MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-10-YOĞUN TEŞKİLATLILIK HALİ

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-10-
YOĞUN TEŞKİLATLILIK HALİ
Yoğun teşkilatlılık hali tavsiye edilir. Hayatın en küçük kısmı bile teşkilatlanmıştır. İçinde yaşadığımız çağ, teşkilat (organizasyon) çağıdır. Hayat bizim tercihlerimizden önce zaten teşkilatlanmıştır. Mesele, insanların yoğun teşkilatlılık halini tercih etmeleridir. Biz doğmadan önce kurulmuş olan teşkilatlar bizim tercihlerimizin dışında olduğu için hayat başkaları tarafından inşa edilmiştir. Başkaları tarafından inşa edilen hayat, “başkalarının hayatıdır”. Başkalarının hayatını yaşamaktan imtina etmeyen, bunu şahsiyet meselesi haline getirmeyen insanlar, teşkilatlılık haline alaka göstermiyorlar.
Yoğun teşkilatlılık hali, üye olunan teşkilat sayısı ile ilgili olduğu kadar bir teşkilattaki yoğunlukla da ilgilidir. İnsanlar (ve Müslümanlar) birden çok teşkilat içinde yer alabilirler, almalıdırlar. Fakat yoğun teşkilatlılık halini teşkilat sayısı ile ölçmek sağlıklı değildir. Her ne kadar birden çok sayıda teşkilat mensubu olmak tavsiye edilirse de hayat her zaman bunun şartlarını oluşturmaz ve sunmaz.
Yoğun teşkilatlılık hali, öncelikle ruhi ve zihni organizasyon ile alakalıdır. Öncelikle faal halde bulunmakla atıl halde bulunmak arasında tercih yapılması gerekir. Atalet her zaman mizaçtan kaynaklanmaz, bazen fikirden kaynaklanır. Zihni organizasyonlar insanları atıl hale getirebilmektedir. Tenkide ayarlı zihni organizasyonlar, hamle yapmaz ve yaptırmaz. Gerçekten cemiyette sayısı artan bu tür zihni organizasyon türleri, sadece tenkit yapmakta, onu da doğru dürüst yapmamaktadır. Ukala ve kibirli şekilde her şeyi tenkit eden fakat hiçbir şey yapmayan zihni organizasyonlar, Müslüman şahsiyetiyle telif edilebilir değildir.
Teşkilatlılık halinden ne kadar uzak kalınırsa, o kadar başkalarının ürettiği hayata razı olunur. İslam medeniyetinin inkıtaa uğradığı son birkaç asırdır hayat, batı tarafından üretilmiştir. Mevcut hayata hangi sebeple olursa olsun rıza göstermek, itikadi meselelere kadar uzanan bir seri problemi tetikler. Teşkilatlılık halinden uzak durmak ise mevcut hayata (kerhen veya gönüllü olarak) rıza göstermektir. Çünkü teşkilatlılık halinde hayatın ve cemiyetin küçücük de olsa bir şeylerini değiştirme imkanı bulunabilir. Teşkilatlılık halinden uzak durmak, hiçbir şey yapmamaktır. Hiçbir şey yapmamak, nasıl izah edilirse edilsin ve nasıl süslenirse süslensin, yapacak bir şey olmadığına kanaat getirmektir. Bu devirde yapacak bir iş olmadığına kanaat getirmek, Allah muhafaza, çok tehlikeli bir durumdur.
*
Hayatı yoğun teşkilatlılık halinde yaşamak zordur. Bunun yolu, teşkilatlılık halini, hayat tarzı haline getirmektir. Teşkilatlı hayatı hayat usulü haline getirmemek, teşkilatı ve oradaki görevleri “müstakil mesuliyet” olarak kabul etmeyi izam eder ki, bu durumda yoğun teşkilatlılık halini yaşamak mümkün olmaz. Bu devirdeki insanlar bazı cihetlerden çok zayıf, bazı cihetlerden çok güçlüdür. Ne var ki, güçlü oldukları cihetlerde zafiyete mebnidir. Mizaç ve iman bakımından çok zayıflar, nefs bakımından çok güçlüler. Nefsin güçlü olması ise zaten zayıflığın diğer adıdır. Bu haldeki insanlara yoğun teşkilatlılık halini tavsiye etmek, ciddi formülasyonlar geliştirilmezse, havanda su dövmeye benzer.
Yoğun teşkilatlılık halini yaşayabilmenin yolları, keskin ve derin bir iman sahibi olmak veya hayat tarzı haline getirmektir. Neşesini de, keyfini de içinde yaşayacağı, ihtiyaçlarını o çerçevede karşılayacağı, problemlerini orada çözeceği bir teşkilatlılık hali ancak tavsiye edilebilir. Bu durum aynı zamanda teşkilatlılık halini ve teşkilatların çap ve mahiyetini tayin eder. İnsanların günlük hayatlarıyla ilgilenmeyen, günlük hayatlarını teşkilatlamayan, günlük ihtiyaçlarını karşılamayan veya organize etmeyen, günlük problemlerini çözmeyen teşkilatlar, “yoğun teşkilatlılık halini” üretemezler. Teşkilatlar, yoğun teşkilatlılık halini üretemezse, ferdlerin yoğun teşkilatlılık halini yaşamaları mümkün olmaz.
Ferd ve cemiyetten talep edilen her iş, teşkilat tarafından organize edilebilmelidir. En azından teşkilatlar, talep edecekleri işlerin fikrini örmüş, hazır hale getirmiş, uygulama safhasının eşiğine gelmiş olmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde ferdlerin ve cemiyetin bir işi yapabilmelerini beklemek, onların kendiliğinden yapabileceklerini kabul etmektir. Öyleyse teşkilata gerek yoktur. Hiçbir fikir, kendini imha etmenin tohumlarını bünyesinde taşımamalıdır.
*
Yoğun teşkilatlılık hali, ferdin ve cemiyetin hayat tarzı haline geldiğinde, Müslüman şahsiyet, Müslüman cemiyet ve ümmet zuhur eder. Çünkü yoğun teşkilatlılık hali, ihtiyaçların birlikte karşılanmasını, problemlerin birlikte çözülmesini, istikametin birlikte tayin edilmesini ilzam eder. Bütün bunlar bir araya geldiğinde, cemiyete açık ferd, ümmete uzanmış cemiyet inşa edilmiştir. Bunları yapamayanlar, yapmayanlar, yapmaktan herhangi bir sebeple imtina edenler, Müslümanlardan ayrı düşer. Ümmetin ana gövdesinden ayrı düşenler, bela ve musibetlerden başka bir şeyle karşılaşmazlar.
Müslüman, ferd olarak kalamaz. Ferd olarak kaldığında da Müslümanlığı devam eder, etmelidir, dayanmalıdır. Fakat Müslüman, kendi tercihiyle ferdileşme sürecini bir noktadan öteye götüremez. O sınır, ferd ile cemiyet arasındaki yoğun münasebet halini kıran, çözen, parçalayan bir ufuktur. O sınırı geçtiğinde, cemiyet ve ümmet gerçekliği ve lüzumu ortadan kalkar. Bu durum, İslam’ın sayısını hatırlayamadığımız kadar ölçüsünü (Allah muhafaza) askıya almaktır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir