MÜREBBİYELİK MÜESSESESİ

MÜREBBİYELİK MÜESSESESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Osmanlıda sıhhatli ve muhkem aile müessesesi vardı, bu sebeple mürebbiyelik meselesi müesseseleşmemiş, ayrı bir ilim sahası haline gelmemişti. Aile müessesesi o kadar muhkem ve o kadar geniş bir sahaya şamildi ki, annesi vefat eden çocuğun ninesi veya teyzesi onun yerine ikame edilirdi, babası vefat eden çocuğun dedesi veya amcası onun yerine ikame edilirdi. Dede ve nine zaten ailenin ferdiydi, onlara ek olarak amca ve hala, dayı ve teyze de aile efradındandı. Annesi vefat eden çocuğun ne olacağı konuşulup kararlaştırılmazdı, teyzesi varsa… Tabii olarak teyzesi onun annesiydi. Keza amcası da babasıydı. Hatta Anadolu’da kirvelik müessesesi, dede ve amcası da olmayan çocuklar için bir tedbirdi.
Büyük aile çözüldü, büyük ailenin çözülmesi ve dağılması, ahlak ve adap, ilim ve irfan intikalini kısırlaştırdı. Çekirdek aile, milletin müktesebatını intikal ettirmekten acizdi. Zira müktesebat, bir nesille intikal etmez, en azından iki nesille intikal ederdi. Yirmili yaşlarda evlenen baba ve annenin, milletin müktesebatını iktisap etmiş olma ihtimali yok ki, intikal ettirebilsin.

Şimdi bir ailemiz var ama bir aile anlayışımız yok… İslam’ın aile anlayışı kayboldu, erkekle kadının evlenmesini aile kurmak için kafi kabul etmeye başladık. Zaten bir-iki asırdır maruz kalmadığımız kötülük yok. Baştan sona batı kültürü tarafından işgal edildik, hala işgal edilmeye devam ediyoruz.
Osmanlıda aile müessesesi, tevarüsen devam ediyordu, arada inkıta olmadığı için problem doğmuyordu. Şimdi aile müessesesi yıkıldı, aile müessesemiz olmadığı için evliliklerimiz yoğun tartışma ve çatışmalarla malul halde. Yeniden aile müessesesini kurmak zorundayız, işte mürebbiyelik meselesi bu noktada ihtiyaç haline geliyor.
*
Mürebbiyelik müessesesi Osmanlıya, batılılaşma süreci başladığında geldi. Batının kültürünü ve aile hayatını Osmanlıya, Osmanlı ailesine nakletmek gibi bir felaketin ileri karakoluydu. Keza muhtevaya uygun olarak mürebbiyeler, batılı kavimlerdendi. Bu ve benzeri sebeplerle mürebbiyelik müessesesi çok kötü bir hatıra, intiba ve muhtevaya sahiptir.
Mürebbiye mefhumu, bizim has mefhumlarımızdandır. Osmanlının son döneminde bu mefhumun muhtevasının zilletle doldurulması, mefhumu da katletmiştir. Bununla beraber, mürebbiyelik müessesesi uzun bir süredir gündemde olmadığı için, muhtevası nispeten dinlenmiştir ve yeni bir muhteva kazandırılması mümkün hale gelmiştir. Mürebbiyelik kelimesinin geçmişteki kötü intibalarını silerek yeniden mefhumlaştırmak ve müesseseleştirmek mümkündür ve zamanı gelmiştir.
*
Aile müessesesini yeniden kurma ihtiyacımız tartışma dışıdır. Müslüman aile numunesini, asli mihrakına (Kitap ve Sünnete) bağlı şekilde yeniden inşa etmek istiyorsak, mürebbiyelik müessesesi zaruri ihtiyaçlarımızdandır.
Çocukların aile olamamış evliliklerde doğması ve yirmi yaşına kadar bulunması, aile için tedrisattan mahrum halde büyümesiyle neticeleniyor. Aile içi tedrisattan geçmemiş çocukların “erkek” ve “kadın” olabilme ihtimali zayıftır. Meselenin akılla sınırlı olmadığı, okullardaki eğitim-öğretimle (talim ve terbiye değil) mümkün olmayacağı, aile tedrisatının şahsiyet inşasında temel atmak gibi zaruri bir muhtevaya sahip olduğu açıktır. Öyleyse handikabımız şu; hem evlilik var hem de aile yok… Çocuk evlilik içinde büyüyor ama aile içinde büyüyemiyor. Bu noktada yapabileceğimiz iş, en azından çocukların talim ve terbiyesi için mürebbiyelik müessesesini inşa etmek ve ailelere mürebbiye tayin etmektir. Bu işin zecri tedbirlerle olması tabii ki mümkün değil, ailelerin rızasına dayalı olarak mürebbiye tutmaları şeklinde yürütülebilir.
*
Aile danışmanlığı, aile koçluğu gibi komikliklerle uğraşmaktan kurtulmalı, hızlı şekilde mürebbiyelik müessesesini ihdas etmeliyiz. Mürebbiyelik müessesesi, hem aile hem de çocuklar için hazırlanmalıdır. Aile için istemeyen evli çiftler, çocukları için mürebbiye tutabilirler. Ne ki, çocuklar için tutulan mürebbiye, aynı zamanda ebeveynin çocuklarla münasebetlerini de tayin edecek ve yürütecek salahiyete sahip olmalıdır.
İki yaşına kadar anne-babanın kavgaları ve gürültüleri arasında lisan öğrenecek kadar istidat ve kapasite sahibi olan çocuk, altı yaşına kadar hiçbir talim ve terbiyeye tabi tutulmadan bekletiliyor. Ebeveyn, aile olmadığı, aile içi tedrisatı bilmediği, bebeğin doğumla birlikte (hatta ana rahminde) talim ve terbiyenin mümkün olduğunu anlamadığı için yıllar boşa gidiyor. Oysa çocuk, on yaşına kadar en az beş tane lisan öğrenebilir, birçok sahada bilgi sahibi olabilir, birçok terbiye esasını iktisap edebilir. Mürebbiye müessesesinin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu bu misallerden anlaşılmalıdır.
*
Mürebbiye müessesesinin ne olduğu, muhtevası ve şekli, usulü ve tatbikatı gibi sayısız mevzu ortada duruyor. Bunlar üzerinde çok titiz çalışmalar yapmamız gerektiği aşikar. Burada kısaca izah etmeye çalıştığımız mesele, öncelikle bu müessesenin bir ihtiyaç olduğunu hatırlatmak ve anlaşılmasını sağlamaktır. Mürebbiyeleri yetiştirecek tedrisat müesseseleri başlı başına bir mevzudur, bu benzeri birçok meselenin izaha ihtiyacı olduğu doğrudur. Öncelikle ihtiyacın fark edilmesi, sonra meselenin fikriyatının telifi, daha sonra müesseselerinin inşası gibi bir sürecin işletilmesi şart…
İslam tedrisat telakkisinin bugün için bir de mürebbiye bahsi mevcuttur. Şahsiyetin, ailenin, cemiyetin yeniden inşa edilmesi ne kadar zaruretse, mürebbiyelik müessesesinin ihdas ve inşası da o nispette zarurettir.
Öncelikle mürebbiyelik müessesesiyle ilgili fikriyat telif edilmeli, sonra ilmi çerçeve oluşturulmalı, sonra da müstakil mürebbiyelik mektepleri açılmalıdır. Mürebbiyelik müessesesinin kadimde misalleri varsa tetkik edilmeli, Osmanlının son dönemlerindeki batı kültür taşıyıcılığı devresi gözden ırak tutulmalıdır. Kadimde işimize yarayacak misaller ve muhteva yoksa baştan başlanmalı, Sünnet-i Seniyye’den bu mesele süzülüp çıkarılmalıdır. Mürebbiyelik müessesesinin kurulmasının zorluğu, öncelikle misal ve müktesebat bulmaktan kaynaklanır. Bu kadar mühim bir meselenin sıfırdan inşası ise çok çetin bir meseledir. Tüm bunlara rağmen mürebbiyelik müessesesinin peşini bırakmamalı, ne pahasına olursa olsun inşa etmeliyiz.
ABDULLAH TATLI abdullahtatli1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir