyorsa eğer (teğet temas halinde) varlığa etki de etmiyordur. Buradaki etkisizlik, varlığın etkilerine müsaade ettiği için dikkatten kaçmasını temin ediyor. Oysaki saf mekânda hareket eden bir varlığı müşahede edebilseydik eğer, diğer varlıkların etkilerinden de kurtulduğu için hareketin özelliklerinden mekânı fark edebilecektik.
Mekânın idrak ve dikkatten kaçması, onun varlık ile ilişkisinin de anlaşılmasına mani olmaktadır.
Varlığın zaman ile ilgisi, mekân ile ilgisinden daha fazla dikkatimizi çeker. Oysa varlık, mekân ile daha fazla irtibatlıdır. Zamanın varlık üzerinde varoluş sürecini hareket geçirici etkisi olduğu doğrudur ama varlık mekânın muhtevasında zamandan önce vardır. Bu sebeple mekânsız varlıktan bahsetmek kabil olmayacak fakat zamansız varlıktan bahsetmek kabil olabilecektir.
Mekân, varlığın ana rahmidir. Mekân olmadan varoluş sürecinin çalışmayacağı veya harekete geçmeyeceği anlaşılabilir bir durumdur.
Zamansız varlıkların saf varlıklar olduğu (olması gerektiği) malumdur. Zira zamansız varlıklar varoluş sürecinin dışındadırlar. Varoluş sürecinin içinde olan ve varlığını bu sürece borçlu olan varlıklar mekân kadar zamana da ihtiyaç duymaktadırlar. Saf (katışıksız) varlıklar, terkibi bir bünyeye sahip olmadıkları için varoluş sürecine mahkûm değildirler.
Aslında varlık, zaman ve mekân bahislerinin anlaşılmasının en kestirme yolu, zamansız varlıkların tetkikidir. Zira bu varlıkların anlaşılması halinde varlığın hakikati ele geçecek, zaman ve mekânın saf müşahedesi mümkün ve mahiyetleri idrak edilebilecektir. Ne var ki, insan idraki terkip ve tahlil ile maluldür ve terkibi bir bünyeye sahip olmayan hiçbir varlık ve konuyu anlama iktidarında değildir.
Zamansız varlığın kendisi saf mekânda gezinebilme ve zamanı yukardan müşahede edebilme imkânına sahip olduğu için, insanın bu varlıkları idrak imkânı olmasa dahi tecelli ve tezahürlerinden onlar üzerinde bazı çalışmalar yapmasında fayda var.
Başka bir zaviyeden bakıldığında, zamansız varlıkların bildiğimiz insan idrakinin dışında bir idrak hassasına sahip olması ihtimali vardır ve bu idrak imkânını kullanmanın yolları bulunmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir