MİT VE HUKUK
İstihbarat, tabiatı gereği problemlidir. Gizlilik, başlı başına bir problemdir. Bir de istihbarat faaliyetlerinin “hedef kitle” tespiti içinden çıkılmaz türden bir problem teşkil ediyor.
İstihbaratın hedef kitleye yönelik faaliyetleri, ahlaksızlık batağına gömülmüştür. Temas kurduğu insanlarda, içine girdiği içtimai bünyelerde ilk olarak “itimadı” imha eder. İtimat, hayatın altyapısıdır. Bir cemiyet çökertilmek istendiğinde, itimadın imha edilmesi yalnız başına kafidir.
Bir iş ve faaliyet çeşidinin tabiatı uygun olabilir ama o iş ahlaksızlığa vasıta kılınabilir, istismar edilebilir. İstihbarat ise tabiatı gereği ahlaksızlıktır. Bu sebeple “iyi” olanın istismar edilmesine mani olmak değil, “kötü” olanın “iyi” kılınabilme şartlarını aramak gerekiyor. İstihbaratın problem derinliği bu noktadadır.
İstihbaratın “doğru” ve “uygun” olması hedef kitle tercihini yaparken kullandığı ölçülerde gizlidir. Hedef kitle tercihinin yanlış yapılması halinde tüm istihbarat faaliyetleri hukuksuz ve ahlaksızdır. Faaliyetlerin kanuna uygun olmasının hiçbir ehemmiyeti yoktur.
Hedef kitle tercihi, tabiatı ahlaksızlık olan istihbarat faaliyetini, “ahlaklı” kılabilmelidir. Hedef kitle seçimi yanlış yapıldığında, ahlaksızlığın en ağır ve derin tezahürü ile karşı karşıyayızdır. Bu noktadan sonra istihbaratın iyi mi kötü mü olduğunu tartışmak mümkün değil.
İstihbarat servislerinin “hedef kitle” tercihlerinde hiçbir ölçü olmadığını biliyor musunuz? Hiçbir istihbarat servisi bu ithamı kabul etmez fakat her istihbarat servisi bu durumdadır. Hedef kitle seçiminde sahip oldukları kriterler sadece “istihbaratın gereklerini” ihtiva eder. Bunu da hedef kitle seçimindeki ölçülülük zannederler. Oysa hedef kitle seçimindeki birinci tercih ölçüsü, ahlaktır. Ahlaki uygunluk var mıdır yok mudur? Çünkü istihbarat faaliyeti, her halde zararlıdır. Bu faaliyet ile elde edilen “faydanın”, meydana getirdiği “zarardan” daha fazla olması istisnadır. İstihbarat da zaten bu istisnanın peşine düşmelidir.
Hayattaki istisnalar için istihbarat servisleri gibi dev ve güçlü örgütler kurulur mu? Bırakın istihbarat servislerini orta büyüklükte açık teşkilatlar ve müesseseler kurulur mu? Öyleyse istisnanın kaide haline geldiği bir vasat olmalıdır.
İstisnanın kaide haline geldiği vasat var. “Düşman” kitle… Hedef kitle seçiminde dikkat edilecek nokta, umumi manada bu mefhumda toplanır. Düşman… Düşman, zarar görmesinde endişe edilmeyen, aksine zarar görülmesi veya zarar verilmesi arzu edilen unsurlardır. Fakat istihbarat o kadar ağır zararlar verir ki, düşman kitlede bile bazı ölçülere riayet etmek gerekir.
Hedef kitlenin, düşman kitle olması kafi değil, düşman kitlenin içinde size zarar vermesi kuvvetle muhtemel olan bünyelerdir. Bu sebeple “düşman kitle” tabiri değil, “hedef kitle” tabiri kullanılması doğrudur. Size açık veya gizli şekilde savaş açmış olması gerekir ki istihbarat faaliyetlerinin hedef kitlesi haline gelsin.
Açık savaş ilanında bir problem yok. Gizlice savaş açmış olması (size karşı düşmanca faaliyetler içine girmesi) ihtimali fevkalade zor bir konudur. Gizlice savaş açmış olan kitleyi, açık bilgi kaynaklarından anlamanız kabil değil. İstihbarat faaliyetleri neticesinde size karşı savaş açmış olup olmadığı anlaşılır. İşte bu nokta tam bir paradokstur. İstihbarat faaliyetine konu etmediğiniz bir kitlenin size savaş açıp açmadığını anlayamazsınız, oysa istihbarat faaliyetinin konusu (hedef kitlesi) haline getirmeniz için düşmanca faaliyetler içine girmiş olması gerekir. Bu paradoks, istihbarat servislerinin en büyük problemi olduğu kadar, aynı zamanda en geniş hürriyeti temin eden gerekçedir.
İstihbarat servisleri bu paradokstan beslenir. Ve bu paradoks, hukukla (hukuki tanzimle) halledilebilecek bir problem değildir. Hangi kanunu yaparsanız yapın, istihbarat servislerinin önünüze koyduğu dosyaya hayır deme şansınız yok. İstihbarat servislerinin kanuna aykırı işlemi olmaz. Önünüze konulan dosya, en radikal kararları bile almanız için kafidir. Önünüze konulan dosyada şu yazar; “filan gurubun terörist veya düşmanca faaliyetler içinde olduğundan şüpheleniyoruz”. Bir gurubun düşmanca faaliyet içinde olduğu hususunda rapor hazırlayabilecek olan sadece istihbarat servisleridir. Başka bir müessese veya teşkilattan bu hususta rapor alır mısınız? Bu durumda istihbarat servislerinin kanunsuz işi olur mu?
Problemi çözmenin yolu olarak, istihbarat servislerinin sayısını artırmak ilk akla gelen çözümdür. Aşağı yukarı her ülke de bunu denemiştir. Fakat netice daha vahim ve ağır olmuştur. Birden fazla istihbarat servisi olduğunda önünüze birden fazla rapor gelecektir ki, hangisin seçeceğinizi nasıl bileceksiniz? Birbirleri hakkında gelen raporlar ise hiç içinden çıkılır gibi değil.
*
Herkes ukala tavırlarla MİT soruşturması ve yeni çıkan kanunu tartışıyor. Teklifiniz ne? Kimse bu soruyu sormuyor veya bu soruya tedavül imkanı sağlamıyor. Niye? Çünkü kimsede cevap yok. Olmaz da… Bu meselenin hukuki çözümü yok ki, insanların kanun teklifinde bulunması mümkün olsun. Herkes sahip olduğu ezberler üzerinden zırvalıyor. Tamam, çok açık hukuk ihlalleri tespit edilebilir ve bunlar cezalandırılabilir. Fakat mesele bundan ibaret değil ki. Meselenin özü problemli…
*
Kemalist siyasi rejimin bu ülkedeki en büyük tahribatı, ahlakın imhasıdır. Hukuk ile çözülemeyecek birçok konu, ahlak ile çözülebiliyordu. Ne yapacaksınız şimdi? Teorik konuşmalar yapmak kolay, “denetim altında tutulsun”, “yargı denetimine açık olsun”, “dokunulmaz kılınmasın” vesaire… Teorik olarak doğru… Fakat uygulamaya gelir misiniz? Nasıl yapacaksınız? KCK içine sızmışlar, sızmasınlar mı? Görev sınırlarını aşmışlar, tamam aşmasınlar. Fakat nasıl? Namlunun gölgesinde iş yapan adamlar hakkında plazalarda karar vermek kolay. Görev sınırından nasıl kalsın adam? Görev sınırını aşması gerektiğinde şöyle mi desin, “bir dakika arkadaşlar, ben MİT mensubuyum, bana bu işi yaptıramazsınız”. Nasıl olacak bu iş, bir söyleyin de anlayalım.
MİT’i kendimi bildim bileli sevmem. Biz Müslümanlar cumhuriyet kurulduğundan beri MİT’in hedef kitlesindeyiz. Akparti iktidar da olduğu için MİT’e dost olacak da değilim. Fakat istihbarat denilen iş, teorik olarak benim de meselem. Bu rejimi benimsememiş olmam, arzu ettiğim devlette istihbarat servisinin olmamasını gerektirmez. Nasıl çözeceğiz bu problemi?
*
Şimdi daha iyi anlaşılıyor mu, “iç istihbarat” denilen işin ne kadar problemli bir konu olduğu? İç istihbarat demek, “iç düşman” demektir. İç düşman demek, milletin bir kısmını düşman ilan etmektir. Kemalist siyasi rejim ise milletin en az yüzde seksenini “iç düşman” ilan etmişti. Türkiye’deki istihbarat (cumhuriyet dönemi servisi) sadece içeriye çalışırdı. Çünkü düşman(!) içerdeydi. Seksen yıllık teşkilat tecrübesi bu merkezde oluştu. Tabii olarak alışkanlıklar, birimler, çalışma usulleri vesaire her şey iç düşmana göre tanzim edilmişti. Değiştirebilirseniz değiştirin. Milletine karşı örgütlenmiş bir devlet, milletini iç düşman ve hedef kitle olarak kabul eden bir istihbarat… Toptan yıkıp yenisini kurmaktan başka bir yol açılamıyor bir türlü, anlayın artık.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir