Modern Çağın Fikir Katili, Liberalizm

Her insanın istediği gibi inanabileceği, istediği gibi yaşayabileceği, istediğini istediği gibi yapabileceği zihni organizasyona (aslında zihni serkeşliğe) liberalizm mi diyoruz? Ferdi, herhangi bir kuralın sınırlandırmamasına veya sınırlandırmaması gerektiği düşüncesine mi liberalizm diyoruz? Her şeyin ferdi gerçeklikte toplandığı, ferdi gerçekliklerin harmanından cemiyetin meydana geldiği hayat kavrayışına mı liberalizm diyoruz? Ferdi gerçekliklerin toplamından meydana gelmiyorsa, cemiyeti de inkar veya reddetmek lüzumuna mı liberalizm diyoruz? Hiçbir ferdi ölçü aramaksızın ferdi kendi haline bırakmaya, dolayısıyla içtimai ölçü aramanın da totaliter yaklaşım olduğuna inanmaya mı liberalizm diyoruz?
Kadimden beri bilinir ki, ferdin hayatı inşa etme kudreti yoktur. Hayat, cemiyet ile kaimdir. Hayatı mümkün kılmayan gerçeklik, hangi “kıymeti” üretebilir veya hangi kıymeti muhafaza edebilir veya hangi kıymete hayatiyet kazandırabilir? İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir fikir üretseniz, hayat bulmadıktan sonra ne kıymeti olabilir? Mücerret manada kıymetli olduğu doğru ama bu kıymeti kim bilir? Kimsenin bilmemesi kıymetini azaltmaz denirse, azalmayan o kıymetin ne faydası var? Faydalanmayanlar utansın derseniz haklısınız ama fikrin tatbik alanı cemiyet değil midir? O olmadığında yani fikir tatbik edilmediğinde yani fikir hayat bulmadığında, “muhteşem fikir” olduğunu nasıl test edeceksiniz ki, fikir mi vehim mi olduğu ortaya çıksın…
Ferdin kıymetini inkar mı ediyoruz? Asla… Ferdi gerçekliği ret mi ediyoruz? Asla ve kat’a… Hele hele fikrin cemiyetten değil, fertten zuhur ettiğini hususen biliyoruz. Fakat cemiyette mayalandığını ve tekamül ettiğini de biliyoruz. Ferdin kıymeti ve ferdi gerçeklik, cemiyetin ve hayatın motor gücüdür. Tabi ki motor otomobilin en önemli parçasıdır fakat cemiyet, motor da dahil otomobilin tamamıdır. Direksiyon olmadan otomobili kullanamazsınız veya teker patladığında otomobil gitmez ya… Ya da motoru otomobilden söküp ortaya koyduğunuzda garip ve manasız bir varlık olarak kalır ya…
Neden bahsediyoruz?
Fert ile cemiyet arasındaki efsunlu irtibatı keşfeden ve tılsımlı muvazeneyi kuran bir anlayış değil mi aradığımız? Ferdi cemiyete, cemiyeti ferde rapteden… Ferdi üretici amil, cemiyeti ise buna muhafız kılan… Ferdin taşkınlığını ve sapkınlığını cemiyet harmanında öğüten… Cemiyet şirazesinden çıktığında, kahramanlığın, ferdi gerçeklikle mümkün olduğunu hatırlayan ve cemiyetin karşısına kahramanları diken… En netice, birini diğerine feda etmeyi gerektirmeyecek anlayışın tohumu olan mütekamil kıvamı keşfetmek…
Bunu bulamazsak, bulamamışsak neler olur? Bakalım, neler oluyormuş?
“Ben böyle düşünüyorum”. “Sana ne benim nasıl düşüneceğimden”. “Sen bu hakkı nereden alıyorsun”. “Herkes istediği gibi düşünebilir, sen hangi yetkiyle nasıl düşüneceğimi söyleyebilirsin?”. Bu ve bunun gibi sayısız ukalalık piyasayı işgal etti. Bu tür yaklaşımlar çok “sağlam” gibi görünüyor. Hakikaten bir insanın başka bir insana “nasıl düşüneceğini söyleme hakkı” olabilir mi? İçinde bulunduğumuz devirde bu soruya verilen cevap, hem de refleks halinde, HAYIR… Fakat mesele bu kadar kolay halledilebilir cinsten değil.
Bir misal…
Bakkal müşteriye kilosu iki liradan iki kilo elma tarttı ve poşete koydu. Müşteri borcunu sorduğunda, beş lira cevabını verdi. Müşterinin, “kilosu iki liradan iki kilo elma dört lira eder, niye beş lira istiyorsun” itiraz ve sorusuna karşılık bakkal, “sen iki kere ikinin dört ettiğini düşünüyorsun da ondan, ben iki kere ikinin beş ettiğini düşünüyorum” diye cevap verirse ne olacak? Aynı bakkal, mal aldığı toptancıya malın bedelini ödemek için iki kere ikinin üç ettiği düşüncesiyle hesap yaparsa buna mani olacak nedir? Böyle şey mi olur, satarken beş eden alırken nasıl üç eder mi diyorsunuz? Böyle diyorsanız, bakkalın nasıl düşünmesi gerektiğine müdahale etmiş olmuyor musunuz? Ama bu apaçık çifte standart mı diyorsunuz? Ben de tam ondan bahsediyorum. Bu misalde apaçık görülen çifte standart (aslında standartsızlık), hayat değil, kaos üretir. Her insan her istediği düşünceye sahip olabilir mutlaka… Fakat ölçü şart… Ferdi ve içtimai hiçbir ölçü olmaksızın her insan istediği şekilde düşündüğünde ortaya çıkan durum, ölçü katliamıdır. Ölçü… Fikrin diğer adı…
Liberalizmin ne olduğunu bilmiyorum. Çünkü liberalizm, kendini bile tarif edemeyecek çapta bir “dağınıklıktır”. Liberalizmi bilmiyorum zira liberalizm kendini bilmiyor. Kendini bilmeyeni, bilme imkanı yok. Kendini bilmediği için bilemediğimiz liberalizmin neticelerini biliyoruz. Önce “fikir” nam kıymeti imha etti, sonra “ölçüyü” yok etti, en sonunda dünya görüşlerini katletti.
“Ben böyle düşünüyorum” tavrı, hiçbir ölçü, nispet, kıyas, mihrak, üslup, çerçeve gerektirmez. Doğru-yanlış cetveline ihtiyaç hissettirmez. Hakikat arayışını ilzam etmez. İnsanı tezada düşme endişesinden azade hale getirir. Bütün bunları kaldırdığınızda tefekkür faaliyeti gerçekleşmez ve ortaya fikir çıkmaz. Fikir kalmadığında, herkes fikir adamı olur. Çünkü fikrin ölçüsü yoksa fikir adamı olmanın da kıstası yoktur. Fikir adamı olmayanların, “ben o konuda böyle düşünüyorum” diyebileceği tek piyasa, liberal piyasadır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir