MURAT BELGE’NİN İDEOLOJİK NOTLARI

MURAT BELGE’NİN İDEOLOJİK NOTLARI
Murat Belge, biraz düşünebilme istidadı olan, düşünme çabasında görünen, bilgiler arasında bazı irtibatları kurabilen birisidir. Doğrusu Taraf gazetesindeki, Ahmet Altan da dahil en “derin” entelektüeldir. Bu özellikleri dolayısıyla önemlidir.
Bilgiler arasında bazı irtibatları kurabilen veya görebilen biridir ama çok sığı ve sathidir. Türkiye’de umumiyetle fikri derinlik ile mantık örgüsü birbirine karıştırılır. Murat Belge de bu kuraldan istisna değil.
13.10.2012 tarihli, “İdeoloji üstüne notlar” başlıklı yazısında, sığ tespitlerin numune cinsinden misalleri mevcut. “Dini ideoloji ve milli ideoloji… Bunlar iki “kapalı” ideolojilerdir. Onları kapatan, kapalı kılan şey de, getirdikleri çok güçlü “biz” kavramıdır; bu kimlik sorunudur”. Oysa bir din veya dünya görüşü özü itibariyle mensuplarında “biz” duygusunu inşa edebildiği nispette başarılıdır. Bunu öncelikle başarmalıdır, bunu başaramadığında zaten içtimai ciheti eksik kalmış demektir. “Biz” mefhumunu mensuplarına kazandırması, hukuki, ahlaki, içtimai, siyasi altyapı kurmanın ilk safhasıdır. “Biz” aynı hukuka inanmakla, adaletin kaynağını tespit etmiş oluruz, aynı ahlaka inanmakla, içtimai çerçeveyi tayin etmiş oluruz, aynı adab-ı muaşerete inanmakla, hayatın nezaketini ve nezahetini kuşanmış oluruz. “Biz” duygusunu mensuplarında inşa edemeyen din veya dünya görüşü, kendini tatbik etmek için ihtiyaç duyacağı temeli atamamış demektir.
Murat Belge, çok sayıda “bizler” (yani ideolojiler) olmasından kaynaklanan içtimai bünye farklılıklarını tenkit ediyor. Birden çok “biz” varsa, “biz”in birisi, diğer “biz”leri ötekileştirir anlamında tespitler yapıyor. “Dışlayıcı bir bizdir bu. İçlediğini mutlak değerle donatır; dışladığını, ötekileştirdiğini ise hiçleştirir”. Bu tespitlerin doğru olduğu bir iklim var, o da batıdır. Batıda, felsefi gelenekte bu derecede, bu derinlikte ideolojik yarılmalar vardır, misalleri tarihte çok görülmüştür, en yakını Sovyetlerdeki komünist tatbikatta on milyonlarca insan katledilmiştir. Murat Belge’nin düşünce dünyası batı angajmanlıdır. Batı tek kaynaktır, hem fikri-felsefi anlamda hem de tarih ve hayat gerçekliğinde. Batıdaki ideolojik formlarda gördüğünü Türkiye’de İslam ile ilgili aynen kullanıyor. Türkiye’de, yani bir Müslüman ülkede yaşayan ama din ile ilgili bilgilerini batıdan elde eden, bunu da hiç dert edinmeyen Murat Belge, farkında olarak veya olmayarak İslam ile Hıristiyanlığı aynileştiriyor, bunu yaparken de İslam’a ağır bir hakaret ve iftirada bulunuyor.
“Öteki, hemen nesneye dönüşebilir, hemen insansızlaşabilir. Onu öteki ilan eden bize, onun üzerinde her türlü tasarruf hakkı doğar. Duruma göre ona ister işkence yapar, ister öldürürsünüz. Bunun için vicdan azabı duymanız gerekmez”. Bu ifadeleri İslam için kullanan birisi, İslamofobinin fikri çeşidine sahiptir. İslamofobinin çeşitleri var, birisi psikolojik İslamofobi, ikincisi siyasi İslamofobi, üçüncüsü İdeolojik İslamofobi ila ahir. Murat Belge’nin ki, üçüncüsündendir.
Batıda ve felsefi gelenekte, “biz” oluşturulduğunda diğer insanların haklarını koruyacak bir ruhi, ahlaki, siyasi, içtimai, hukuki mekanizma üretmek mümkün olmuyor. Zira felsefe, “biz” mefhumunu hiçbir manevi altyapıya oturtmuyor, diğer insanları, insan olarak görecek, haklarını koruyacak, onlara itina gösterecek ruhi kaynağa sahip değil. Özellikle de materyalizmin ve pozitivizmin hakim felsefi renk haline geldiğinden beri durum tam olarak bu. Batı bu problemi çok ağır şekilde yaşadı ve büyük bedeller ödedi, hala da ödemeye devam ediyor. Ekonomik krize dikkatlice bakın, birbirlerini hiç umursamıyorlar, hala birbirini sömürme derdindeler.
“Biz” merkezleşmesi, kaçınılmaz olarak diğer insanları ötekileştirir. Felsefi gelenek bunun çaresini üretememiştir, üretmek için çaba da göstermemiştir. Batının, “biz” merkezleşmesine ödediği ağır bedeller, biraz akıllanmalarına sebep olmuş ve “insan hakları” gibi bir yaklaşımı, fikri, ahlaki sebeplerle değil, ödedikleri on milyonlarca can bedeliyle geliştirmiştir. Ne var ki “insan hakları” yaklaşımı, sadece batıyı ifade etmekte, batı dışındaki hiçbir coğrafyada tatbik edilmemektedir. Dolayısıyla batının “insan hakları” doktrini, “biz” merkezleşmesini ortadan kaldırmamış, sadece “biz”in alanını genişletmiş, batıyı ihtiva eder hale getirmiştir. Öyleyse önümüzde ciddi bir problem var, “biz” merkezleşmesinden kurtulmak kabil olmuyor, bu merkezleşme gerçekleştiğinde ise çok ağır maliyetler ödeniyor. Nerede? Batı kültür ikliminde… Murat Belge ve benzerleri, batıyı insanlığın tek mecrası olarak kabul ettikleri için, bu tespiti batı için yapmazlar. Zaten batıyı insanlık değerlerinin tek merkezi, batı tarihini de insanlık tarihi olarak görmek, başka tür bir “biz” üretmektir. Nedense Türkiye’deki batıcılar bunu da anlamazlar.
Batı ikliminde meydana gelen “biz” merkezleşmesinin tehlikeleri, batının düşünce kaynağı olan felsefe ve felsefi metot ile giderilemez, giderilememiştir. Murat Belge, çok sathi şekilde (kendisi çok derin zannediyor), “biz” merkezleşmesinin zararlarını giderecek bir felsefi imkan olmadığı için, bu tür fikri ve içtimai merkezleşmeye savaş açıyor. Oysa “biz” oluşumu, içtimai bünye inşasıdır, buna savaş açmak, insanlığa ve hayata savaş açmaktır. İçtimai bünyeleşmeler olması cemiyet teşekkül etmez, cemiyet teşekkül etmezse hayat dağılır. Kaldı ki, “biz”i kaldırdığınızda yerine “ben”i koyuyorsunuz, bu durumda diğer insanları ötekileştirmekten kurtulduğunuzu mu zannediyorsunuz?
Felsefenin asırlarca çaresini bulamadığı bu hastalık, İslam irfanında baştan beri var. Fakat Murat Belge ve benzerleri, yanıbaşlarında yaşanan İslam’a kör ve sağırdır. Batıda yoksa, İslam’da olma ihtimali sıfırın altında görünür onların gözüne.
Bir din veya dünya görüşünün, “biz” ile diğerleri arasındaki münasebeti sıhhatli şekilde kurması, diğerlerini ötekileştirmemesi, onları insan kabul etmesi için, onların haklarını “kendi bünyesine” alması gerekir. Ötekileştirme meselesi, dünya görüşlerinin, kendilerine inanmayan insanlarla ilgili kural vazetmemesidir. Haklarında kural vazedilmemiş olan insanların haklarının korunması güç dengesine kalmış demektir.
İslam, başka din ve dünya görüşü mensuplarının hak ve hürriyetlerini, kendi muhtevasına dercetmiş, onların haklarını gaspetmeyi kendi hukukunun ihlali olarak tespit etmiş tek din ve dünya görüşüdür. İslam, başkalarının haklarına riayeti, kendini kabul şartları arasında saymakla, yani doğrudan kendi kuralları olarak kabul etmekle, onların haklarını en derin şekilde muhafaza altına almıştır. Bir insan, Kur’an-ı Kerim’de mevcut olan Müslümanların haklarıyla ilgili Ayet-i Kerime’yi inkar ettiğinden İslam’dan nasıl çıkıyorsa, gayrimüslimlerin hakları ile ilgili Ayet-i Kerime’yi inkar ettiğinde de İslam’dan çıkar. Böyle bir garanti hangi din veya dünya görüşünde var?
Müslüman memleketinde İslam hakkında bu kadar ağır bir cehalet, tahammül edilir gibi değil. İslam’ı öğrenip öğrenmemek değil bahsettiğim, adam ateisttir ve İslam’ı öğrenmek istemez, bunu anlarım. Fakat İslam ile ilgili hüküm cümleleri kurmaya başladığında, İslam cahilliğinin hiçbir mazereti kalmaz. Ya cahilliğini gidereceksin veya o konuda kalem oynatmayacaksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir