MÜSLÜMAN AİLE NUMUNESİ

MÜSLÜMAN AİLE NUMUNESİ
Aile tedrisatından önce, Müslüman aile numunesi üzerinde durmamız gerekiyor. Müslüman aile nasıl bir içtimai bünyedir, nasıl kurulur, nasıl yaşar, temel özellikleri nedir? Bu ve benzeri birçok soruyu cevaplamadan Müslüman aile numunesi oluşturmamız ne mümkün… Müslüman aile numunesi oluşturmalıyız ki, onun üzerinden bir aile tedrisatı geliştirme ve teklif etme imkanına kavuşalım.
İçinde yaşadığımız çağ, şekil bilgisinin hakimiyet kurduğu bir kültür iklimi oluşturdu. İlkokuldan itibaren aile tarifi; “baba, anne ve çocuklardan meydana gelen sosyal birim” türünden bir şekil bilgisine mahkum edildi. Ne kadar muhtevasız, manasız, maksatsız bir tarif… Tarifi böyle yaptılar ki, muhtevayı televizyonla doldurabilsinler, yani televizyonlardaki ifrazatla… Aile tarifini, çekirdek aileye mahkum etmelerinin faciasından bahsetmiyoruz bile…

Baba kimdir, babalık nedir? Keza anne kimdir, annelik nedir? Sonra çocuk kimdir, çocukluk nedir? Dikkat edilirse, muhtevaya dair tek cümlelik izah çabasının olmadığı şekil bilgisi, aynı zamanda biyolojik (hayvani) özelliği esas almaktadır. Kaçınılmaz olarak böyledir, muhtevaya girilmediği her ihtimalde hayvani özelliklere gizli bir atıf vardır.
*
Aile, öncelikle bir içtimai terkiptir. İçtimai terkip ile maddi terkip birbirinden farklıdır, maddi terkip, unsurların birbiriyle kesif bir münasebet halini ifade eder, içtimai terkip ise unsurların muhtariyetini muhafaza ederek bir üst hüviyetin inşa edilmesidir. Bu sebeple içtimai terkipte cüz değil, mensubiyet vardır. İçtimai terkip bahsi anlaşılmadığında aile müessesenin anlaşılması muhaldir.
İçtimai terkip, unsurların tabiatındaki mütemmim hususiyetlere dayandığından dolayı, unsurlardan müstakil olan bir esaslar manzumesine (dine, imana, ahlaka, adaba) dayanır. Erkekle kadını havanda dövüp yeni bir varlık terkip ve inşa edilmeyeceğine göre, üst esaslar manzumesine mensubiyete ihtiyaç var.
Şekil bilgisi, hem muhtevayı (esaslar manzumesini) hem de insanların tabiat hususiyetlerini yok sayar. “Erkek ve kadının bir araya gelmesiyle aile kurulur” sığ ve basit şekil bilgisi, erkekle kadın arasındaki münasebeti, zaten sürekli tezahür halinde olan (yani zuhur etmesi için muharrik kuvvete ihtiyaç duymayan) cinsellikle mahdut ve malul hale getirir. İçinde yaşadığımız çağda, erkekle kadın arasındaki münasebetin (evlilik içi veya evlilik dışı olsun), yoğun şekilde cinselliğe kilitlenmesinin temel sebebi budur. Şekil bilgisiyle iktifa etmek, münasebeti şekle indirmek, yani bedeni uzuvların münasebetinden ibaret hale getirmek kaçınılmazdır.
İnsan şeklen de hayvandan farklıdır ama şekil bilgisi hakimiyeti, insanın hayvani cihetine kilitlenir. İnsanın hayvandan farklılıklarının en az kısmı bedeni (şekli) kısmında yer alır. Esas farklı olan ve “insani hususiyetler” toplamını ifade eden kısım, ruhi-kalbi, akli-zihni sahadadır. Mesele şekil bilgisinden yani ucuzluktan kurtarılamadığı takdirde, farkına bile varmadan hayvani cihete mahkum bir hayat yaşamaya devam edeceğiz demektir.
*
“Baba kimdir?” sorusunun cevabı; önce İslam’ın insan telakkisinde, sonra insan telakkisinin şubesi olan erkek fikrinde, sonra aile müessesesi anlayışında aranır. Bunlardan sonradır ki “baba kimdir?” sorusuna sıra gelir. Keza “Anne kimdir?” sorusu da aynı silsileyi kadın şubesi üzerinden takip eder. Ve “çocuk kimdir?” sorusu ise cinsiyetine göre bu silsilelerden birini takip etmeye namzet varlıktır.
Bu silsileleri takiben bir izah yapma çabası, bu makalenin hacmini aşar. Fikirteknesi külliyatında çok sayıda eser, “İslam’ın insan telakkisini” tetkik etmiştir. Zaten dergi isimli neşriyat, uzun izahlar için değil, kısa izahlarla iktifa edilip, kaynaklara atıf yapılan bir yayın türüdür. Burada kısa izahlarla iktifa etmek mecburiyetinde olduğumuz unutulmasın.
*
Baba (ve koca), erkek ve kadının içtimai terkibiyle inşa edilmiş Müslüman şahsiyetin tecessüm etmiş mümessilidir. Aile dışından bakıldığında kadınla erkeğin içtimai terkibi, babada şekillenir ve temsil edilir. Bu cihetiyle baba, aynı zamanda aile müessesesinin riyaset makamında oturan şahsiyettir. Aile reisliği, bir hak meselesi olmaktan önce, aile müessesenin terkip mimarisini temsil etmekle ilgilidir. Yani mesele, erkek ve kadın haklarına dair bir tartışmanın kurbanı yapılmadan önce, aile müessesesinin içtimai terkip mimarisiyle ilgilidir. Muhtelif kitaplarda ve yazılarda izah edildiği üzere, şahsiyetin ikmali, erkek ile kadının içtimai terkibi (aile) ile kabildir. Haklar ve mükellefiyetler, hukukun (yani fıkhın) meselesidir, erkek ile kadının terkibi ise sadece hak ve mükellefiyetler üzerinden gerçekleşmez, aynı zamanda ahlak ve edep de şarttır. Ahlak ve edepten tecrit edilmiş haklar ve mükellefiyetler, erkek ve kadına, “sen sensen, ben benim” dedirtir. İslam, hukuktan (fıkıhtan) ibaret değildir, aynı zamanda ahlak ve edep de mevcuttur. Bugünün dünyasında aile müessesesini sıhhatli ve muhkem şekilde kuramıyor olmamız, meseleyi sadece hak ve mükellefiyet üzerinden konuştuğumuz içindir. Sadece fıkıhla iktifa etmek, İslam’ı inkas etmektir. İnkas (eksiltilmiş) edilmiş İslam, inkas edilmiş insandır. Eksiltilmiş insan, biteviye tartışmaya mahkumdur.
Erkek olmak başka bir şeydir, koca (zevç) olmak başka bir şeydir, baba olmak başka bir şeydir. Önce erkektir, bu haliyle eksiktir. Sonra zevçtir, kadınla içtimai terkibini gerçekleştirmiştir ve şahsiyet inşasında mesafe almış ve büyük bir eksikliği gidermiştir. Daha sonra babadır, evladı olmuştur, şahsiyet inşasını ikmal etmiştir. Bu sürecin tamamlanması mümkün olduğu halde tamamlamayan erkek eksiktir, şahsiyetini ikmal edemez. Buradaki eksiklik, başka şekilde asla ikmal edilebilen cins ve mahiyette değildir. Aksi her ihtimalde, karşımızda bir erkek görürüz ama bir “şahsiyet” göremeyiz.
*
Keza kadın olmak başka şeydir, zevce olmak başka şeydir, anne olmak başka şeydir. Kadının varoluş süreci bu silsileyi takip eder. Yalnız kadın, çok ileri derecede eksiktir, şahsiyet sahibi olması mümkün değildir. Erkek ve kadın arasındaki içtimai terkip olan aile, aynı zamanda taraflar arasında bir çeşit ruhi ve zihni terkiptir.
Kadın ile erkeğin içtimai terkibi, aynı zamanda erkeğin zevç, kadının zevce, erkeğin baba, kadının anne olma sürecini başlatacaktır. Aile müessesesi, sadece erkek ile kadının ilk hallerinin, yani sadece erkek ve kadın hallerinin terkibi değildir. Bu müessese kurulduktan sonra, erkek zevç, kadın zevce haline gelip yeniden terkibe girer, sonra erkek baba, kadın anne olur ve yeni bir terkibi oluşturur. Kadın ile erkeğin terkip süreci, evlilik akdinin kurulmasıyla bitmez, başlamış olur. Kadın ile erkeğin içtimai terkibi, zevç ile zevcenin içtimai terkibi, baba ile annenin içtimai terkibi… Aile müessesesi, bu üç terkip seviyesini bünyesinde gerçekleştirebilme imkanına sahip muhteşem ve alternatifsiz bir içtimai bünyedir.
Kadının aile müessesesindeki terkibe dahil olmadan anne olması, bedenendir ve şeklidir. Hem erkek ve kadın seviyesinde hem zevç ve zevce seviyesinde hem de baba ve anne seviyesinde içtimai terkibe girmeden çocuk sahibi olmak, anne olmak değildir. Çocuğu doğuran kadının anne olamaması, hem o kadın için hem de o çocuk için çok ciddi bir problem kaynağıdır.
*
Hem erkek hem de kadın için yalnız başına yaşamak, birbiriyle içtimai terkibe girmekten imtina etmek veya buna ihtiyaç duymamak yaygınlaşmaya başladı. Erkek ve kadının ayrı ayrı yaşayabileceği zannının oluşması, şekil bilgisine mahkumiyetin neticesidir. Ruhi derinliklere inemeyen günümüz insanı; çalışmak, yemek, giymek, barınmak gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayabildiği için yalnız başına yaşamanın mümkün olduğunu düşünüyor. Tabii ki mümkün ama şekil bilgisine mahkum olunduğu, insanın ve hayatın derinliklerine inemediği, inmenin idrak istidadı kaybolduğu, ahlaki altyapı da çöktüğü için eksiklik görülemez hale geldi ve mümkün olduğu zannı doğdu. Bir hadisenin mümkün olup olmadığını sadece maddi altyapılar ve şekil şartlarıyla değerlendirmeye başladığımız bir çağda, kadın ve erkeğin ayrı ayrı yaşamasının mümkün olmadığını söylemenin fikri altyapısı kalmadı. Oysa ruhi-manevi manada mümkün değildir, hatta zaruretler dışında muhal sayılmalıdır.
Hayat nefs merkezli anlaşılmaya ve yaşanmaya başlandı. Nefs ise kadın ile erkeğin birbirine ihtiyaç duyması bir tarafa, yaratıcı kudrete bile ihtiyaç duymayacak, ilahlık iddia edecek kadar hain bir merkezdir. Kaldı ki, nefs bile kadın ile erkeğin birbirine ihtiyaç duymasının kaynaklarından birisidir. Ne var ki nefsin karşı cinse ihtiyacı, bedeni mahiyette olduğu için, kadın ile erkeğin içtimai terkibe girmesi yerine, gayrimeşru yollarla bu ihtiyacını karşılama yoluna gitmektedir. Nefs, karşı cinse şiddetle ihtiyaç duymasına rağmen, onunla bir terkibi münasebete girmemek, ona karşı duyduğu ihtiyacını eksiklik olarak kabul etmemek çabasındadır. Bu sebeple karşı cinse dönük bedeni ihtiyacı, parayla tatmin etmek gibi nesneleştiren ve tüketim malzemesi haline getiren bir şekle sokmaktadır. Nefs, böyledir. İhtiyaç duyar ama ihtiyacı olduğunu reddeder. Reddedemezse, ihtiyacı ucuzlatır, maddileştirir ve o derekede karşılama yoluna gider. Nefsin, kadın veya erkek ihtiyacını, karşı cinsi nesneleştirerek ve iktidar unsuru olan parayla satın alarak karşılama teşebbüsü, “ihtiyaçsızlık” edalarının, yani ilahlık iddiasının bir tezahürüdür. Kul olmak, eksiklik ve acizliğin kabulüne bağlıdır, nefs, mecbur kalmadığı ve burnu yerlerde sürtünmediği müddetçe buna asla yanaşmaz.

İBRAHİM SANCAK ibrahimsancak2011@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir