MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-20-TEŞKİLATIN DİLİ VE ÜSLUBU

TEŞKİLATIN DİLİ VE ÜSLUBU
Teşkilatlar, cemiyetteki bir gurup insan için kuruluyor. Tüm halka hitap edecek bir teşkilat kurmak mümkün olmuyor. Tüm halka hitap edecek çapta bir teşkilat kurma ideali, her zaman hayali kalmıştır. Buna mukabil tüm halka hitap edecek fikri veya siyasi hareketler oluşturulabiliyor, bu hareketler ise tek teşkilat ile yürütülemiyor. Halkın bir kısmına (umumiyetle çok küçük bir kısmına) hitap eden teşkilatların ilk karşılaştıkları mesele, dil ve üslup bahsidir. Ne var ki teşkilatların ilk karşılarına çıkan mesele dil ve üslup bahsidir ama bunu farkeden teşkilat sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Halkın bir kesimine hitap etme mecburiyeti, o kesime dönük dil ve üslup seçimiyle neticeleniyor. Aslında bu bile yapılmıyor, dil ve üslup kaygısı çeken teşkilat sayısı da fevkalade az. Öyle ya da böyle bir dil ve üslup sahibi oluyor.
Halkın küçük bir kesimine hitap eden teşkilat, hacimli bir dil ve üslup geliştirmek ihtiyacı duymuyor. Dar bir dil kullanmaya başlayan, aslında bu dile mahkum olan teşkilatlar, kullandıkları dilin ve üslubun hitap kitlesini tayin, büyüme sınırını tespit ettiğini, faaliyetlerini de daralttığını farkedemiyorlar. Dil ve üsluptan dolayı daralan ufuklarının, hitap kitlelerinin, faaliyet alanlarının problemlerini başka konularda arıyorlar. Dil ve üslup hacminden (hacimsizliğinden) dolayı büyüyemediklerini anlamadıkları için, büyüyememe problemini başka sebeplerde arıyor, teşkilatın sıhhatli olan başka unsurlarını ıslah etmek çabasına giriyorlar. Sıhhatli olan tedavi edilmez, tedavi etmeye çalışmak, onu bozmakla neticelenir.
*
Büyük hedeflere yönelmekten bahseden teşkilat ve kadrolar, kabile dili gibi dar ve çapsız bir dil kullanıyorlar. Kullandığı dil, niyetlendiği hedefi “ifade” etmekten bile aciz, buna rağmen ona ulaşmaktan bahsediyor. Ne istediğini izah ve ifade edemeyen, insanları hedeflerine ikna edemeyen bir dil ile mesafe alınabileceğini zannediyorlar.
*
Dil ve üslup meselesinin en hazin misalleri, küçük bir kitleye hitap ederek kurulan, bir müddet sonra ise büyüyen teşkilatların başına gelenler. Küçük hitap kitlesinin genellikle yeknesak (homojen) olmasından dolayı saf ve basit bir dil ve üslup kullanmakla başlayan teşkilat, biraz büyüyüp de hitap kitlesi genişlediğinde aynı dili kullanmaya devam ettiği için hazin ve komik durumlara düşüyor.
Belli bir seviyeye sahip halk kitlesine hitap eden teşkilat, yüksek zekalı, tahsilli, akıllı insanlarla karşılaştığında aynı dil ve üslup ile üretilmiş fikirleri tekrar etmeye başlıyor. Yeni hitap kitlesi içinde, teşkilatın anlattıklarını lise döneminde aşanların olduğunu düşünün, komikliğin büyüklüğünü anlarsınız. Bunların içinde lise talebelerine hitap için kullanılan dil ve üslupları, fikir, ilim ve sanat adamlarına karşı kullananlarda görülmüştür, bu misalde muhatapları ne yapacağını şaşırmış, kızmakla gülmek arasında çile çekmiştir.
*
Teşkilat diline hapsolmak gibi bir tehlike var. Teşkilat dili, umumiyetle sınırlı ve sığ oluyor. Halkı meydana getiren çeşitli insanlara hitap edemiyor, halkın sayısız çeşitteki ihtiyaçlarını izah ve ifade edemiyor, dolayısıyla çözüm geliştiremiyor. Halktaki insan ve ihtiyaç çeşitliliğini ihtiva etmeyen, edemeyen teşkilat dili, genişleme istidadına sahip olamıyor. Meselenin dil ve üslup ile ilgili olduğunu anlamayan teşkilatlar ve kadrolar, “halkın kendilerini anlamadığını” veya “halkın adam olmayacağını” mırıldanıp duruyorlar. Halk ile aralarındaki çok çeşitli uçurumları farkedemedikleri gibi bunların içinde en önemlilerinden biri olan dil ve üslup meselesini hiç farketmiyorlar. Suçu halka atmak kolay yol tabii, bu yola müracaat edip psikolojik tatminlerini sağlıyor ve rahatlıyorlar.
Cemaatlerin büyüyememe sebeplerinden biri de dil ve üslup bahsidir. Cemaat, yeknesak bir yapı kuruyor ve o yapıya uygun bir dil ve üslup geliştiriyor. Kendine katılacak olanların aynı dil ve üslubu kabul etmesini ve kullanmasını istiyor. Oysa halkın ve hayatın çeşitliliği, yeknesak dil ile izah ve ifade edilemez.
*
Dil ve üslup meselesindeki en büyük yanlışlardan birisi, tek fikrin tek dile ihtiyaç duyması bahsidir. Evet, tek dünya görüşü tek dile ihtiyaç duyar, bir dünya görüşü farklı bir dünya görüşünün dili ile izah ve ifade edilemez. Ne var ki dil bahsinin anlaşılmadığı ülkemizde, bu “doğru” da yanlış anlaşılıyor. Her dünya görüşü kendi diline sahiptir ama bu dil dar ve sığ değildir. Keza bu dil, bir halkı içine alamayacak kadar küçük, basit, çeşitliliği reddeden cinsten olamaz. Müslümanlar, sadece Türkiye’de yaşayan halkı bile içine alacak hacimde bir dil inşa edemediler, buna rağmen ümmetten bahsetmek çok iddialı değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir