MISIR NEREYE GİDİYOR?

MISIR NEREYE GİDİYOR?
Mısır, tarihinde ilk defa çok partili serbest seçimlerle Cumhurbaşkanını seçti. Yaklaşık bir buçuk yıllık sürecin sonunda meclis ve cumhurbaşkanı seçimleri tamamlandı. Ne var ki geçtiğimiz günlerde meclisin feshi manasına gelen yüksek mahkeme kararı ile ordunun militarist diktatörlük kuran kararları, demokratik süreç mi yoksa başka bir süreç mi olduğu hususunda tereddütler doğuruyor.
Baştan başlayalım. Mısır’da yoğun ve kalabalık halk ayaklanması ile diktatör devrilmişti. Ordu diktatöre destek vermediği ve halka namlu çevirmediği için diktatörün düşmesi, hem kısa zamanda hem de nispeten kansız şekilde gerçekleşmişti. Diktatörlerin devrilmesi, umumiyetle kanlı olur, Libya ve Suriye misalinde olduğu gibi… Mısır’daki can kaybı, muadillerine göre beyaz devrim mahiyetine sahipti. Diktatörün devrilmesinden başka ne olmuştu? İşte bu sorunun cevabı yok… Bir cevap vermek gerekirse, şu; hiçbir şey olmadı. Problem de tam bu noktada yoğunlaşıyor.
Diktatörlükler, “tek adam yönetimi” olduğu için, diktatörün alaşağı edilmesi devrimin tamamlandığı zannını oluşturuyor. Oysa Mısır, yaklaşık doksan milyon nüfusa, bir milyon kilometrekarelik arazisiyle büyük bir ülke… Mısır’ın büyüklüğünün esas sebebi ise nüfus ve coğrafi konumuyla birlikte fakat onlardan daha önemli olan Arap alemindeki “merkezi mevzisi”dir. Bu büyüklükteki bir ülkede, siyasi rejim ne olursa olsun (diktatörlük de dahil) devlet içinde çok sayıda güç merkezi vardır.
Eski rejimin güç merkezleri tasfiye edilmedi. Baştaki diktatör, her ne kadar tek adam olsa da, ülkedeki güç merkezlerinin koalisyonunu temsil eden adamdır. Diktatörün alaşağı edilmesi, onu ayakta tutan koalisyonun temizlendiği manasına gelmez. Her ülkede mevcut olan iktidar koalisyonuna Mısır özelinde baktığımızda gördüğümüz manzara şu;
Siyasi rejim güçlerini, halk ayaklanması ve diktatörün devrilmesi sürecinde kullanmadığı için, zinde şekilde muhafaza ediyor. Güç merkezleri, rejimi muhafaza etmenin, ancak diktatörü teslim etmekle mümkün olacağını, aksi halde halk ayaklanmasının tüm rejimi yerle bir edeceğini erken gördüğü için, Mübarek’i hızlı şekilde teslim etti. Verilen kellenin büyüklüğü, halkı teskin etti. Ordunun başını çektiği siyasi rejim, halkın aldığı kelleyi hazmetmesi için geçen sürede yeni koalisyon denklemini kurdu.
Diktatörlükte iki iktidar koalisyon denklemi vardır, bunlardan biri gizli diğeri ise açıktır. Diktatörlük, özü itibariyle denetime imkan vermediği için, gizli iktidar koalisyonunu bilinmez ancak uygulamalardan farkedilir. Açık iktidar koalisyonu ise ülkede herkes tarafından bilinir. Diktatörlüklerdeki gizli iktidar, diktatörler için mecburiyettir çünkü kendi halkına dayanmamakta, kendi halkına zulmetmemektir. Bu sebeple gizli iktidar (dış iktidar koalisyonu) ihtiyacı hat safhadadır.
Mısır’daki siyasi rejimin “açık diktatörlük şekli” bitti. Halkın süreci devam ettirmekteki iradesine bakıldığında, açık diktatörlük şeklinin geri gelmeyeceğini düşünmek yanlış olmaz. Siyasi rejim, yaptığı mahirane manevra ile diktatörün kellesini halka teslim edip kendini muhafaza etti. Fakat artık açık diktatörlük şekli bittiği için, ikinci safhaya geçildi ve “vesayet rejimi” kurulmaya çalışılıyor. Vesayet rejiminde iktidar denklemi üç adettir; gizli iktidar denklemi, vesayet denklemi ve konu mankeni iktidar…
Gizli iktidar denklemi aynı şekilde duruyor. ABD, AB, İsrail gibi olağan şüphelilerden kurulu dış iktidar denklemi kendini muhafaza ediyor. Şimdi merak edilen, vesayet denklemi ve konu mankeni olacak açık iktidar denklemi nasıl kurulacak?
*
Gizli iktidarlar, işgal unsurlarıdır. Gizli iktidarları tasfiye edemeyen ülkeler, bağımsız olamazlar. Diktatörlükler ve vesayetçiler ise “yerli işgalcilerdir”. Bunlar da tasfiye edilmeden bir ülkenin bağımsız olması mümkün değildir. Zaten bu iki iktidar birbirinin parçasıdır ve asla ayrı ayrı varolamazlar. Halkların harekete geçtiği bu günün dünyasında ise bu ikisi birbirine sırtını döndüğü andan itibaren mutlaka yok olurlar.
Mısır’daki siyasi rejim, üçlü iktidar modeline aşina olmadığı, bu konuda tecrübe birikimi bulunmadığı için, “vesayet rejimini” çok acemice kurmaya çalışıyor. Vesayet rejimi, kurulması ve devam ettirilmesi en zor olan rejim şeklidir. Bir taraftan halka, açık iktidarın “muktedir” olduğunu göstermek gerekiyor diğer taraftan açık iktidarın “konu mankenliği” yapmasını sağlamak… Bunu yapabilmek ise ciddi bir tecrübe birikimi ve yüksek idare mahareti istiyor. İletişim araçlarının günümüzdeki gelişmişlik seviyesinde ise bu işi yapmak neredeyse imkansız hale geldi.
Devşirme iktidar kadroları bulsalar bile, halkı aldatma imkanları kalmadı. Ülkenin coğrafi büyüklüğü ile nüfusu her ne kadar mütenasip olsa da, topraklarının ciddi bir kısmının çöl olması ve iskan dışı bulunması, demografik yapıda ciddi bir yoğunluk oluşturuyor. Gerçekten toprağı Türkiye’den büyük olmasına mukabil, Türkiye’nin iskan sahasından daha az iskana elverişli toprağının olması, nüfus yoğunluğunun bizden yaklaşık iki kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Nüfuz yoğunluğunun yüksek olması, hızlı şekilde kalabalık kitle gösterilerini mümkün hale getiriyor. Kahire’deki günlük yaya trafiği bir an dursa ve aynı merkeze yönelse, bir-kaç dakika içinde milyonluk kitleler meydana gelir. Bu özellik, sivil direnişin ve devrim sürecinin önlenmesini imkansız kılar. Önemli olan, halkın, devrim sürecini devam ettirmekte ısrarlı ve dirayetli olmasıdır. Meseleye bu cihetten bakıldığında, ordunun son günlerde ilan ettiği sıkıyönetim gibi uygulamalarla bir yere varması mümkün değildir. Vesayet rejimi devşirme iktidar oluşturduğunda, halk, o iktidarı da devirmek iradesine sahip hale gelmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir