“MÜSLÜMAN HATASI”

“MÜSLÜMAN HATASI”
Allah Azze ve Celle, Hz. Musa Aleyhisselama, savaşmalarını emredip de, Hz. Musa Aleyhisselam bu emri ümmetine tebliğ ettiğinde, Yahudilerin bir kısmı (galiba çoğunluğu), “Biz savaşmayız, sen Rabbinle beraber savaş” diye cevap veriyor. Bu, “Yahudi hatasıdır”.
Mekkeli müşrikler ordu teşkil edip, Medine’ye doğru yola çıktığında savaşın yaklaştığı ve kaçınılmazlığı belli olmuştu. Mescid-i Nebevi’de, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin riyasetinde toplanan sahabe-i kiram, savaşın nasıl yapılacağı, nerede yapılacağı gibi meseleleri istişare etti. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin reyi, Medine’de kalmak ve müdafaa savaşı yapmak istikametindeydi, sahabenin bir kısmı (galiba çoğunluğu) ise, “meydana çıkmak, meydan savaşı yapmak, yani düşmanın üzerine gitmek” istikametinde rey izhar ettiler. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam da, “İstişareden maksat, zuhur eden neticeye ittiba etmek” kaidesini inşa ederek, bu reye riayet etti. Risalet reyi varken rey izhar etmek hata idi fakat sahabe-i kiramın hatası savaştan kaçmak istikametinde rey beyanında bulunmak değil, aksine daha cesur bir şekilde savaşın üstüne gitmek şeklinde olmuştur. “Müslüman Hatası” işte budur.
Müslüman hatası, işin özünde değil, teferruatında olur. Müslüman hatası, Allah ve Resulünün beyan ve emirlerine riayet etmemek değil, o emri (belki) biraz fazlasıyla cesur şekilde yerine getirme teşebbüsü şeklinde olur. Sahabe-i Kiram efendilerimiz, hata yaparken de, O’nun çevresinde çelikten bir halka oluşturmuşlardır, Yahudilerin bazıları ise hata yaparken peygamberlerini terk etmişlerdir.
Bu iki hadiseyi anlatmamızın sebebi, “Müslüman hatası” meselesini belli bir mikyasa bağlamaktır. Müslüman da insandır ve mutlaka hata yapar ama Müslümanın hatası, “Müslümanca hata” olur. Müslüman hata yapar ama bir Müslüman kafirlerin yaptığı hatayı yapmaz.
Bir insanın Müslüman olduğu, İslam’ın emirlerine riayet ederken anlaşıldığı gibi o emirlere riayet etmediğinde de, yani hata yaptığında da, yani yanlış yaptığında da anlaşılır. Müslüman, İslam’ın emirlerine de Müslümanca riayet eder, hatasını da Müslümanca yapar. Müslüman, hata yaparken, günah işlerken bile belli ölçüleri muhafaza eder, hatasının bir alt sınırı vardır, o sınırı aşağıya inmez. Müslümanca hatanın alt sınırını aşağıya doğru geçen kişinin Müslüman olduğu dışarıdan bakılınca anlaşılmaz. Oysa bir Müslüman, hatayı, Müslümanca yaparken bile Müslüman olduğu aşikar şekilde görünür. Bir Müslüman mesela içki içerse, bunu açıktan ve hayasızca yapamaz. Bir Müslüman tarafından görüldüğünde ise utanır, kızarır, başını önüne eğer. Açıktan işlemek, ondan gurur duymak, onu ifşa etmek Müslümanca bir hata değil, tam olarak kafirin sıfatıdır.
“Müslümanca hata” tabirini iyi anlamalıyız. Müslümanın hata yapabileceğini söylemekle meseleyi bıraktığımız takdirde, hatanın normal ve meşru bir şey olduğu zannı uyanır. Hatanın ne olduğu, çerçevesinin nasıl çizileceği, hatanın bile bağlı olduğu ölçülerin neler olduğu bilinmelidir. Müslümanın, insan olarak hata yapabilecek olması, hatayı istediği gibi yapabileceği manasına gelmez. İnsan olmasından dolayı hata yapabilir ama her hatayı yapamaz, hatayı sınırsız bir hürriyet içinde yapmaz.
*
İki Müslüman şahsiyet veya gurup herhangi bir konuda ihtilafa düşebilirler, farklı fikirlere sahip olabilirler ama ayrışamazlar, birbirine karşı husumet besleyemezler, birbirinin aleyhine çalışamazlar. Eğer birbiriyle mücadele edecek kadar hataya düşerlerse, bu durumda da kafirlerle ittifak yapıp karşısındaki Müslümana veya Müslüman guruba saldıramazlar. Bir Müslüman, başka bir Müslümana karşı kafirlerle işbirliği yapamaz, böyle bir şey hatayı çok aşar ve başka bir mahiyet kazanır. Bir Müslümanın hatasından dolayı ona husumet beslenemez, onunla mücadele edilemez, ona savaş açılamaz. Olsa olsa hatası telafi edilmeye çalışılır.
Bir Müslüman, Mavi Marmara eylemindeki Müslümanların yanlış yaptığını düşünebilir ama o hadisede İsrail’i masum ve Müslüman eylemcileri suçlu göremez. Bir Müslüman, Mısır’da İhvan’ın yanlış yol izlediğini düşünebilir ama askeri darbeye destek verip, Müslümanların karşısında mevzilenemez.
Bir Müslüman, 28 Şubat sürecinde batı çalışma gurubu üyesi Yahudi generalleri destekleyip, Erbakan’a karşı tavır alamaz. Erbakan’ın çok büyük yanlışlar yaptığını düşünse bile, onu iktidardan uzaklaştırmak için kafirlerin faydalanacağı türden fetva verir gibi açıklamalar yapamaz.
Fethullah Gülen ve cemaati, ilginçtir ki gizleme ihtiyacı bile duymadan, Müslümanlara karşı kafirlerle ittifak yapıyor. Bu hata, “Müslüman hatası” değil…
*
Müslüman hatası, affedilmesi umulan hatadır. Müslüman, hatayı, belli başlı ölçülere riayet ederek yaparsa, o hatanın affedilmesi kolay olur. Bir Müslüman şahsiyet veya gurup, hatayı, Müslümanca değil de kafirlere mahsus şekilde yaparsa, o hatanın affedilmesi muhtemelen imkansızdır, affedilmesi mümkünse eğer, diğerine göre çok zordur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir