MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-16-TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI-1-

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI
Teşkilatı inşa eden tohum, fikirdir. Fikir, fiili dünyaya çıkarak teşkilatın bünyesini inşa eder. Teşkilatın bünyesi de yeniden tohumlar (fikirler) üretir.
Teşkilatların büyüme istidadı, önce tohumunda, sonra bünyesinde, sonra teşkilatlanma tarz ve şekillerinde ve nihayet dil ve üslubunda aranır.
Teşkilatın tohumu, fikridir. Teşkilatın temelindeki fikir, ne kadar insanı muhatap alma imkanına sahipse, teşkilatın tabii sınırı odur. Mesela doktorlara hedefleyen bir meslek kuruluşlarının en fazla büyüme istidadı, ülkedeki doktor sayısıdır. İslami teşkilatlanmalarda, belli bir anlayışı muhatap alıyorsa büyüme istidadı, o anlayış çapındadır. Mesela sadece başörtülüleri muhatap alan bir teşkilattan bahsettiğimizde büyüme istidadı o sınırda kalır, ila ahir.
*
Teşkilatın büyüme istidadına sahip olup olmamasından önce, büyüme ihtiyacı olup olmadığını tespit etmek gerekir. Bazı teşkilatlar büyümek için kurulmazlar, belli bir vazifeleri, hedefleri vardır, o vazifeyi yapabilecek büyüklük kafidir, bunları büyütmeye çalışmak yıkıcı tesir yapar.
Bazı teşkilatların büyümesi gerekir fakat her teşkilatta olduğu gibi “büyüklüğünü” tayin eden hedefidir. Hedefe ulaşmak için kafi büyüklüğe ulaşan teşkilatların hala büyüme çabasında olması, büyümesini değil yıkılmasını sağlar. Beş kişinin yapacağı işi on kişiye vermek, çok zaman sevk ve idare problemleri doğurur, fazla kişinin istihdam edilmesi işin daha hızlı ve kolay yapılmasını değil, karışıklığı ve işin yavaşlamasını sağlayabilir. Bu durum, teşkilatlanma meselesinde ciddi bir problemdir ve yaygın şekilde yaşanmaktadır.
*
Her teşkilatın, temelindeki fikir ve hedef, kullanılan dil ve üslup, hitap alanındaki insan çeşidi ve sayısı onun büyüklüğünü, dolayısıyla büyüme istidat ve imkanını oluşturur. Muhakkak ki her teşkilatın bir tabii sınırı var. Hiçbir teşkilat sınırsız sürede, sınırsız hacimde büyümeye devam edemez. Bünyesinin tabii sınırı mutlaka bilinmeli, o sınıra ulaştığında büyüme çabası durdurulmalı, derinleşme ve çelikleşmeye yönelmelidir. Özellikle cemaatlerin ciddi bir kısmı bu problemi yaşıyor, tüm cemaati bir teşkilat içinde (mesela vakıf veya dernek) muhafaza etmeye çalışıyor. Olmaz, yürütülemez, gerçekleştirilemez. Bunun sebebi liderliğinin tasarrufu elinden kaçırma endişesi olabilir fakat bu endişe teşkilatlanma zafiyeti oluşturmaktadır.
Liderlik, birden çok teşkilatı aynı zamanda idare edebilme maharetini taşımalıdır. Sadece bir teşkilatı idare edebilecek bir liderlik, o teşkilata ve o teşkilatın tabii sınırına mahkum olur. Teşkilata mensup insanlara hakim olduğunu zannederken, aslında teşkilatın oluşturduğu hacim tarafından zapt altına alınmış, mahkum edilmiştir. Liderlik aslında mahkum olmaz fakat mahkum olduğunu, olmaya doğru gittiğini göremeyen bir idare ve başkan, asla lider olamaz.
Türkiye’de kurulan teşkilatlar hacim ve hitap kitlesi muhasebesi yapmaz. Fikir (aslında fikir de yok da) ve hedef hesabı yapar, hacim (tabii sınır) ve hitap kitlesi muhasebesi yapılmadan hedef hesabı yapmak, teşkilat anlayışı ile telif edilemez. Teşkilatın hacim hesabı yapılmadığında, hasbelkader gelişmeler iyi gider de mensupları çoğalırsa, bir müddet sonra bölünme mukadder hale gelir, bu durumun ülkemizde sayısız misali var. Cemaatlerin kendi içinde bölünmelerinin sebeplerinden biri de, hacim hesabı yapılmadığından dolayıdır. Teşkilat, bünyesi itibariyle taşıyamayacağı kadar insanı içine almaya çalıştığında sıkışıyor, bu sıkışıklık problem üretiyor. Teşkilat yoğunluğunun kıvamında olması şarttır, yoğunluk gereğinden fazla olduğunda sıkışıyor, gereğinden az olduğunda seyrekleşiyor. Sıkıştığında patlama, seyrekleştiğinde dağılma meydana geliyor.
Yoğunluğu artmış ve sıkışmış teşkilatlardaki problemlerin birçoğu aslında sıkışmaktan kaynaklanıyor fakat bu durumu bilmeyenler (teşkilat anlayışına sahip olmayanlar) problemlerin sebeplerini ve kaynaklarını başka yerde arıyorlar. Problemler tabii olarak ihtilafları, ihtilaflar hizipleri, hizipler de ayrışmaları tetikliyor. Cemaatlerin birçok bölünme hadisesi aslında teşkilatların artmış yoğunlukların seyrekleştirmek içindir. Fakat kimse bunu anlamıyor, ihtilafları olduğunu vehmediyor, ihtilafların (ve problemlerin) kaynağının sıkışmadan doğduğunu farketmiyor ve bölünüyor. Bölündüğünde rahatlıyor çünkü teşkilatın yoğunluğu normale dönüyor.
Tabii sınırlarına ulaşan, hacmini belli bir yoğunlukta dolduran teşkilatların önünde iki yol var; birisi yeni bir gurup (cemaat) doğurmak, diğeri teşkilat doğurmak… Yeni bir cemaat doğurmak bölünmektir, yeni bir teşkilat doğurmak ise büyümektir. Meselenin kritik noktası burası… Büyümek, tek teşkilatın hacminin büyümesi şeklinde anlaşılıyor, bu yanlış, büyüme yeni teşkilatlar kurmak şeklinde de olur. Tek teşkilatta ısrar, ciddi problemlerin ana rahmidir.
Teşkilat fikrin manivelasıdır. Tek teşkilatta ısrar sıhhatsizdir, asıl olan fikirdir. Tek teşkilatta ısrar, niyetle ilgili, idare etmekle ilgili, teşkilat anlayışı ile ilgili problemlere işaret eder. Teşkilat anlayışı doğru ve sıhhatli, niyeti saf ve samimi, idare mahareti güçlü olan insanlar (liderlikler), teşkilat sayısını ve çeşidini artırmaktan imtina etmezler. Özellikle teşkilat çeşidini artırmak fevkalade zaruretlerdendir, zira hayatın çeşitliliği tek teşkilat çeşidi ile çalışmaya manidir. Mesela infak (yardım) teşkilatları ile ticari teşkilatları (şirketleri) aynı teşkilat yapısı içinde tutmak problemlidir. Hayattaki birçok faaliyet alanı bir arada bulunamamak gibi özelliğe sahiptir, birbiriyle imtizacı kabil olmayan faaliyetleri aynı teşkilat bünyesinde sürdürmeye çalışmak, teşkilatı büyütmek değil, dağıtmak ve yıkmak için yığınak yapmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir